Sunday, April 24, 2016

A Hologram for The King


 


Wachowski Kardeşlerle birlikte çektiği o tartışmalı, derin ve komplike hikaye yapısına sahip ''Cloud Atlas'' filminden 4 yıl sonra Dave Eggers'ın yoğun ilgi gören aynı adlı romandan uyarladığı ''A Hologram for The King'' ile bir kez daha karşımızda Tom Tykwer. Hollywood'un belki de en sempatik aktörü Tom Hanks'in başrolde olduğu filmde kariyer ve evlilik hayatında dibi boylamış bir iş adamı olan Alan Clay, şirketinin geliştirdiği bir IT ürününün satışı için, takım arkadaşlarıyla birlikte Suudi Arabistan'a gider. Amacı hologram teknolojili bu ürünü, yapacağı sunum neticesiyle Kral'a satmaktır. Ancak ne var ki Kral'ın sürekli şehir dışında olması, Clay'e musallat olan ne idüğü belirsiz kiralık şoför, zayıf internet bağlantısı gibi bazı aksilikler Clay'in işini bir süre sekteye uğratacaktır.

Filmi buraya kadar genel bir çerçevede ele aldığımızda, Avrupa sinemasında epey rağbet gören ''Feel-Good'' filmlerinin formüllerini başarılı bir şekilde uyguladığını ve mümkün mertebe bu çizginin dışına pek çıkmadığını görüyoruz. Hatta bu kısma kadar filmin tek handikabının, Clay'in başına gelen aksiliklerin mütemadiyen tekrarlanması (hem de bunun slapstick bir mizah anlayışıyla desteklenmesi) diyebilirdik. Ancak, Clay'in sözde yol arkadaşı Yousef ile birlikte kutsal topraklara girdiği bölüm itibarıyla işin rengi hepten değişiyor. Tykwer'ın bir yere kadar bize yansıtmaya çalıştığı ''kişisel gelişim'' temasına yakın keyifli hikayesi bu andan itibaren yerini oryantalist bir bakışa bırakıyor. Genel olarak bakıldığında din üzerinden ötekileştirme, muhafazakarlık gibi temalar üzerinden Tykwer'ın eleştirel bir taşlamaya soyunduğu söylenebilir ama bunu biraz daha yumuşatmak adına işi makaraya, bayat esprilere bağlamak biraz tutarsız duruyor. Kaldı ki Alan Clay'in ''kendini bulma'' yolculuğu, Tykwer'ın biraz bu türden gireyim, biraz şunu eleştireyim gibisinden hikayeyi  eklektik bir kargaşaya doğru sürüklemesinden mütevellit havada kalıyor. Yani ne Tykwer'ın eleştirisi ne de Alan Clay'in geçirdiği dönüşüm elle tutulur bir tatmin olmuşluk yaratamıyor.


Tom Hanks'e gelecek olursak, rol aldığı her filmde, canlandırdığı her karakterde Hollywood'un ve elbette Amerikan toplumunun en sevdiği aktörlerdendir kendisi. Aslında böyle bir hikaye için de gayet biçilmiş kaftan. Lakin Hanks'in performansı bir yerden sonra filmi kurtarmaya yetemiyor. Duygu aktarımlarını zamanında verememesi, her sahnede abartılı mimik kullanımı ve canlandırdığı karakterin geçmişinin muğlaklığı gibi birçok unsur var bu bağlamda.

Velhasıl, ''A Hologram for The King'' gayet başarılı bir ''Feel-Good'' filmi olabilecekken demode mizahı ve zorlama oryantalist taraflarıyla resmen bu fırsatı kendi elleri tepiyor. Ve maalesef bir yerden sonra Hanks bile filmi kurtaramıyor. Görüntü yönetimi ve kurgunun katkısıyla kendisini izlettiriyor sadece.

2.5/5




Saturday, April 16, 2016

Küçük Esnaf





Yılmaz Erdoğan'ın kurduğu BKM Mutfak, ''Çok Güzel Hareketler Bunlar'', ''Güldür Güldür'' gibi televizyona özel hazırlanan ve sahnede gerçekleşen skeç şovların yolunu açtı. Özellikle bu iki şovun beğenilen oyuncuları, yine arkalarına BKM'yi alarak kendi senaryolarını yazdıkları filmlerde boy göstermeye başladılar. Küçük Esnaf da bu yeni yetme ağırlıklı komedilerin son halkası. Senaryosunu İbrahim Büyükak ve Zeynep Koçak'ın yazıp başrollerini paylaştıkları Küçük Esnaf, çilingirlik yaparak hayatını kazanan Berhudar'ın bir şekilde mafyaya bulaşmasıyla başına gelen komik olayları konu alıyor.
Türk Sineması'nda komedi deyince aklımıza iki temel formül gelir. Biri köyden ya da taşra hayatından büyük şehre gelerek kendi arabesk hayatını oraya taşımaya çalışan ve tutunmaya çalışan küçük insanların trajikomik hikayeleri, diğeriyse mafyaya kafa tutan ya da ona bir şekilde bulaşan saftorik ve bir baltaya sap olamamış ana karakterlerin başına gelen olaylar silsilesi diyebiliriz. Küçük Esnaf da ''mafyaya bulaşma'' hikayesinin formüllerini eksiksiz bir şekilde yerine getirirken senaryo matematiğine de olabildiğince sadık kalmaya çalışıyor. Zira son yıllarda çekilen komedi filmlerinde bariz bir senaryo zaafiyeti görülüyordu. Evet belki bahsettiğimiz Düğün Dernek, Bana Masal Anlatma mizah açısından Küçük Esnaf'ı gölgede bırakma potansiyelleri fazla yapımlar lakin senaryoları belli bir dramatik yapı bütünlüğünden yoksundu. Olay örgülerinin skeçler şeklinde ilerlemesi bunun bir tezahürü mesela. Küçük Esnaf'ın, slapstick diye tabir ettiğimiz ''durum komedisi'' anlayışını seçmesi biraz demode duruyor ama bizim için önemli olan bunu hakkını vererek yapması ve diğerleri gibi skeçlerden oluşmaması.

Filmin bir diğer olumlu yönü dengeli bir mizah çizgisi tutturması. Son yıllarda örneklerine sıkça rastladığımız, dizi estetiğinde çekilmiş, küfre bel bağlayan, cinsiyetçi ve karakter yaratımından aciz tiplemenin ötesine geçemeyen komedileri baz alırsak ''Küçük Esnaf'' biraz daha nefes aldırıyor bize. Ama bu filme bir yandan ister istemez dezavantaj bir nokta katıyor. Çünkü film, kendi oluşturduğu mizah anlayışının ve hikayenin ötesine geçemiyor. Hatta filmdeki bazı komik anlar bile yeterince değerlendirilemiyor. Üzerine sözlü espriler yapılmadığı gibi (bir iki sahne dışında) tespitler konusunda da sınıfta kalıyor. Ayrıca 2 saate yakın sürenin ciddi bir handikap oluşturduğunu da belirtmek gerek. Uzadıkça uzayan muhabbetler, kaçma-kovalamaca sekansları gerçekten seyri bir süre sonra yorucu hale getirmeye başlıyor.

Her şeye rağmen bahsettiğimiz tüm bu olumsuz detaylar filmin kalitesini ve temiz komedi anlayışını baltalamadığı gibi yan rollerin (Cengiz Bozkurt, Erdal Tosun, Gupse Özay vs.) eğlenceli performanslarına İbrahim Büyükak ve Zeynep Koçak'ın tüm naiflikleriyle eşlik ettiğini hatırlatalım.

3/5


Friday, April 15, 2016

Memleketin en iyi 10 radyo programı



90’lı yıllarda özel tv ve radyo kanallarının açılmasıyla eğlence anlayışımız değişmiş, monoton hayatlarımıza yeni alışkanlıklar kazandırmıştık. Özellikle işe/okula gidip gelenler, geceleri uyuyamayanlar ve yurtlarda kalanlar için radyo dinlemek sıradışı bir eğlence kaynağıydı. Mikrofonun ardında okuduğu şiirlerle kalplerimize dokunan da oldu; yaptığı esprilerle çenemizi çatlatan da… Ama şimdi devir değişti. Frekans bantları yerini neredeyse dijital platformlara bırakmış durumda. Yine de 90’lı yılların şampiyonlar ligi kadrolu BEST FM, Radyo Klas ve Super FM gibi kanalların efsane radyo programcıları halihazırda yayınlarını sürdürmekte. Ve tabii ki yeni programlar da giderek artıyor. İşte böyle bir çeşitlilikte sıkı bir radyo dinleyicisi olarak memleketin en iyi 10 radyo programını sizler için derlemek istedim. Biliyorum buna benzer seçkiler Hürriyet ve Onedio’da yapıldı. Naçizane bir tane de ben yapmak istedim...



                                                                                                        



90’lı yılların ortalarında Radyo ODTÜ’de yayına başladıklarından beri başta Ankaralılar olmak üzere inanılmaz bir hayran kitlesine ulaşan Modern Sabahlar, programı hazırlayan Ege Kayacan, Fahir Öğünç ve Oktay Demirci beylerin kendi aralarında tamamen güncellikten uzak eksantrik konularla ilgili yaptığı sohbetleri, geleneksel talk-radio ve mizah anlayışını eğip bükmeleriyle biliniyor. Programın tarzını yansıtan ve genelini Ege Kayacan’ın söylediği şarkılar da programın dinamizmine dinamizm katıyor resmen! Modern Sabahlar, her ne kadar ‘’aynısını’’ yaptığını iddia etse de bir radyo programından fazlası olduğu kesin.
Hafta içi her sabah 07:00-10:00 arası JoyTurk’te



                                                                                           






Radyoculuk kariyerine Alem FM’de başlayan ve şimdilerde Show Radyo’da yayınlarını sürdüren Zeki Kayahan Coşkun, meşhur programı Matrax’ta adeta sokağı radyoya; radyoyu da sokağa taşıyor. Telefonla bağlanan dinleyicilerine ilginç aktiviteler yaptırıyor. Karnı aç olanı doyurmadan tutun da dışarı bornozla çıkartmaya kadar… Özellikle anneye çatma bölümlerinde kahkahalarını tutabilene aşk olsun! Bunun yanı sıra hapishanelerden yurtlara kadar geniş bir kitlenin dinlediği Matrax’ta Zeki Kayahan, yer yer toplumsal boyutları ağırlıkta olan (sağlık, insan hakları, eğitim, vs. ) meselelere duyarsız kalmayarak onları programında masaya yatırıyor. Artık amme hizmeti mi dersiniz yoksa sosyal sorumluluk mu ama Matrax, 20 yılı aşkın süredir radyoculuk alanında ezber bozmaya devam ediyor. Kafanızın hayrolmasına vesile olan maskot dinleyiciler de cabası.
Hafta içi her gece 22:00-01:00 arası Show Radyo’da



                                                                                                     






Türk radyolarında bir kilometre taşı olan Nihat Sırdar ve ‘’Sivrisinek’’ sesli bir başka radyo programcısının 20 yılı aşkın süredir hazırladığı bu efsane programda Sırdar ve Sivrisinek, günlük konular üzerine dinleyicilerden gelen komik mesajları daha da komik bir şekilde değerlendirerek programın mizah seviyesini katbekat arttırıyorlar. Bazen ikilimizin zıt düştüğü durumlarda birbirleriyle yaptıkları tatlı atışmaları programı daha keyifli hale getirse de Nihat’la Sivrisinek’in en büyük motivasyonu konuşulan önemli konuları (daha ziyade siyasi ve toplumsal) dinleyicilerine unutturmamak oluyor. Programın, akşam trafiğinde en çok dinlenenler arasında zirveyi hala kimseye kaptırmadığı da cabası.
Hafta içi her akşam 18:00-20:00 arası Show Radyo’da



                                                                                                       






15 yıl aradan sonra Okan Bayülgen’in radyoya geri döndüğü program olan Talk Radio, Oliver Stone’un aynı isimli filmindeki radyocunun programına çok benziyor aslında. Bu programda da Bayülgen ve ekibi (Burcu Bakdur, Umut Uslusoy, Ege Esen ve telefonlara bakan ‘’Terbiyesiz’’ lakaplı Tuba Demir) entelektüel kulvarlara dalıyor, yumuşak karın mevzulara değiniyorlar. Cinsellikten sağlığa, sanattan bilime hayatın içinde olan ama çok da konuşulmayan ya da konuşulmasından çekinen bu tür konular Okan Bayülgen yorumuyla radyoda yeniden gündeme geliyor. Burcu Bakdur’un şen kahkahaları, dil sürçmeleri ve yanlış anlamalarının programın neşesine neşe kattığını da hatırlatalım.
Hafta içi her akşam 18:00-20:00 arası Virgin Radio’da




                                                                                                        








Kadir Çöpdemir ve Pascal Nouma’nın mizah ve bilgi birikimi konusundaki tüm hünerlerini sergilediği AraGaz, sabah yorgunluğunu, trafik stresi sorununu kökünden alıyor, uyku mahmurlarına pozitif enerji yükleyerek onları ayağa dikiyor. Dış gündemin politik sorunları, magazinsel gelişmeleri Kadir Çöpdemir ve Pascal Nouma’nın bakış açısıyla yorumlanıyor. Hepsi bununla sınırlı değil. Kadir Çöpdemir’in nev-i şahsına münhasır arabesk şiirleri, özellikle Darth Vader ve Barrack Obama ile yapılan telefon görüşmeleri, Dilber Kortaylı ve Büyük Başkan Saint Thunderbolt gibi alanında uzman (!) konukların tavsiyeleri ve Cuma gününe özel parodisi bol radyo tiyatroları da programın çekiciliğini arttıran diğer unsurlardan.
Hafta içi her sabah 06:30-09:20 arası Metro FM’de



                                                                                                        








Güven Erkin Eral’ın samimiyetle hazırlayıp sunduğu nefis radyo programı. Haftanın en sıkı onlusu, alternatif gruplar ve yeni parçaların yer aldığı programda Güven Erkin Eral, haftanın öne çıkan edebiyat dergilerine, fanzinlere ve çizgi romanlara da değinmeyi ihmal etmiyor.
Her Cumartesi 23:00-01:00 arası Radyo D’de

















                                                                                                        




Nihat Sırdar’ın bu sabah programını diğerlerinden ayıran iki temel unsur var: ‘’Gündem ve muhalif mizah’’ Aslında programın matematiğini de iyi ayarlıyor Sırdar. İki saatlik programın ilk bir saatlik diliminde siyasi ve yerel haberleri sunarken bir yandan da bunları hicvediyor. En çok beslendiği malzeme ise genelde ‘’Canikosu’’ diye tabir ettiği rantçılar ve onların ‘’icraatları’’ oluyor. Kalan bir saatte de Nihat Sırdar, gündemde taze olan bir gelişmenin içerisinde dikkat çeken bir cümleyi ya da kelimeyi ‘’hashtag’’ yapmak suretiyle ana konusu haline getiriyor ve dinleyicilerinden de bu hashtag üzerine mesajlar göndermesini bekleyerek programı hazırlıyor. Böylelikle hem gündemden kopmuyorsunuz, hem neşeniz yerine geliyor hem de bir nebze olsa trafik çilesini unutuyorsunuz. Sırdar’ın komik şarkılar da çaldığı programın bu kadar eğlenceli olmasında dinleyici kitlesinin konulara ve programın ironik-eleştirel mizah anlayışına ters düşmediğinin de altını çizelim.
Hafta içi her sabah 07:00-09:00 arası Show Radyo’da



                                                                                                        






Haftanın son gününde Güçlü Mete ile bir zaman yolculuğu yapmak ister misiniz? Öyleyse Sarı Tramvay tam size göre bir radyo programı. Mete, her programda geçmişten bir tarih seçiyor ve dönemin ruhuna uygun nostaljik parçalar eşliğinde o tarihte yaşanan önemli gelişmeleri, vizyona girmiş filmleri, televizyon programlarını, spor müsabakalarını, ekonomi durumunu vs. anlatıyor. Ve programın başında tarihi seçtikten sonra dinleyicilerine soruyor: ‘’Siz o tarihte kim bilir neler yapıyordunuz?’’ 45’lik niteliğinde nostaljik radyo programları arasında 20 senedir bence en iyisi.
Her Pazar 21:00-23:00 arası Show Radyo’da








                                                                                                        




Karnaval radyolarının en seçkin radyolarından biri olan ve en meşhur caz müzisyenlerini buluşturan JoyJazz’de hakikaten çok sağlam ve keyifli caz programları var. Bunlardan en nitelikli olanı bence iç mimar ama aynı zamanda caz tutkunu olan Levent Parman’ın hazırladığı Old School programı. Levent Parman her Salı JoyJazz’de caz müziği tarihin sayfalarını çeviriyor ve müthiş bir kolaborasyon sunuyor bizlere. Nadir konser, kulüp kayıtları ve farklı temalarıyla Old School, ‘’caz’’ın en akustik olduğu dönemlerini yaşatıyor her hafta.

Her Salı 21:00-23:00 arası JoyJazz’de



                                                                                                                                                                                                                                                                            







Kadın-erkek ilişkileri ülkemizdeki komedyenlerin olmazsa olmaz ana malzemelerinden. Bunu radyoda yapan programcıların sayısı da azımsanamayacak düzeyde. Bay J, Muzo hatta Hopdedik Ayhan da yayınlarında sıkça bu konudan besleniyor. Geveze de öyle. Ama o kendi adını taşıyan şovunda bunu tespitleri ve esprileriyle dinleyicilerine anlatmak yerine daha uygulamalı ve yaratıcı bir yol izliyor. ‘’Kız Muhabbeti’’ bölümlerinde yayınına birkaç kadın dinleyici alıyor. Ve Geveze, bu kadınlara kadın-erkek ilişkileri konusunda en çok ters düşülen konuları, spesifik anlaşmazlıkları soruyor. Onlar da teker teker cevaplıyor. Verilen cevapların çoğu da programın mizahını daha doğal hale getirmiş oluyor. Bazen bu sohbetlere Koray Neyim ve Sinan’ın eşlik etmesi mizah düzeyini biraz daha arttırıyor. Programın olmazsa olmaz doğum günü şakalarını da unutmayalım tabi. Ama bence Geveze Show’un asıl alamet-i farikası Geveze’nin program sonunda anekdot niteliğinde anlattığı hikayeleri. Bazen hikaye yerine, gözden kaçan konuları hikayeleştirerek anlatıyor Geveze. Hem de çok yumuşak ve düzgün bir üslupla yapıyor bunu. Sabahları güne enerjik başlamak için son derece ideal bir program.

Hafta içi her sabah 06:30-10:00 arası Virgin Radio’da