Monday, June 9, 2014

Ben O Değilim...



             Dünya prömiyerini Roma Film Festivali'nde yapan ve 33.İstanbul Film Festivali'nde 'En İyi Film', 'En İyi Senaryo ödülünü alan ve Sesime Gel filmiyle, 'En İyi Müzik' ödülünü paylaşan Tayfun Pirselimoğlu'nun yeni filmi Ben O Değilim,yönetmenin diğer filmlerinde de sıkça rastladığımız alt kültür ve bu kültürün insanları arasındaki çıkmazlarına bu sefer daha farklı bir pencereden bakıyor.

             Ben O Değilim,Türk sinemasının diğer arthouse (minimal özellikle) filmlerine göre daha durağan sahneler barındırıyor.Bu açıdan filmin anlaşılması,yorumlanması hatta yazılması bile çok kolay değil.Buna bağlı olarak filmi izlemekte büyük bir sabır istiyor.Zira Nihat'ın (Ercan Kesal) bekar ve sığ hayatında bir türlü anlamlandıramadığı kimlik bunalımı için filmde uzun bir evre izliyoruz.Filmde geçen her bir sahne, her bir obje Nihat'ın bu bulantılı yolculuğunda önemli metaforlar taşıyor.

             Nihat'ın bu yolculuğu onunla birlikte bir hastanenin mutfağında çalışan Ayşe'yle tanışmasıyla başlıyor.Daha doğrusu Ayşe'nin Nihat'a olan ilgisiyle başlıyor.Çünkü Ayşe'nin hala hapiste olan kocası Necip Nihat'a çok benzemektedir.Hatta ikiz gibidir.Evinde omlet,patates kızartması ve makarna gibi basit yemeklerden sonra Nihat'ın  sık sık Ayşe'nin evinde yemek yemesiyle sığ hayatı bambaşka bir hal alıyor.Nihat her seferinde daha iştahla yiyor.Ayşe'yle beraber televizyon izleyip,muhabbet edelim derken birden Nihat'ın anlamlandıramadığı kimlik bunalımı da açığa çıkmış olup onun 'Kendini bulma'  evresine geçmiş oluyoruz.Fakat Nihat'ın geçirdiği her bir aşama başka bir aşamayı beraberinde getireceğinden kimlik bunalımı onun ruhsal yalnızlığına dönüşmüş oluyor.

              Filmin her bir sahnesinde Pirselimoğlu ve ekibinin başarılı birlikteliğini görmek hiç zor değil.Bu birliktelik en çokta teknik anlamda kuvvetli.Görüntü yönetimi ve sanat yönetiminin müthiş harmonisi filmi kıymetli kılan etmenlerden.Otel ve hücre sahneleri,o sahnelerin sabit kamera açıları çerçevesinde daha soluk renklerin kullanılması ve bunların uyumlu geçişleri önemli.Tabi bunun yanında Ercan Kesal da filmde önemli bir konumda.Küf,Yozgat Blues ve özellikle bu filmdeki Nihat gibi karakterler için Ercan Kesal'ın biçilmiş kaftan olduğu artık bir gerçek.Bunun en önemli gerekçesiyse Ercan Kesal'ın oyunculuk konusundaki nüansları.Onun oynadığı karakterler anı yaşayan,koşturmacanın içinde olan karakterler değildir.Onun karakterleri genel tabirle alt kültürden beslenir.Çok fazla konuşmaz.Daha çok gözleriyle oynar.Hatta Kesal, oynamaz o an o karakter olur.Terliği giydiği zaman sürüte sürüte yürür,yemeği yerken arada bir şapırdatır,uyandığında sürekli derin nefesler alıp verir,yüzünü sıvazlar vs.Bu yüzden Kesal'ın bambaşka bir oyunculuk sergilemesinde doğaçlamları önemli bir yer tutar.Nihat karakteriyse  Ercan Kesal'ın bu rolleri içinde benim düşünceme göre bir alamet-i farika üstleniyor.Derinliği fazla olan alt metinlerle film egzantrik bir şekilde minimalist sinemaya da yeni bir pencereden bakıyor aslında.Merak unsuru oluşturan karakterler ve ögeler de bu yeniliğin bir parçası.

            Sonuç olarak,hem arthouse hem de Türk sinemasında örneklerine nadir olarak rastlayacağımız bir film bu.İzlemesi ve anlamlandırması güç.Karakterleri farklı olsa da şaşırtıcı derecede aynı kaderi yaşayan insanların hikayesi Ben O Değilim.Kaotik insan evrimine bakışıysa son derece şaşırtıcı.

Filmin Notu:5/4
twitter.com/FilmNotlari



       

           

           

             .

           

No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?