Sunday, July 13, 2014

5 Maddede Yekta Kopan




                                              1)TÜRKÇE DUBLAJI SEVDİREN ADAM

             Çocukluğumuzda dahi Yekta Kopan'ın adını sanını pek bilmesekte sesi mutlaka hafızalarımıza kazınmıştır.'Sevimli Kahramanlar' olarak adlandırdığımız Looney Tunes familyasından Sylvester'ı kim unutabilir ki? Ya da Jim Carrey'nin mimikleriyle müthiş bir uyum sağlayan o eğlenceli gırtlağı... Geleceğe Dönüş serisinden tanıdığımız MartyMcFly'dan tutun da Edward Norton'a kadar Yekta Kopan'ın geniş bir yelpazesi vardır.
             Ama bana kalırsa Yekta Kopan'ın bu konudaki dönüm noktası Buz Devri serisinden sevdiğimiz Miskin Sid karakteridir.Orijinalinde John Legauizamo'nun seslendirdiği Miskin Sid'i Yekta Kopan, hafif tükürüklü,peltek, c ve ç harflerini ş diye söyleterek (araya da kattığı esprilerle) seslendirmiştir.Tabi Legauizamo'nun peltekliğine de dikkat çekerek yapar bunu.Dilin o iki dişin arkaya atılıp konuşulmasıyla da Miskin Sid resmen Yekta Kopan'la bütünleşmiştir.Bunun yanı sıra Kopan, Madagaskar'da Alex, Cars filminden Şimşek McQueen,Barnyard filminde Otis,Rio'da Mavili,Aslan Max gibi sayısız renkli karaktere can vererek hem türkçe dublaı hem de animasyon filmlerini pek çok kişiye sevdirmiştir.Ve buna da hala devam ediyordur.

             2)EDEBİYAT İPTİLALIĞINDAN KADIN PSİKOLOJİSİNE ŞAHANE ESERLER

                Can Yayınları'ndan çıkan Yekta Kopan'ın romanlarında, özellikle öykülerinde edebiyata olan iptilalığını görüyoruz.Kendine has bakış açısıyla yazdığı öyküleriyle Ömer Seyfettin gibi anlamlı, Sait Faik Abasıyanık gibi küçük insanları anlatan,Sabahattin Ali gibi aşk felsefesi yapan, bazen de Oğuz Atay gibi paranoyalara kapılmış insanların psikolojileriyle bizi alıp götürür kendi edebiyat dünyasına.Zaten kendisi de öykülerinde ufak ufak hatırlatmalar ve metinde geçen kitap isimleriyle ipuçlarını verir.Yerli yazarların dışında dünya edebiyatına da fazlaca ilgi duyar Yekta Kopan.Olay örgüsünü yerli yazarlardan ilham alıp kurgularken metindeki diyaloglarda bolca Anton Çehov,Voltaire,Fyodor Mihailoviç Dostoyevski ve çok sevdiği Jean Luis Borges'ten esintiler görmek mümkündür.Bunun yanında Yekta Kopan'ın edebiyat iptilalığıyla beraber öykülerinde kendisini tanıma olanağı da buluruz.Neyi sevip/sevmediğini,neyden hoşlanıp,nefret ettiğini,dünya görüşünü ve düşüncelerini yer yer akıcı cümlelerinde bulabiliriz.Özellikle de iki saygıdeğer ödül sahibi öykü kitabı Bir De Baktım Yoksun'da bunu daha da net görebiliriz. (Oğuz Atay'ın Babama Mektuplar'ından yola çıkarak yazdığı son öyküsünü mutlaka kaçırmayın)
                Romanlarında ise kadın karakterleri ön plana çıkar.Onun kadınları ne Halide Edip'in (Adıvar) kadınları kadar güçlü ne de Ayşe Kulin/Elif Şafak'ın metropolis ya da başka bir mekana sıkışıp kalmış kadınlarıdır.Kopan'ın kadınları zayıftır.Hep kendileriyle cebelleşir.Daha çok kendilerini bir aile çatışmasının ortasında bulurlar.Bu tip romanlarında yine Çehov'un tarzını kullansa da post moderne yakın bir şekilde de kadınlarına bir bilinçaltı psikolojisi yükler.Bunu çok daha bariz bir şekilde göreceksek son kitabı Aile Çay Bahçesi derim.
                 Kitabın arka kapağında bahsedildiği gibi Müzeyyen için her kadının okurken ondan izler bulacağı tam anlamıyla doğru değildir.Aksine Müzeyyen, her kadının kendine bulmak istediği ya da kaçındığı özellikleri barındırır.Kitabın her sayfasında kendimizi Müzeyyen'in paranoyalarla dolu karşılaşmalarında buluruz.Daha çok aile ortamında gelişen bu karşılaşmalarda ağırlıklı olarak Yekta Kopan, birbirine zıt kutuplu iki kardeş anlatır.Negatifi Müzeyyen,pozitifi Çiğdem taşır.Hatta bu ikisine göre değişir tabi.Ayriyeten kitabı okurken bazen kendinizi bir François Ozon filmi içinde bulurken bazen de bir insana dair belgeselin içinde bulursunuz.İnsanlığın gün geçtikçe sönmeye başladığını,hayatlarımızın daha da kirlendiğini Yekta Kopan, Müzeyyen'in içinde bulunduğu iç savaşla paralellik kurarak anlatır.Bu açıdan da Yekta Kopan'ın öyküleri kadar romanları da başarılıdır.
                                            
                                              3)GECE GÜNDÜZ VE CUMARTESİ

                       Kültür sanat camiası aslında Yekta Kopan'ı bu iki programıyla tanımıştır.Herkese göre Cumartesi, renkli konukları ve bir müzik ziyafeti sunan formatıyla daha ilgi çekici de olsa benim favorim Gece Gündüz'dür.Kültür sanat haberlerini aktarmak,konuklarla röportaj yapmak o kadar da zor bir iş değil.Hatta çok fazla farklı bir şey de sunmuyor.Lakin Yekta Kopan'ın içten,samimi anlatımları,konuklarıyla röportaj değil de tam bir sanat söyleşisi yapan,yüzündeki tebessümü sürekli kaybetmemeye çalışan sunumu bu program için önemli bir nitelik taşıyor.Ayrıca temiz türkçesi,diğer sunucular gibi lafı eveleyip gevelememesi de bunun başka bir artısıdır.Bunun yanında çağırdığı konuklarıyla her zaman uygun bir dil yakalar.Tam da onlara hitap eden söyleşileriyle,sorularıyla hatta konularını açtıkları sanatçı isimleriyle pek çok kişinin ufkunu açar. (Misal bu program sayesinde Yekta Kopan'ın da sıkça dinlemiş olduğu Melody Gardot hanımefendiyi o zaman keşfetmiştim) Yarım saat gibi belli bir süresi de olsa Yekta Kopan'la Gece Gündüz gerçekten keyifli bir programdı.Ama maalesef artık Yekta Kopan'ı pek televizyonlarda bu tip programlarda göremiyoruz.
                        Her ne kadar Gece Gündüz önemli bir kültür sanat programı da olsa Cumartesi farklı bir programdır.Yekta Kopan konuklarını magazinden değil gerçekten kültür sanata gönül vermiş insanlardan seçer.Bir de programın bazı bölümleri vardır ki ana haber bültenlerinin bile söylemediği flaş haberler sunar. Misal NTV'deki son programında Özge Özder,Memet Ali Alabora,Pınar Öğün ve Suzan Kardeş'in konuk olduğu bölümde tiyatrocu Ali Sürmeli'nin o meşhur yumurta davasını Özge Özder ilk kez Cumartesi'ye anlatmıştı.ArtıBir kanalında yeni formatıyla yine birkaç bölüm dayanan Cumartesi'de yine farklı bir şey vardı.Belki de televizyonda sadece Beyaz Show ve Avrupa Yakası'nın final bölümünde rastladığımız meşhur komedyen Cem Yılmaz'ı Cumartesi'de görüp Kopan ve Yılmaz'ın meşhur sohbetine de o zaman dahil olmuştuk.
                      Kısacası bu iki programla Yekta Kopan, edebiyat,animasyon filmlerin yanında müthiş sunumuyla bu programlarda kültür sanat adına yeni şeyler yapmış ve başarmıştır.Bu arada Cannes Film Festivali'ni NTV'de o canlı anlatımıyla sunanın da Yekta Kopan olduğunu unutmamalıyız.

                  4)ALTYAZI'DAKİ SİNEFİL SUALLERDEN OT'TAKİ TATLI ANILARA...

                              'Sinema' dergisi kapandığından beri benim için dergi sektörü büyük bir boşluk içindeydi.Artık ne sinemaya gitmek ne de bununla ilgili bir şeyler okumak içimden gelmiyordu.Piyasada da belki Sinema kadar değil ama yine de olumlu eleştiriler alan Altyazı dergisine de o zaman merak sarmıştım.Dolu dolu içeriği olan sinema dergisi Altyazı'nın son sayfalarında 'Meraklı Bir Sinefilin Aklına Takılanlar' bölümünün altında işte o meşhur isim yazıyordu.Yekta Kopan her ay ister popüler isterse underrated bir film olsun, o filmle alakalı sorular sorar dergide.Ama bu sorular öyle , yönetmen ne anlatmak istemiş/oyuncuya yakışmış mı? tarzı sorular yerine zaten cevabını kendisi veren ve okuyucuyu filmdeki o kaybolan detayları bulmaya yönelten bir nevi tecahülü arif sanatı yapan soruları vardır.Büyük Budapeşte Oteli hakkında ettiği suallerinden birinde filmdeki belboyu oynayan çocuğu flüt çalan çocuk tablosuna benzetir.Ya da Gustave H'nin sözlerini kimler not defterlerine ekledi? vb.sinefillere de bir yandan rehber olacak sualler sormaya devam eder.
                               OT dergisi ise Yekta Kopan için bir anı defteridir.Bu anılar da tabi çok öyle Yekta Kopan'ın kültür sanat hayatına yönelik geçmişi değil, az çok hepimizin rastlayabileceği türdendir.Ama bu anıların en önemli özelliğiyse Yekta Kopan yaşadıklarından öyle bir bağlantı kurar ki son cümlelerde gündeme de vurgu yapar.Örneğin, bu ayki sayıda çocukluğunda ayrı bir yeri olan herkesten farklı bir amaçla kullanan ''Saatli Maarif Takvimi'' ni Fırat Budacı'nın meşhur 'Kaç Yıl Oldu' tarzı bir retro bir yoklamayla yıl içinde kaybettiğimiz bütün çocukları ve insanları hatırlatarak anlatır.Bu teknikte Kopan'ın yazılarında hiçbir zaman tutarsız kalmamakla beraber yazının akıcılığını da bozmaz.
                                 Yekta Kopan'ın mecmua sektöründe bu iki derginin dışında yazdığı gene kültür sanatla ilgili,şehrin nabzını tutan yazılarını içeren dergileri de mevcut.
                                                    
                                 5)SANAL ALEMDE SORGULAMADAN DURAMAYAN
 
                             Sanal alemde Yekta Kopan dediğimiz zaman aklımıza en yakın olarak Fil Uçuşu adlı blogu ve tweetleri geliyordur.Kısaca Fil Uçuşu adlı blogundan bahsedersek, Kopan burada OT'tan farklı olarak tam anlamıyla kültür sanatla ilgili leziz yazılar yazar.Tarihte bugün köşesiyle bilinmedik sanatçılardan bahsederken bazen bir filmi okur bazen de ince ince gündeme göndermeler yapar.Tabi bunun yanında tıpkı Cumartesi gibi kültür sanatla ilgili ilk haberleri bazen onun blogunda görürüz.Altın Palmiye ödüllü Kış Uykusu'nun ilk analizini ve eleştirisini hatta izlenimlerini de Yekta Kopan'ın Fil Uçuşu'ndan takip etmiştik.
                            Twitter ise Yekta Kopan'ın bir nevi panel sunumlarıyla doludur.Sanal alemde sorgulama kısmı bu platformda başlar.Sadece kültür sanatı değil,son yıllarda çokça gerçekleşen eylemleri,kaybettiklerimizi,140 karaktere uygun bir şekilde sorgular.Her seferinde twitter'ın nasıl kullanıldığına dair dikkat çekici ve uyarı niteliğinde tweetler atar.Ama hakikaten Kopan twitter'ı layıkıyla kullanan nadir kullanıcılardandır.Diğerleri gibi sürekli komik videolar,fotolar paylaşmaz.İroniyle harmanlaşmış,RT ve FAV olsun da yeter kafasında espriler yapmaz.O sürekli de tweet atmaz.Ama attığı zaman da çoğu kullanıcının timeline kısmı Kopan'ın tweetleri ile dolup taşar.Onun hayata bakışı,gündemle ilgili görüşleri,duyuruları ve haberimizin bile olmadığı ödülleri yer yer tweetlerinde saklıdır.

                     Yazıyı bitirirken, bu yazıyı yazmayı hep aklımın bir köşesinde yer edindiğini hatırlatmak isterim.Yekta Kopan'la çok tanışmak istiyorum ama bir türlü nasip olamadı.Umarım yüz yüze karşılaşırız ve bunları ona da aktarmak isterim.Ama neyseki yukarıda bahsettiklerim de Yekta Kopan'ı tanıma açısından bir hazinedir.Kültür sanata büyük katkısı vardır Yekta Kopan'ın.Düzgün Türkçe kullanımı,dürüstlük,insan olma adına Yekta Kopan gerçekten tanışamasakta bildiğim en şahane adamlardandır.

No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?