Tuesday, September 30, 2014

"Pek Yakında" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Kerem Akça: Pek Yakında, Yeşilçam'a dair hoş iğnelemelerle dolu, boş atış yapmayan, iyi hesaplanmış ve kaliteli bir Cem Yılmaz komedisi olmuş.

Halil İbrahim Sağlam: Pek Yakında, sinema sektörüne, Yeşilçam'a, yıldız sistemine, korsan dvd piyasasına göndermeleriyle, aniden karşımıza çıkan sürpriz isimlerle keyifli olmayı başarabilen bir aile komedisi. Özellikle Zafer Algöz, Çağlar Çorumlu ve Zerrin Tekindor çok iyi. Sinematografisi ve sanat yönetimi Wes Anderson filmleri tadında rengarenk, içinde barındırdığı sıcak ve güzel anlar var fakat 130 dakikalık süresinde dram ve komediyi harmanlarken denge sorunu yaşadığı anlar mevcut.

Janet Barış: Cem Yılmaz'ın Pek Yakında'sı Eşkiya göndermeli Yeşilçam'a saygı filmi olmuş, biraz da tatlı olmuş. Cem Yılmaz filmlerinde en çok sevdiğim şey adamın sinemayı ne kadar sevdiğini anlıyor oluşumuz, her şeyden önce çok özen gösteriyor adam.

Soner Yıldırım: Pek Yakında'yı gördük. Sıcaklığını, Türk sineması referanslarını sevdik. Film, kötü adamı gözünde bu kadar büyütmese daha da severdik.

Rıza Oylum: Pek Yakında filmi, içerdiği Türk sineması göndermeleriyle sinemamızın 100. yılına keyifli bir armağan olmuş. Görselliği, mekanları ve renk kullanımıyla çok profesyonel bir yapım. Cem Yılmaz karakter oyuncusu olmanın ne demek olduğunu gösteriyor.

Banu Bozdemir: Pek Yakında pek bi iyiydi. Cem Yılmaz sinema sektörünün kalbine dokunarak güzel bir film yapmış.

Enes Hadzibegovic: Sinemaseverler için güzel referanslar barındıran, oldukça akıllı bir adamın elinden çıktığını da belli eden bir film. Fakat Cem Yılmaz oldukça iyi başlattığı öyküsünü toparlamakta biraz acele ediyor ve bu durum filmin kafasını biraz karıştırıyor. Yine de keyifle ve sıkılmadan izleyebileceğiniz bir film. Yeşilçamın sıcak aile filmlerine göz kırpması da ayrı bir güzel.

Alper Turgut: Salonda Cem Yılmaz, benim için Alper'in beğenmesi önemli dedi, o vakit yanıt veriyorum; "Pek Yakında" kesinlikle en sevdiğim filmi oldu.

Ahmet Kamil Taşkın: Gülümseten, samimi bir film olmuş Pek Yakında. Cem Yılmaz hem kendine hem Türk sinemasına güzel göndermeler yapmış. Konuk oyuncular filme çok renk katmış ama reklamdan sponsordan da geçilmiyor ki bununla da dalga geçmiş. Özet, izleyin.

Serdar Akbıyık: Türk sinemasının 100. yılını atmasyon panellerle kutlamaya çalışanlara en iyi cevabı Cem Yılmaz "Pek Yakında" filminde vermiş.

Kaan Kavuşan: Ne Hokkabaz ne Gora. İkisinin arasında bir film Pek Yakında. Kendine has anları olan ama Cem Yılmaz daha iyisini yapabilirdi dedirten bir film.

Başak Bıçak: Pek Yakında, Türk sinemasının içinden, onu hem yeren hem de öven sıcacık bir filmdi. Diğer filmleriyle karşılaştırmaya gerek yok, çok sevdim.

İnci Tulpar: Pek Yakında'yı sevdim. İyi iş olmuş, sektörün derdini Zafer'in derdine katıp pek güzel anlatmış. Aşk, Komedi, İntikam, Polisiye.

Gözde Özen: Cem Yılmaz sinemayı seviyor, ben de onu seviyorum. Hem "kötüler koşuyorsa iyiler yürüyebilsin" değil mi?

Elçin Yahşi: Pek Yakında pek güzeldi. Bir baktım ağlıyorum bazı sahnelerde. Hokkabaz'ı çok severdim, onun gibi ama sinemaya ilanı aşk eden bir film.






Saturday, September 27, 2014

FilmEkimi'nde Bunları Görmezseniz Olmaz Derim...




   Aslında aşina olduğunuz FilmEkimi listelerinden biri bu. Yani naçizane ama yine arada görmediğiniz bir film çıkabilir. Listeyi şimdilik 10 ile sınırladım ama bazı filmlerin istisnaları var.Misal Yıldız Haritası ve Kirli Para önümüzdeki aylarda vizyona da girecek. Kim Ki Duk'un Bire Bir'i ve Jean-Luc Godard'ın Dile Vedası diğer bu 10 filmden fırsat bulunursa izlenilsin tabi. Bonus olarak da Mısır Adası ve Mezara Kadar derim.Hadi şimdi şu top 10'a bakalım.Filmlerin tüm detaylarına buradan ulaşabilirsiniz: http://filmekimi.iksv.org/tr/filmler       






                         1)LEVIATHAN



        

                          2)ÇOCUKLUK

 
                       

                           3)BEYAZ TANRI


                  



                                                     4)WHIPLASH




              5)İNSANLARI SEYREDEN GÜVERCİN


                                  6)BUZ,KAR VE İNTİKAM



                                                       7)BAY TURNER



                                     8)İKİ GÜN BİR GECE



                               9)MOMMY



                            10)PASOLINI


 


               
                                                       

                                                            
                                                       

Sunday, September 21, 2014

Lucy: İnsan Beynin Sınırlarını Aşarken Kayışı Koparmak


        

                
                

                 Konumuz şöyle, Tayvan'da yaşayan Lucy, erkek arkadaşının kazığıyla Asyalı bir mafya grubunun eline düşer. Asyalı mafya grubu Lucy'nin karın boşluğuna küçük bir operasyonla CPH4 adlı sentetik bir uyuşturucu dolu paketi yerleştirirler. Maksat teslimat kolaylaşsın ve açık vermesin. Olayların sonrasında ise bu uyuşturucu Lucy'nin vücuduna nüfuz etmesi beklenmedik bir reaksiyona yol açarak beyninin optimum kullanma sınırını (%10) mübalağalı bir şekilde aşmasıyla birlikte kendisini kullanan mafyadan intikam almasını ve yaşadığı hayatın sığlığını bambaşka bir boyuta çevirmesini izliyoruz. Öte yandan Morgan Freeman'ı eksantrik bir şekilde profesör rolünde (!) görürken onun insan beyni, evren ve yaratılış hakkındaki tezleri filmin ciddiyet ve absürtlük arasındaki ince çizgiye ait duruşunu zedeliyor.

               Açıkçası, bu film asgari düzeyde de olsa soğukkanlı bir şekilde izlenmeli. Neden mi? Çünkü üstünde durulması gereken ciddi bir bilimsel konu, popcorn sinemasının olmazsa olmaz aksiyon unsuruyla birleştirilmeye kalkışılmış. Haklı olarak insanın kafası karışıyor ve film hakkındaki düşünceleri değişmeye başlıyor.

               Filmin zaten yaptığı en büyük yanlış, Luc Besson'ın senaryo ve kurgusuyla ahkam kesmesi. Sadece evrim ve uzay hakkındaki göndermeleriyle Kubrick'e (Stanley) değil bütün bu meseleyle haşır neşir olanlara kesiyor bu ahkamı. Zaten filmdeki profesörün tezleri, kanıtları bir yerden sonra tutarsız giderken, bu insan beyninin %100'ünü kullanma olayının da filmin finale doğru sarpa sararak çuvalladığını söylemek mümkün.

               Ancak şu var ki filmin doğa belgesellerindeki 'vahşi doğa' sahneleriyle kurduğu paralel kurgu çok başarılı. Lucy'ye doğru yaklaşan mafya adamlarıyla akabinde karşımıza çıkan leoparın geyiğe doğru adım adım yaklaşması bunun en sağlam örneği. İkide bir su içmeye kalkan maymun adam adeta ''2001:Bir Uzay Macerası''nın parodisini yapsa da yakışır kalmamış bu durum.

               Aslında her büyük yönetmenin mutlaka bir tane de olsa zayıf filmi vardır. Ama Besson ve Lucy'yi birlikte düşündüğümüz zaman aynı şeyi söylemek güç. Zira Lucy gibi hezeyanlıklar silsilesiyle dolu bir film için en yapıcı sıfat, ''Besson'ın en çıldırdığı filmi'' olur herhalde.

                Oyunculuklar açısından zaten karşımızda en gözde oyunculardan Scarlett Johansson ve Morgan Freeman var.Johansson, filmin bütün ritmini hat safhada kullanırken açıkçası Freeman'ın profesör tipi biraz sönük kalıyor.Filme tam yedirilememiş bence.

                 Kısacası, Luc Besson yaz aylarının oldukça rağbet gören popcorn sinema anlayışından faydalanarak ortaya karışık bir iş yapmış. Zaten Besson da kasıtlıca konuyu es geçerken, elindeki malzemeyi de iyice sömürüp eğlence ve saçmalığın dibine vurarak ''Limit Yok'' filminde tutan formülü başka bir pencereden anlatmaya çalışmış. Ama keşke bunu daha bilimsel bir dilde anlatsaymış. Veyahut Lucy'ye daha çok olanak tanıyıp onu bir ölüm makinesine dönüştürüp ortaya 2 kat daha fazla aksiyon çıkartırdı.Beğenmemekle beraber filmi saçma bulsam da yer yer eğlendiğimi belirtmeliyim.O yüzden az çok benzer yorumlarla filmden ayrılacağınıza emin olsam da aklınızda kalmasın, görün derim. 


            Filmin Notu:5/2
            twitter.com/FilmNotlari