Sunday, May 8, 2016

18. Uluslararası Eskişehir Film Festivali Günlükleri: 8 Mayıs




Abluka


Emin Alper’in ikinci uzun metrajı ‘’Abluka’’, sinemasal anlamda doyurucu bir psikolojik gerilim sunarken; genel konjonktürde bir ‘’Yeni Türkiye’’ distopyası çiziyor. Filmi izlerken, elbet Dünya sinemasında ve hatta daha ziyade edebiyatında örneklerine çok rastladığımız ‘’distopik yapıtlar’’ birer birer önümüzden geçiyor. Ara ara ‘’Brazil’’ ve ‘’Fahrenheit 451’’e de uğruyor tabi film. Dramatik yapısından kurgusuna, sinematografından psikolojik gerilim konusundaki kendine has reflekslerine kadar her bir bileşeni tıkır tıkır işliyor. Ancak, filmin kalitesini çok baltalamasa da bazı karakter gelişimlerinde sorunlar olduğunu söylemek lazım. Mesela Meral ve Ali karakterleri, bariz bir şekilde, filmin ikinci yarısında hikâyeye ağırlıklarını koyamıyorlar. Evet, gizemli şekilde senaryo gereği ikisi de ortadan kayboluyor ama neden böyle bir şeye zemin hazırlandığını tam olarak kestiremiyoruz. Her şey bir yana alegorik olması sinemasal açıdan daha lezzetlli ve cazibeli. Bunu da not düşelim.

4.5/5







Hitchcock/Truffaut


Online sinema mecrasında önemli bir yere sahip olan ''Arka Pencere'' dergisinin sloganı şöyledir: ''Hitchcock'u sevmeyen sinemayı da sevemez''. Sanırım bundan dolayı olsa gerek bir başka auteur François Truffaut, Hitchcock'un gelmiş geçmiş en iyi yönetmen olduğunu kanıtlama adına kendisine bir röportaj teklifinde bulundu. Bu sıradan bir Hitchcock röportajı değil aynı zamanda 1 haftalık sürecek koca sinema tarihinin de değerlendirildiği bir antoloji olacaktı. Ünlü sinema yazarlarından Kent Jones, Truffaut'un sinema tarihi adına mühim bir belge niteliğinde kitap haline getirdiği bu sohbetleri belgeselleştirerek sinemaseverler adına büyük bir yapıma imza atıyor. Üstelik sadece bu iki müthiş yönetmenin nefis sohbetini değil, ek olarak eski ve yeni dönemden usta yönetmenlerin de Hitchcock'a ve onun sinemasına bakışını izleme şansına nail oluyoruz. İlerleyen kısımlarda Alfred Hitchcock'un iki önemli eseri ''Psycho'' ve ''Vertigo''nun sinema tekniği ve tarihi açısından ele alındığı bölümlerde (elbette o filmlerdeki sahnelerin de paralel bir şekilde sohbetlere eşlik etmesiyle) sinemaya olan aşkınız kabarıyor, beslediğiniz yoğun duygular daha da artıyor. Özellikle David Fincher ve Arnaud Desplechin'in görüşlerinde bunu daha iyi hissediyorsunuz bence. Kısacası soluksuz bir mükemmellikte, tarifi zor bir güzellikte bu belgeseli kaçırırsanız üzülürsünüz. Hele de sinemaya ve onun sanatına yoğun bir tutkuyla bağlıysanız...

5/5






Death in Sarajevo



Gavrilo Princip ismini duyunca aklınıza neler geliyor? Dünya tarihinde milyonlarca insanın ölümünüe neden olmuş, pek çok devletin parçalandığı bir savaşın başat teröristi mi yoksa Sırpları kurtaran gerçek bir kahraman mı? Açıkçası filmi izlerken bu tartışmaların daha da derinleştiği bir senaryo bekledim. Ancak sonradan bunun Bernard Henri Levy'nin ''Hotel Europe'' adlı tiyatro oyunundan uyarlandığını öğrenice senaryonun bir nevi süsü olduğunu fark ettim. 1914'ün yüzüncü yıl kutlamaları sebebiyle bu otelin çatısında Princip ve Birinci Dünya Savaşı'nın tartışıldığı bir TV programının çekimleri vardır. O programa Princip'in aynı adı ve soyadını taşıyan bir Sırp milliyetçisi katılır. Sunucu ve genç arasındaki tartışma o kadar büyür ki reklam arasında bile devam eder. Tarihin sorgulandığı, kimin masum kimin terörist sorunsalının çözüme kavuşacağı sırada bu sefer de Hotel Europe'daki olaylar başlar. Greve hazırlanan işçilerin eylemine taş koymak isteyen otel sahibi,  mafyatik tipli adamları devreye sokar. Otel koridorlarında geçen bu aksiyon dolu dakikaları da görüntü yönetmen, Erol Zubzevic'in kamerasıyla soluk soluğa bir şekilde takip ederiz. İlerleyen kısımlarda bir koridordan başka bir koridora geçişlerde sunulan plan sekans estetiği bu heyecanı ikiye katlar. Evet görsel açıdan seyir zevki yüksek bir film olduğu aşikar ama Gavrilo Princip meselesi biraz havada kaldığı için ağızdaki kekremsi bir tatla salondan ayrılmanız da olası.

3/5


















No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?