Saturday, August 23, 2014

22 Ağustos Vizyonunda Görülmeye Değer 2 Film



                   SİN CİTY'NİN KENDİNE HAS GRAFİK AMBİANSINI BİR KEZ DAHA TATMAK İSTEYENLER İÇİN
9 yıllık uzun bir aradan sonra Frank Miller ve Robert Rodriguez'in ortaklığıyla film-noir türünün çizgi roman estetiğiyle harmanlanıp, grafik şiddetle desteklendiği bir başyapıt olan Günah Şehri'nin yeni filmi, ''Uğruna Öldürülecek Kadın'' bugünden itibaren vizyona girmiş durumda.
Günah Şehri'nin diğer çizgi romanlardan en önemli farkı aslında orada yaşayan her bir karakterin kendi kurallarını kendi koyması. Polislerin bile adaleti sağlayamadığı, türlü türlü yozlaşmalarla tam bir suç çöplüğüne dönen Basin City'de orayı çekip çevirecek, düzene sokacak süper kahraman olmaması da burada ayrı bir detay. Kült bir çizgi roman şehrine dönüşen Gotham City bile Basin City'nin ve meşhur Kadie's Barı'nın yanında Metropolis gibi kalıyor.
Bu filmde ilk filmdeki gibi farklı hikayeleri bünyesinde barındırsa da aralarındaki komplike ve paralellik çok iyi işlenememiş doğrusu. Bu yüzden her bir hikâyenin finali aceleye getirilmiş gibi bir izlenim bırakıyor bizde. Zaten bu noktada yatan sorun da filmin ana hikâyesini ve ilk filmin devamını getiren olay örgüsü arasındaki bağı iyi kuramamasından kaynaklanıyor.
Bunun yanında ilk filmle kıyaslamayı bir kenara bıraksak bile kendi içinde elle tutulur, etkileyen ve eğlendiren karakter sayısı oldukça asgari düzeyde. Bu grubu oluşturanlarsa Mickey Rourke,Eva Green ve bir yere kadar seyri ayakta tutmaya çalışan Josh Brolin oluyor.
Filmin hikâyelerine bakarsak totalde anlatılan 3 hikâyedeki her bir karakterin gözlerini intikam hırsı bürüdüğünü söyleyebiliriz. Şehre yeni gelen ve şansı bir yere kadar yaver giden Johnny'nin (Joseph Gordon Levitt) Senatör Rourke'la oynadığı kumar ya da Nancy'nin (Jessica Alba) Senatör Rourke'dan intikam almak için yanına Marv'ı (Mickey Rourke) alıp sıkı bir aksiyon yaşatması bu minvalde aşina olduğumuz öyküler.


Fakat filmin kuşkusuz en güçlü öyküsü, en etkileyici çatışması Dwight (Josh Brolin) ve 21.yüzyılın en sağlam femme fatale modeli olarak gösterebileceğimiz Ava (Eva Green) arasındaki yarım kalmış hesaplaşmada yatıyor. Bununla beraber yolu Basin City'den Old Town'a düşen Dwight'ın en büyük destekçileri (ilk filmden hatırlarsak) Gail (Rosario Dawson) ve onun azılı çetesini de bir kez daha görmüş oluyoruz.
Mickey Rourke bu filmde yan karakterler arasında yer alsa da aksiyon ve eğlence açısından hayat verdiği ve yaman bir şekilde racon kesen Marv karakteri ile filmin ana iskeletini oluşturuyor. Eva Green'in bana kalırsa gelmiş geçmiş en iyi performansı ve kendiyle en uyumlu rolü olan Ava tadına doyulmaz bir seyirlik yaşatırken  aynı etkiyi Joseph Gordon Levitt'in hayat verdiği Johnny için söylemek zor. Zira gözü kara, şansı hep yaver giden Johnny'nin Günah Şehri'nden çıkışı olmayıp, kaybedeceğini bilsek bile en azından daha tatmin edici bir son ve akılda kalıcı replikler senaryoya eklenebilirdi.

Ama şu da var ki Rodriguez ve Miller'ın müthiş kolektifliğinin bir parçası olan grafik şiddet ilk filme göre oldukça yüksek düzeyde. İlk filmden beri özlediğimiz teke tek kapışmalar, renkli ve renksiz insanlar arasındaki nüanslardan doğan metafor bu filmde de uygulanmış. Ayrıca film, Christopher Meloni'nin canlandırdığı Mort adlı polis karakterinin üstünden seyircileri koltuklarından düşürecek seviyede bir mizah da eklemiş.
Baktığımız zaman ''Günah Şehri: Uğruna Öldürülecek Kadın'', komplike olmayan basit kurgusuyla aceleye getirilmiş hissi verirken, bu kusuru Eva Green ve Mickey Rourke'un filmin dinamizmini ayakta tutan performanslarıyla kapatabilen ve çabuk tüketilen bir film-noir örneği. Çizgi roman estetiğinden ziyade yer yer 3D'nin hakkını veren sahneler ve grafik şiddetin daha ağır bastığı sinematografıyla haftanın izlenesi yapımlarından. Tabi büyük beklenti içine girilip ilkiyle kıyaslanılmadığı sürece.
NOT: Günah Şehri'nin en sevdiğim karakterlerinden biri olan Miho'yu bu filmde piyon askeri gibi kullanmakla kalmayıp Devon Aoki yerine Jamie Chung'a emanet eden Miller-Rodriguez'e teessüf ettim yani.
Filmin Notu:5/3

İZLEYELİM Mİ?: Yeni eklenen Ava karakterini oynayan Eva Green'in karşı konulmaz cazibesi, Marv'ın hiç kimsede olmayan mizah ve fiziksel meziyeti,Dwight'ın dayak felsefesini,hepsinden öte o neo-noir atmosferi görmek isteyenler en yakın sinema salonunun yolunu tutsun şimdiden.Tabi ilk gayeniz o güzelim grafik estetiğin yetersiz bir senaryo içerisinde heba olmasından dolayı hayıflanmak yerine eğlenmek ve sinemanın çizgi romana uyarlanmasından doğan tadı almak olsun.
    


                                                ŞEFİN TAVSİYESİ

Chef: Jon Favreau'dan Leziz Bir Film
                                                                                                     

Carl Casper yemek yapmayı adeta bir sanat haline getiren, işinin ehli bir yemek şefidir. Aynı zamanda işlerinin yoğunluğundan (!) dolayı da oğluna çok fazla zaman ayıramamaktadır. Tam bu esnada asıl kırılma noktasını onu sosyal medyadan ağır bir şekilde eleştiren yemek bloggerı/eleştirmeninin olumsuz notlarıyla yaşayacaktır. Eleştirmenin söylediği bütün lafları ona yedirip yemek yapmayı bu uğurda yapmaya başlayan Carl Casper gün geçtikçe bütün bu uğraşların aslında onun kendi yaşam tarzını oluşturduğunu ve oğluyla zaman geçirmenin kıymetini daha iyi öğrenecektir.
Ratatouille filminin yan hikâyelerinden hatırlarsanız meşhur 'Şef August Gustau', lokanta katili lakaplı Anton Von Ego'nun olumsuz eleştirilerinden dolayı gururuna yediremeyip hayatını kaybetmişti. İşte Carl Casper da bu durumun eşiğine gelmiş durumda. Her şey onun sosyal medyanın işleyişine ayak uyduramamasıyla başlıyor. Fevri bir şekilde atılan tweetler, sonradan pişman olunacak mentionlar derken Casper'ın eleştirmene sarf ettiği ağır ithamlar Youtube âlemini de sarınca işinden de olmuş oluyor.
Böyle böyle olaylar gelişirken Carl Casper sosyal medyadaki şanını ve yemek konusundaki itibarını devam ettirmek için seyyar bir karavanda 'Küba Sandviçleri' satarken biz de tipik bir yol komedisinin içinde buluyoruz kendimizi.
Aslında film hem aile olmanın önemini hem de eleştirinin dikkat edilmesi gereken bir meziyet olduğunu vurgulayan tatlı bir film. En büyük farklılığı da bunu sosyal medyadaki platformlardan yapması. Özellikle Casper'ın oğluyla geçirdiği her bir saniyenin kaydınıı tutan Vine videosunu izlediğini sahneyi görünce emin olun siz de gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız.
Bu arada eleştiriden bahsetmişken Oliver Platt'ın keyifli performansıyla canlandırdığı Ramsey Michel karakteri her izleyen eleştirmen için kendinden izler bulmasını sağlıyor. Tabiki Ratatouille'un Anton Von Ego'su kadar sert ya da Kış Uykusu'nda Aydın kadar sarkastik olmasa da Ramsey, özellikle blog yazarlarına da hitap eden bir karakter.
Filmin yönetmenliğini, yapımcılığını, senaristliğini ve başrolünü üstlenen Jon Favreau'nun yeni filmi tipik bir aile dramı ve yükselme hikâyesinden ziyade sosyal medyanın da hayatımızdaki yerini belirten nadir filmlerden. 'Send' tuşuna her basıldığında  uçuşan tweet kuşu animasyonları çok iyi düşünülmüş.
Ayrıca benzerlerine çok az rastladığımız belden aşağı da olsa seviyeli esprileriyle film mizahı da ayakta tutmaya çalışıyor. Robert Downey Jr. ve Jon Favreau arasındaki tatlı ve anlamsız sürtüşmede bunu en net haliyle görmek mümkün.
Sofia Vergara,Scarlett Johansson,Dustin Hoffman ve Robert Downey Jr.gibi ünlü oyuncuları da barındıran Jon Favreau'nun yeni filminde leziz yemeklerden oluşan sahneler,ajitasyona sığınmayan aile bağları ve ince esprileriyle Chef bu haftanın bana kalırsa en iyisi. Tabi teknik anlamdaki zayıf yönetmenlikleri saymazsak.
 İZLEYELİM Mİ? : Yemek filmlerini,özellikle Ratatouille gibi bir başyapıtı sevenler bu filmi de sevecektir.Haftasonu için keyifli bir tadımlık arayanlara şiddetle öneririm.
Filmin Notu:5/4
twitter.com/FilmNotlari






No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?