Saturday, August 13, 2016

Suicide Squad




Dünyadaki düzenin işleyişi, sistemin devamlılığını sağlayan birtakım motivasyonlar yani kısacası yaşam dediğimiz sonsuz maceranın dengesi ''iyi'' ve ''kotü'' arasındaki iki ahlaki değerin çatışmasıyla sağlanır. Biri olmadan diğeri zayıf kalır. Ve bunlar geniş bir çerçevede ele alınabilecek olgulardır aslında. Salt bir canlı ya da güç odağı olarak karşımıza çıkmazlar. Ayrıca şu da vardır, bu iki değer o kadar esnek yapılara sahiptir ki hiç beklenmedik bir anda iç içe geçebilme potansiyeline sahiptir. Her iyinin içinde bir kötü olabildiği gibi her kötünün içinde iyi bir yan bulundurması bundan kaynaklanır.
Merakla beklenen çizgi roman uyarlamalarından olan Suicide Squad, bu etikten yola çıkarak bir farklılık yaratmaya çalışıyor. Zira her biri çeşitli suçlardan dolayı hüküm giymiş bir grup süper kötü, Dünya'yı ele geçirmeye çalışan şeytani kötüyü durdurmaya çalışırken film de bize onların içindeki ''iyi'' yanını gösteriyor. Özellikle Will Smith'in Deadshot karakterinde bunun belirtilerini görmek mümkün. Keza kendisine şeytan tarafından bahşedilen niteliklerle doğmuş El Diablo'nun kendi isteğiyle ''kötü'' tarafı seçmemiş olması gibi. Bunlar başroldeki kötü adamlarımızın duygusal zaafları olarak görülebilir.

Ancak ''kötü'' ile ''iyi'' eş değerde tutulursa işte o zaman bütün denge alt üst olur. Derinlik kaybolur. İkna edicilik zayıflar ve anlatılanlar tutarsız bir halde seyretmeye başlar. Filmin en büyük sorunu tam da bu noktada cereyan etmeye başlıyor bence. Evet başroldeki kötü karakterler boyunlarındaki mikro bombalardan ötürü onları kontrol eden kuklacıları Amanda Waller'a biat edip Dünya'yı istila eden varlıklara karşı mücadele ediyorlar. Ancak iş ''aile'' ve ''Dünya'' mefhumlarına gelince hepsinin iyi yönleri abartıya kaçarak kahramanlığa doğru iteleniyor. Son zamanlarda yapılan ve başrolde kötü adamların olduğu animasyon filmlerinde de bu sorun vardı. Bunun en büyük zararı çocuklara olur hepsinden önce. Zira bu, hayatı tozpembe yapmaktan öteye gitmez. Bu bahsettiğim animasyonları izleyen çocuk, iyi ile kötüyü ayırt etmeye tenezzül etmez. Onun için sadece ''iyi'' vardır artık. Elbette salt bir şekilde kimse iyi ya da kötü olamaz. Olmamalı da zaten. (Bu konuda Nolan'ın Batman üçlemesi ve Watchmen sağlam örnekler) Ama neden ana karakter olarak yer alan kötü adamlar her seferinde Dünya'yı kurtarmak zorunda? Süper kahramanların bu vasfı gereğinden fazla bir şekilde yerine getirdiğini düşünüyorum. Zaten gerçek dünyada bu kadar terör, savaş, çıkar ilişkileri ve kirli bir düzen devam ederken büyük perdede varsın Dünya ele geçirilsin ya da yok olsun. En azından bunun spekülatif bir şekilde de olsa karşılığını görelim artık.

Filmin bir başka sorunuysa ''iyi'' ile ''kötü''yü eş değerde tutarken aynı zamanda bu ikisini keskinleştirmesi. O da filmdeki 'şeytani kötü' faktörüyle devreye giriyor. Çizgi roman uyarlamalarındaki sığ bir şekilde resmedilen ve kahramanın önündeki ''engel'' unsuru olarak teşkil eden kötü karakterlere alışmıştık. Ama bu sığ kötü karakteri daha da beter bir performansla oynayanını ilk kez görüyoruz. Şeytani kötü Enchantress hem durduğu konum hem de kendisine hayat veren Cara Delevingne'nin performansıyla tel tel dökülüyor.O performansla karşımızda insanlığı yok edecek bir büyücü mü yoksa salsa dansçısı mı var belli değil! Yer yer Ghostbusters'ı da hatırlatıyor hatta.


Peki bu kadar sorunlu yandan sonra filmin hiç mi iyi yönü yok? Elbette var. Joker'in filmde kısa süreli yer alması ana karakterlere yer açılması için güzel bir strateji mesela. Joker'in sahneleri de gayet yeterli ve makul. Jared Leto da fena bir Joker olmamış zaten. Filmi izleten en mühim unsur kurgusu. Bu doğrultuda ana karakterlerin flashback hikayelerinin anlatıldığı geçişler, toplanma sürecinin olduğu yaklaşık bir saatlik bölüm oldukça eğlenceli. Eh, arada bazı ufak sürprizlerin çıkması da cabası. Oyunculuklara gelirsek. Çoğu kişinin hemfikir oldugu Margot Robbie'nin parmak ısırtan harika Harley Quinn performansının yanı sıra Jai Courtney, Captain Boomerang rolünde bir hayli başarılı. Will Smith ise filmi neredeyse tek başına sırtlıyor. (Tabi maalesef en çok ilahlaştırılan da o) Amanda Waller'ın tepeden tırnaga tüm yönlerini ve kendine has sosyopatlığını rafine bir şekilde yansıtan Viola Davis de unutulmamalı.

Son olarak müzikler. Fragmanında da duyduğumuz Queen'in sıradışı ''Bohemian Rhapsody''sinden Rolling Stones'un ''Sympathy for Devil''ine kadar filmin ruhuna ve öyküsüne uyan birçok şahane parça var. Hatta müziğe özellikle rock türüne ilgisi olan seyirciler, bazı ince göndermeleri yakalayabilir.

Sonuç olarak baktığımızda David Ayer'in yönetmenlik ve senaristlik konusunda ortalamanın üzerinde bir iş çıkarttığını söyleyebiliriz. Belki Enchantress için en azından iyi bir hikaye yazılsa, Deadshot'ın patetik zaafları zoraki kahramanlığı için sömürülmeseydi çok daha iyi bir çizgi roman uyarlaması izleyebilirdik. Ama olsun bu haliyle de yaz sezonunun en iyi eğlenceliği olarak izlenmeyi hak ediyor Suicide Squad.

3.5/5