Wednesday, May 11, 2016

18. Uluslararası Eskişehir Film Festivali Günlükleri: 9 ve 10 Mayıs












Kötü Kedi Şerafettin

 Genel izleğe baktığımız zaman 5 ciltlik serinin ilkini takip eden bir olay örgüsü izliyoruz. Mahallenin azgın bir diğer kedisi olan Cemil, hem kendini hem de Şerafettin abisini talihsiz bir belanın içine sürükler. Başlarına aldıkları beladan sonra peşlerine taktıkları gözü dönmüş Çizer de intikam uğruna Şerafettin ve sevdiklerinin peşine düşmeye başlayacaktır.

Ve biliriz ki Şerafettin her ne kadar kendi yöntemleriyle Çizer'e haddini bildirse de ondan bir türlü kurtulamaz. Çizer de çoğu öyküde bir şekilde dirilip karşımıza çıkar. Ancak bu süreç filmde biraz sıkıntılı işliyor. Çünkü Çizer her öldüğü sahnede, anında diriliyor ve hemen sonrasında da yeniden Şerafettin'in peşine düşmeye başlıyor. Lakin bu kaçma-kovalamaca arasında dönüp duran hikaye bir yerden sonra kendini tekrar etmeye başlıyor. Tempo ve aksiyon seviyesini daha da yükseltmesi beklenen  ''banka soygunu'' bölümü bile bu sıkıntının önüne geçemiyor. Halbuki çizgi seride Çizer yeniden dirildikten sonra mutlaka kafasında plan yapar. Bu planı uygularken muhakkak başka karakterleri de devreye sokar ve hikayenin iç aksiyonu da artmaya başlardı. Ama filmde Çizer hemen her sahnede tek başına hareket ediyor ve Okan Yalabık'ın seslendirmesine rağmen filmde tek boyutlu kalıyor.

Bunun dışında film için söylenecek pek bir şey yok aslında. Son yıllardaki animasyon filmlerimize baktığımız zaman Kötü Kedi Şerafettin adeta bir başyapıt. Türk animasyonlarında bir zirve! Karakterler ve semt modellemeleri, İstanbul'un özlenen ve aranılan atmosferi, çizgi serinin ruhunu koruyan alt kültür mizansenler (küfür, argo, Müslüm Gürses, rakı vs.) gerçekten olağanüstü. Türk standartlarında hele daha da enfes! Ayrıca filmde çok sıkı espriler ve soundtrack listesinde çılgın parçalar da mevcut. Özellikle final jeneriğindeki parçaya dikkat!

4/5


13 Minutes 

Tarihin en ünlü direnişçilerinden George Elser'ın gerçek yaşam öyküsünden yola çıkan film, ''Adolf Hitler bombalı suikastta can verseydi ne olurdu?'' sorusunun cevabını arıyor. Elser'a yapılan işkence dolu sorgu seanslarıyla, Elser'ın bu suikastı nasıl planladığıyla ilgili flashbacklerin paralleliği gayet başarılı bir şekilde kotarılmış kurguda. Keza sinematografideki renk seçimleri de öyle.

3.5/5








Sarmaşık


 
Son dönemlerdeki Türk sinemasının tartışmasız yüz akı işlerinden biri Sarmaşık. Yönetmenlik becerisinin ve senaryo yazımının bu kadar kuvvetli olduğu bir film, son 5 sene içerisindeki yerli yapımlara baktığımız zaman zor görünüyor. Gemi armatörünün iflas etmesiyle birlikte başlayan gemideki kaos ortamı kaptanla (Beybaba) beraber tayfalara da sirayet ediyor. Cenk'in, Beybaba'nın sağ kolu olan İsmail'e bilenmesi, Kürt karakterinin meçhul akıbeti ve yiyecek-içecek stoğunun azalması gerilimi daha da arttırırken erk ve erkeklik üzerinden kurulan çatışma unsurları filmi daha katmanlı ve derinlikli hale getiriyor. ''Yeni Türkiye''nin iktidar ilişkilerine dair sağlam bir temsile soyunan filmde oyunculuklar da  standartların epey üstünde seyrederken özellikle Nadir Sarıbacak, muhteşem bir kompozisyon çiziyor. Belki o filmin son 10 dakikalık final bölümü bu kadar keskin bir sinema dili kullanmasaydı daha da iyi olabilirdi ama yine de kesinlikle görülmesi gereken bir yapım.

4/5



All of a Sudden


''Köprüdekiler ve ''Hayatboyu'' filmleriyle tanıdığımız Aslı Özge'nin yeni filmi ''Auf Einmal'', bu sefer kamerasını Almanya'da yaşanan bir ''öldürülme'' vakası üzerine çeviriyor. Orta-üst sınıf bir ailenin oğlu olan Karsten'ın evinde düzenlenen partide Anna ve Karsten dışında kimse yoktur. Daha sonra Karsten'ı kliniğe doğru koşarken görürüz. Lakin saat geç olduğu için klinik kapanmıştır. Karsten, eve geldiğinde ise Anna'nın cansız bedenini görür. Karsten'ın hayatının tepetaklak olacağı süreç bu hadiseden sonra vuku bulacaktır. Defne Joy Foster'ın ölümünden sonraki süreçten esinlenen hatta kimilerine göre nemalanan bu polisiye hikaye, aslında tamamı ile toplum sisteminin eleştirisini yapıyor. Hukuk, etik değerler, sınıf ayrımı ve daha birçok unsur bu bağlamda sorgulanmaya başlanıyor. Açıkçası filmin detayına çok girmek istemiyorum. Zira hiç beklemediğiniz sürprizler var. Özellikle Karsten'ın sonradan yaşayacağı olaylar, aldığı kararlar bunun argümanlarından biri. Bu doğrultuda senaryonun çok sağlam bir şekilde yazıldığını belirtmek gerek. Keza görüntü yönetimindeki usta işi kadrajlar, renk seçimlerini de unutmamak gerek. Filmin tek handikabı, bazı sahnelerde geçen diyalogları. Örneğin mahkeme sahnesindeki diyaloglarda (son zamanlarda okuduğumuz haberlerden de olsa gerek) annenin, hakimden empati kurmasını istemesi, ''Ben de bir anneyim'' gibisinden duygusal cümleler sarf etmesi Alman kültüründen ziyade bizim kültüre daha çok hitap ediyor. Ama olsun her yönüyle izlemesi keyifli ve ilerleyen sahnelerde daha da heyecan verici bir film ''Auf Einmal''. Aslı Özge ve ekibini kutlarım.

4/5

  


Çırak 

Emre Konuk'un ilk uzun metrajı ''Çırak'' ın bütün detayları ve her türlü Freudyen okumalara açık alt metninin daha iyi görülebilmesi için filmin konusundan bahsetmeyeceğim. Ama Konuk'un ilk uzun metrajında sınırları zorladığını, kamera ve oyuncu arasında tam anlamıyla sinema diline uygun bir uyum yakaladığını söylemek lazım. Hem teknik açıdan hem de enteresan konusu itibarıyla ''Çırak'' yılın en iyilerinden biri. Özellikle başroldeki Hakan Atalay, parmak ısırtan performansıyla şimdiden umut vaat ediyor.






 4.5/5 


No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?