Tuesday, June 23, 2015

Ters Yüz: Biraz da içeri bak





        Bizim toplumumuz başta olmak üzere tüm toplumların farkında olmadan yarattığı problemler var. Bu problemlerin geneli belli bir komplekse sıkışıp kalmayla açıklanabilir bence. Birkaç dakika düşünün mesela. Bizim bu dünya hayatındaki nihai gayemiz nedir? Mutlu olmak değil mi? Her türlü dert ve tasadan uzak, maddi kaygıların olmadığı, kimsenin rahatsızlık vermediği ve bir an olsun sıkılmayacağınız, öfkelenmeyeceğiniz, endişe duymayacağınız ya da hüzne kapılmayacağınız bir hayat! Mütemadiyen mutlu olmaya kanalize olduğumuz bir hayatı yaşamak büyük bir problemi doğuruyor başta. Bir diğer açıdan herkesin aynı milliyete, aynı dine mensup olup; aynı dili konuşup, aynı şeyleri düşünmelerini istemenin de bu ilkeden pek bir farkı yok. Hâlbuki yaşadığımız dünyanın yegane dengesini tezatlıklar oluşturuyor. Beyaz-siyah, iyi-kötü, neşe-üzüntü gibi birbirine bağlı olgusal bu zıtlıklar olmadan nasıl yaşanılır ki? Nitekim bu hayatta doğru olduğu gibi yanlışlar da mevcut. Zaten en sağlam gözlemler yanlışlardan çıkmıyor mu? Animasyon filmler külliyatında 4 şahane PIXAR yapıtında rolü bulunan ( Yukarı Bak ve Sevimli Canavarlar’da yönetmenlik ve senaristlik, Oyuncak Hikayesi ve Wall-E’de senaristlik) Pete Docter’in yeni animasyon filmi Ters Yüz, yukarıda bahsettiğim evrensel meseleyi o kadar parlak bir fikir ve zekice bir mizahla yansıtıyor ki, küçük seyirciler kadar yetişkinleri de hemen içine alabiliyor.

     Ters Yüz, insan zihninin belirleyici ögelerinden oluşan beş temel duyguyu çıkış noktası olarak baz alıyor ve alt metnini bu duygular üzerine inşa ediyor. Temelde izlediğimiz de Neşe ve Üzüntü adlı duygusal tiplemelerin arasındaki çatışma. Ama hikayenin öteki kanadında da bir çocuğun büyüme sancılarını izliyoruz. 11 yaşındaki Riley, ailesiyle Minnesota’dan San Francisco’ya taşınmışlar. Haliyle Riley’nin beynindeki ana kumanda merkezinde bariz bir bocalama var. Riley’nin bu travmayı atlatması çok zor. Bu kumanda merkezinde Öfke, Korku, Tiksinti, Üzüntü ve Neşe adlı beş duygu var. Neşe de kumanda odasının beyni aslında. Çünkü Riley’nin sürekli mutlu olmasını istediği için her türlü yetkiyi o veriyor. Riley’nin davranışlarına o yön veriyor. Anlayacağınız Neşe, obsesif, kontrolsüz ve kompleskli bir tipleme. Arada Korku, Tiksinti ve Öfke de gerektiği yerlerde olaya müdahale ediyor. Ancak, Riley’nin hayatı olumsuz şekilde etkileneceği düşüncesiyle, Üzüntü ikinci plana atılan bir duygu tiplemesi. Zaten bütün problemler de bilhassa Neşe’nin, Üzüntü’yü pasifize etmeye çalışmasıyla baş veriyor.


YAZININ DEVAMI BU AKŞAM POPÜLER SİNEMA'DA...

No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?