Wednesday, May 21, 2014

"X-Men: Days of Future Past" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Ali Ulvi Uyanık: Yakın tarihin siyasi olaylarından beslenip hikayede yine sağlam adımlar atıyor. Cazibesinin asıl sırrı, mutantların farklı yeteneklerini sergileme biçiminde tabii. Kaçırmayınız.

Halil İbrahim Sağlam: Serinin en iyi filmi. Bryan Singer'in geri dönmesi hayırlı olmuş. Eskileri ve yenileri birleştiren yıldızlarla dolu kadrosu ve senaryonun duygusal yönü harika.

Burak Göral: Şimdiye kadar izlediğimiz tüm X-Men filmlerini şık bir paketin içine koyup, bir kenara ayırırken yeni bir X-Men paketinin de başlangıcını yapıyor. Zira bu film ile bundan önceki film (X-Men First Class) birlikte düşünülürse çizgi roman evreninde kendine yer açan alternatif bir "Watchmen" çıkmış oluyor.

Erdem Tatar: Beni şaşırttı, First Class'tan beri izlediğim en iyi X filmi! Çizgi romanı okumuş olsun, olmasın bence iyi bir popcorn filmi izlemek isteyen herkesi tatmin eder.


Monday, May 19, 2014

Lego Filmi:Özel ve Yaratıcı Olma...



              ''Özel ve yaratıcı olma''... Animasyon filmlerin son 10 yıldır en çok yararlandığı bir jargon bu.Bunun 10 yıl öncesinde ise animasyon filmler daha çok klasikleri uyarlama veya çocuklara da sinemayı sevdirmek amaçlı yapılırdı.Ama Disney-PIXAR'ın 2000'li yılların başlarında piyasaya sürdüğü ilk CGI animasyon film olan ''Toy Story'' (Oyuncak Hikayesi) ile bu anlayış tamamen değişti. CGI'nın yanı sıra animasyonlarda 3D,live action ve stop motion gibi türler daha da yaygınlaştı.Ama hepsinden önce filmlerin temaları ve hitap ettiği kitle de değişti.Daha çok hayvanlar alemi,cansız nesnelerin veyahut fantastik karakterlerin filmin ana karakterlerini oluşturan filmlerde boy göstermeye başladı.Tema olarak aşina olduğumuz bir takım bilgiler güçlü mesajlarla bazen daha çok anlam kazandı bazen de başka anlayışlar meydana getirdi.

              Bu anlayışların başında da işte bu bahsetmiş olduğum, 'Özel ve yaratıcı olma' jargonu vardı. Oyuncakların çocuklar için ne kadar büyük bir önem taşıdığını,onların sadece çarpıştırıp çocukları avutmak için değil aksine onların çocukların hayal gücünün bu oyuncaklar sayesinde ne kadar geliştiğini gösteren ödüllü animasyon Oyuncak Hikayesi, onları ötekileştirdiğimiz halde onların da duyguları olabileceğini ve bir takım klişelerini yıkabileceğini gösteren Sevimli Canavarlar, güzel çirkin anlayışını mizahla parçalayan Dreamworks harikası Shrek serisi, insan-doğa ilişkilerini anlatan çok nefis Buz Devri, Madagaskar serileri gibi daha pek çok animasyon filmini sayabiliriz.Ha ama en çokta başarma konusunda belki de en güzel örnek yine Dreamworks filmlerinden Kung Fu Panda,Arı Filmi ve son filmlerinden Turbo. Sömürüye karşı bütün koloniyi harekete geçiren bir bal arısı, kıçını kaldıramadığı halde özgüveni ve başarma duygusuyla yanıp tutuşarak mücadele etmekten korkmayan Çin'in en büyük savaşçısı olan bir panda,doğasının gereklerine isyan edip hız tutkunu bir salyangoz.... Bunlar her ne kadar absürd gelse de aslında hayattan hikayeler. Ne kadar ötekileştirilen,tutkuları doğaya aykırı olsa da mücadelen vazgeçmemenin göstergeleri.

             İşte tam anlamıyla, legolar adına olan 'Lego Filmi' bu anlayışın yeni bir meyvesi. Legoların evreni, kötü kalpli bir lego olan Mr. Busineess tarafından totaliter bir şekilde yönetilip,kendine göre parçalara ayrılmaktadır. Bu yıkımı durduracak olan da kehanete göre seçilmiş ''masterbuilder' olan Emmet adlı sıradan bir inşaat işçi legodur.Emmet her ne kadar çevresi tarafından hor görülüp zavallı konumuna getirilse de içindeki özgüven duygusu ve özel tutkusuyla, yanına aldığı ekiple bu yıkımı ve sömürüyü durdurmak için kolları sıvamaya başlıyor.Filmde pek çok ünlü simanın lego versiyonları da yer almakta (Shaquille O Neal, Batman,Gandalf,Abraham Lincoln vs.) 

             Filmin ana meselesi aslında diğer animasyon filmlerine göre daha politik.Emmet'ın hikayesi aslında bildiğimiz şekliyle ilerliyor.Ama filmi diğer türevlerinden ayıran yanı: ''Yaratıcılık'' .. Filmdeki lego evreni aslında bir baba-oğul çatışmasının tablosu. (Kötü legoyu seslendirenle babanın Will Ferell olması burada bir avantaj). Bu çatışmadan da biz filmin ana meselesine girmiş oluyoruz aslında.

             Şu anki yaşadığımız toplum düzeni buna örnek. Her birimiz bizi yönetenlerin dedikleriyle hareket ediyoruz.Onlara göre yaşıyoruz.Yaratıcı olmamız için önümüze konan engeller çok fazla. Filmdeki baba oğul çatışmasında bütün mesele de buradan kaynaklanıyor.Baba koleksiyon yaparak legoları kendine göre düzenliyor,yapıştırıyor ve her şeyi kendi planlarına göre yapıyor.Koleksiyonlarını sergilediği alanlara da DOKUNMAYIN,ELLEMEYİN,UZAK DURUN! gibi sınırlayıcı uyarılar da koymuş.Oğlu da babasının düzenini hiçe sayarak bambaşka bir alem yaratıyor ve çocuğun legolarla kafasında canlandırdığı hikaye de legoların evrenini oluşturuyor.Hem öykü hem de bu baba oğul çatışması paralel bir kurgu izliyor.Çocukların yaratıcılığının daha çok teşvik edilip,sınırlamalar getirilememesi, Emmet'ın kendini bulma yolculuğuna yerleştirilmiş mesajlar olarak karşımıza çıkıyor.

             Oyuncak Hikayesi ile çok benzerliği olduğu kesin.Ama yaratıcılık-oyuncak ilişkisi Lego Filmi'nde daha ön plana çıkıyor. Mizahı da senaryoda bolca kullanan filmde Hollywood filmlerine de zekice yapılmış göndermeler mevcut. Gandalf'ın Dumbledore ile karıştırılması, Batman'in abartılı karanlık profili gibi. 8 bitlik geçiş yazıları da filme güzel düşünülmüş.Filmde yer alan karakterlerden bir yüzü iyi bir yüzü kötü olan polis karakteri de hoş duruyor.

              Ancak filmin bazı sıkıntılı yerleri var. Kovalamaca sekanslarında aşırı hızlı geçişler var. Legoların istediği gibi döndürülüp, parçalarına ayrılması da bunun dezavantajlarından.Baba oğul ilişkisi kurguya güzel yerleştirilse zamanlaması yanlış.Zamanlamayla beraber filmin akıcılığını da sıkınıtıya sokuyor.

              Sonuç olarak, oyuncakların ve sınırları aşmanın özellikle de çocuk gelişiminde ne kadar etkili olduğunu gösteren Lego Filmi, şu anki devlet yönetimleri gibi politik meselelere de olan göndermeleriyle her yaştan izleyiciye hitap eden bir animasyon filmi.Mizah ve yaratıcı modellemeler de cabası


Filmin Notu:5/4
twitter.com/FilmNotlari





             

Tuesday, May 13, 2014

Panzehir: Cehennem Bazen Dünyadadır...



             Büşra ve Dağ gibi toplumun göz ardı edilen sosyolojik boyutlarını ele alan filmleriyle tanınan Alper Çağlar, yönünü daha kişisel ve Hollywood standartlarında bir filme çeviriyor.Son günlerde izleyenlerden olumlu eleştiriler alan Çağlar'ın yeni filmi Panzehir, klasik bir hesaplaşma ve intikam öyküsünü konu  alsa da Alper Çağlar'ın filmde kullandığı teknikler ve yabancı oyuncularıyla da dikkat çeken kadrosuyla filmin diğer türevlerinden ayrılan farkları da ortaya çıkmış oluyor.Esasında da Panzehir'in,bu özellikleriyle bir yerli yapım olması daha gurur verici.

               Konu itibariyle soluksuz izleyeceğimiz bir yeraltı dünyası atmosferinde bir tetikçi ve yükselmek isteyen çaylak bir polisin hikayesini izliyoruz.Kadir Korkut namı değer İblis Kadir, uzun yıllar İstanbul'un en güçlü mafya babalarından olan Kara Cemal'in tetikçiliğini yapmış ve bu pis işleri bırakmak istediğini Kara Cemal'e iletiyor.Tabi yeraltı dünyasında emeklilik yoktur.Bir kez girdiniz mi çıkması zordur.Her ne kadar Kara Cemal, Kadir'in özgürlüğünü verse de 2 düşman ailenin kökünü kurutması için Kadir'i kullanıyor.Rakısının içindeki zehir fark edemeyen Kadir,anlaşmaya göre bu 2 ailenin kökünü kurutursa ihtiyacı olan panzehir alacaktır.Ama zaman oldukça kısıtlıdır.Zira Kadir'in 6 saatlik bir ömrü kalmıştır.Bir de bunun üstüne aynı mağduriyeti yaşayacak olan,  başta İblis Kadir,Kara Cemal ve ailesini ifşa edeyim derken yakayı ele veren çaylak polis Cem ve görme engelli piyanist Elsa'nın da olaya girmesiyle olaylar çok daha başka şekilde gelişecektir.

                Yeşilçamdan beri güldürüyoruz.Trajedi yaptık mı hüngür hüngür ağlatıyoruz.Korku filmi de yapıyoruz. Cannes Film Festivali'ne sağolsun yalnız ve güzel ülkesini Nuri Bilge Ceylan her seferinde yeni başarılarıyla daha da taçlandırıyor. Minimalist sinemada Demirkubuz,Pirselimoğlu,Erdem gibi yönetmenlerimiz var.Post modernist filmimiz var.Onur Ünlü sen bin yaşa! ..... Eeee madem bu kadar Türk Sineması adına gurur verici şeyler yapıyoruz.Neden bizimde eli yüzü düzgün, Hollywood filmlerinde gördüğümüz,özendiğimiz tarzda bir filmimiz olmasın? İşte Panzehir, aradığımız filmi gözler önüne seriyor.

                Öncelikle filmin en büyük katkısını sağlayan Alper Çağlar.Yönetmen,senarist,kurgu ve yapım tasarımında karşımıza çıkan Alper Çağlar hem aksiyon severleri hem de çizgi roman müdavimlerini hayal kırıklığına uğratmayan bir film yapmış.Oyuncu seçimleri,ışık ve ses planlamaları, görsel efekt gerçekçiliği konusunda yönetmenliği nefis zaten.Ama filmin en önemli faktörü senaryo ve kurgu.Alışkın olduğumuz bir hesaplaşma filmi gibi görülse de Alper Çağlar, izlediği klasik aksiyon filmlerindeki anlayışı kendi hayal gücüyle müthiş bir titizlilikle senaryosunun üzerinde oynuyor.Filmin sonlarına doğru bu değişim kendini daha da belli ediyor tabi.Bunun yanında Alper Çağlar, dövüş sahnelerinde John Woo ile özdeşleşen Hong Kong dövüş sinemasına, düello sekanslarında spaghetti western'in en büyük yönetmeni Sergio Leone'ye  atıfta bulunurken,tüm bu saygısını çizgi roman estetiğiyle yeniden biçimlendirdiği kurgusunda sergilemiş oluyor.Bunun yanında Amerikan polisiyelerinin olmazsa olmaz ögesi, 'uyumsuz ikili' formu burada da işliyor.Emin Boztepe'nin canlandırdığı Kadir'in soğukkanlılığı,Polis Cem'in nükteli esprileriyle bir bütün halinde seyir keyfini daha da akıcı hale getirmiş oluyor.

            Olay örgüsündeki ana çatışmalar,içindeki karakterler ve senaryo pek çok yönüyle Frank Miller imzalı Sin City, Marvel çizgi roman aleminden Punisher hikayesi (Ki Kadir ve Punisher'ın benzerlikler belirgin şekilde) ve en çokta Godfather,Goodfellas tarzı gangster filmleriyle akrabalık bağları güçlü.Ama en benzer örneği Sin City tabiki.

             Sin City'de Nancy'yi içine düştüğü duruma getirmesine sebep olup tekrardan bu durumdan kurtarması için ölmeye hazır olan polis şefi Hartigan'ın öyküsüyle, Kadir'in Elsa'yı içine düştüğü durumdan kurtarması benzer nitelikler taşıyor. Yeraltı dünyasının yükselme evreleri,aileleri bitirme geçişleri de Godfather ve Goodfellas filmlerini hatırlatıyor.Ama şu da var ki bütün mafya babalarının aynı masada yemek yerken müthiş bir objektifle çerçevelenen kare aynen Da Vinci'nin şaheseri ''Son Yemek''i hatırlatıyor.

             Film sadece gangster veya çizgi roman uyarlamalarından ziyade Rodriguez,Tarantino gibi yönetmenlerin bol kanlı çatışma sahnelerini de kullanmayı ihmal etmiyor.

              Filmin oyuncu seçiminde gerçekten başarılı seçimler yapılmış. Wing Tsun dövüş sporcusu Emin Boztepe'nin İblis Kadir rolünde olması isabetli bir karar olmuş.Bunu en çokta dövüştüğü yerlerde görmek mümkün. Polis Cem rolünde Tolga Akdoğan gerçekten döktürüyor.Cüneyt Arkın ve oğlu Murat Arkın belki de şu ana kadar en çok hak ettikleri bir mafya babası rolünde karşımızdalar.Diğer oyuncular da çok başarılı.Kısa süreli gözüken Duygu Çiftçioğlu ve Öykü Gürman da gayet yerinde oyunculuklar sergilemişler.(Özellikle de Kaan Urgancıoğlu) Ama filmin en çok öne çıkan iki oyuncusu var bana göre.Yabancı oyunculardan Edoardo Costa ve Florence Eugene harika keşifler.İki oyuncunun da canlandırdığı karakterler Hollywood standartlarında görebileceğimiz en iyi  kötü adam-kadın performanslarını başarılı bir şekilde sergilemişler.
   
                   Panzehir,film noir etkisini de layıkıyla yerine getiriyor.Atmosferi daha da gerçekçi yansıtan gri siyah renkler, mekan olarak seçilen Zincirlikuyu ve Kanyon sokakları, Clint Baijikan'ın Hans Zimmer tarzı gerilim müzikleri bu etkiyi başarıyla sağlamış oluyor.

                     Ama asıl mevzuya gelelim.Panzehir, her ne kadar yukarıda saymış olduğum aksiyon filmleriyle akrabalık bağları da olsa film hiçbir şekilde bu filmlerin basit bir kopyası veya özentisi değil.İşte filmin en büyük farklılığı ve gururu burada yatmakta.Zira filmde Öykü Gürman'ın enfes bir yorumla söylediği 'Allı Turnam' türküsü, arabanın radyosunda sık çalan arabesk ve TSM şarkıları,saz,Anadolu motifinin çizildiği Adana yöresi gibi yerel kültür ve değerlerin filmde de yer alması filmin orijinalliğinin göstergeleri aslında.Özellikle de Kadir ve Cem'in Cihan ve adamlarıyla çatıştığı sekansta Teoman'ın, ''Güzel Bir Gün Ölmek İçin'' parçasının çalması harika bir kompozisyon olmuş.

              Sonuç olarak film ekibi canla başla çalışmış.Başta emeğini ve desteğini esirgemeyen yapım koordinatörü Gizem Çalıkoğlu,sinemanın kıymetli bir sanat olduğunu bu yeni filminde gösteren Alper Çağlar,diğer tüm teknik ekip ve oyuncular nefis bir iş çıkartmış.Bana kalırsa Panzehir'in seri haline dönüşmesinin ihtimali yüksek.Zira filmde çok üstünde durulmayan karakterler için prequel senaryolar şimdiden yazılmış olabilir.Polis Cem'in kariyerinde yükselmeler, Kadir'in babası ve Kara Cemal'in yeraltı dünyasındaki cengaverlikleri...  Umarım da bunun gibi sürprizlerle film seriye dönüşür.O zaman son söz şu: En sonunda kaliteli bir aksiyon filmi ve çizgi roman kahramanımız oldu.Hoşgeldin İblis Kadir!

Filmin Notu:5/4
twitter.com/FilmNotlari


           


           
             

             

Monday, May 5, 2014

İyi Ki Varsın JBC Yayıncılık!




                Gerek sinemada gerekse de televizyondaki çizgi dizilerle 20 yıldan uzun süredir Marvel ve DC Comics evreninin çatışması devam etmekte.70 ve 80'ler döneminde bu durumun ülkemizde çizgi romanlara da yansıması daha revaçta olan bir şeydi.Ki sadece Marvel ve DC'nin değil bizim ülkemizden de ünlü çizgi roman çizerleri çıktı.Galip Tekin,Levent Cantek gibi bunların en güçlü örnekleri.Bunun yanında tabi Texas,Tommiks,Zagor,Martin Mysterie efsaneleri de devam etmekteydi.Ama bu çizgi roman evrenler içinde Marvel ve DC Comics'in beyazperde serileri uyarlanmaya başlayınca bu çizgi roman anlayışı ve alışkanlığını değiştirdi.Haliyle TV'de yayınlanan çizgi dizilerde bunda çok etkili oldu.Ama şu da bir gerçek ki Hollywood'un A sınıfı oyuncuları ve atmosferinden ötürü çizgi roman evrenini çizgi romanlardan ziyade beyazperdede tanıdık. Jack Nicholson'ın ve Heath Ledger'ın Joker'i, George Clooney ve Christian Bale'ın Batman'i, Tobey Maguire'in Spiderman'i, Robert Downey Jr.'un Iron Man'i ve hatta James Franco'nun Green Goblin'i gibi sayısız kahraman ve kötü adamı beyazperde ve çizgi dizilerde gördük.

               Ve maalesef bu oluşumlar çizgi roman anlayışını daha da değiştirerek çizgi roman sineması haline getirdi.İlk denemelerden sonra yapımcılar,senaristler ve yönetmenler bu çizgi roman evrenlerini kendi kafalarında şekillendirmeye başlayıp kendi kötü adamlarını yaratmaya başladılar. Bunun en bariz örneği Iron Man'in 3.filmindeki Mandarin olayında rahatlıkla görülebilir. Şu anki The Amazing Spiderman serisi de Spiderman'ın bütün nüansını ortadan kaldırmış bambaşka bir karakter yaratmıştır.Cidden üzücü.

              Ama şu da var ki kimi yönetmen ve senaristler bazı çizgi romanlara sadık kalmakla birlikte gösterilmeyen taraflarını da beyazperdede gösterdiler. Christopher Nolan'ın Dark Knight üçlemesi ve Zack Snyder'ın Man Of Steel'i bu anlamda başarılı örnekler.Yani bu anlamda son dönemlerde Marvel özellikle de kötü adam konusundaki özensizliğinden dolayı çizgi roman hayranlarını tatmin edemezken, DC Comics'in Batman'i başta olmak üzere Batman'in karanlık evreni ve Heath Ledger'ın unutulmaz bir Joker performansıyla Batman daha popüler oldu ve çizgi romana olan tutku daha da fazla oldu.

               Şu anki duruma bakarsak çizgi romanların çeşitleri saymakla bitmiyor.Yukarıda saymış olduğum çeşitler dışında NTV Yayınları'nın klasik uyarlamaları,yeni çıkan yayın evleri de var.Ve çizgi roman popülaritesinde ülkemizde Gerekli Şeyler ve Marmara Çizgi önemli yayınlarından.Ama onlar da Marvel'ın artık kabak tadı veren mutant,süper kahraman ve bana kalırsa cılkı çıkan Avengers serilerinden başka seri çıkarmaz oldu. ( Tabi Gerekli Şeyler'in Jokeri çok büyük bir istisna) Marmara Çizgi'de belki daha iyi çiziyor ama onun konsepti de az çok Gerekli Şeyler'e yakın.

             İşte durum böyleyken hem Batman hem Star Wars hem de farklı öykü ve karakterler üstünde duran çizgi roman arayışları sürerken JBC Yayıncılık'ın kalitesi burada anlaşılıyor.2007 yııları itibariyle merkezi Ankara/Siteler'de bulunan JBC Yayıncılık uzun aralıklarla da olsa kaliteli çizgi romanlar yayınlıyor.Ki bunda Star Wars'un tek çizgi roman yayıncısı olması da dikkat çekiyor.Ama bana kalırsa asıl ününü Dave Prowse'un İstanbul'a gelmesiyle kazandı. (Darth Vader'ı oynayan oyuncu) İstanbul'un bir D&R şubesinde Prowse'un özel imzaladığı JBC Yayıncılık'tan çıkan ilk Darth Vader çizgi romanların imza günü vardı.O güne özel olsa da yavaş yavaş Türkiye'nin diğer illerine de gelmeye başladı.

            Ama JBC'nin yaptığı en büyük devrim bu yılın Nisan ayı itibari ile çıkardığı 4 müthiş çizgi roman.Şimdi onlara bakalım:



     1)MARVEL EVRENİ'NİN SERİ ÜRETİM'İNE DEADPOOL'DAN HARİKA BİR ELEŞTİRİ



         Spiderman,Wolverine,Hulk, Captain America, Iron Man ve seri üretime bağlayan maceralarıyla diğer seçkin Marvel süper kahramanları... Hepsinin bir anda yok olduğunu düşünsenize... Dünyayı kurtaran kimse kalmamış.Ama bunu iki tarafı var.Bir taraf aynı maceralardan sıkılıp yeni bir soluk isteyen okuyucular için şaheser gibi gelse de Marvel'ın müdavimlerini kızdırabilecek bir kitap.

        JBC Yayıncılık,Marvel filmlerinde/çizgi dizilerinde yok denecek kadar az çıkan Deadpool'un öyküsünü nefis bir düzenlemeyle Nisan ayında çıkarmıştı.Aslında uzun zamandır beklenen bir çizgi romandı bu.

         Tabi sanıldığının aksine Deadpool, tüm karakterleri bir çırpıda öldürmüyor.Zevk için de öldürmüyor daha doğrusu. Olayın kilit noktası bir intikam meselesi.Ya da ödeşme vakti diyelim biz buna.Marvel'ın meşhur süper kahramanlarının Deadpool'u kaale bile
almamasının ödeşmesi bu.Ama bu cinayetler hem Deadpool'un intikamı hem de
varlığını anlamlandırması için çıkacağı bir yolun bileti niteliğinde.

        Deadpool, bu kimi Marvel müdavimlerini kızdıracak katliamlarda bulunsa da en azından çizgi roman kahramanlarına yaraşır bir şekilde oluyor tüm bunlar. Hulk,Wolverine ve Punisher'ın işi hemen bitmiyor esasında. Aksiyon zaten daha çok Deadpool'un kurbanları üstünde daha çok etkili.

         Ön izlemede Joker'i andırsada kitapta Joker'den çok farklı ve orijinal kötü adamlar içerisine girecek nitelikteki özellikleriyle Deadpool harika betimlenmiş.Bunda Cullen Bunn'ın senaryosunun formu olan konuşma balonları ve Dalıbor Talajic'in enfes çizimlerinin büyük katkısı var.Zira bu senaryo ve çizimlerde Deadpool sadece Marvel'ı değil başka adamlarla da kapışıyor.Onu durdurmak isteyen sürpriz bir kiralık katil gibi

           Sonuç olarak Deadpool-Marvel Evrenini Öldürüyor, seri üretime dönüşen Marvel serüvenlerine güzel bir eleştiri niteliğinde kitap.Dediğim gibi benim gibi çizgi roman estetiğinden hoşlananlar bu kitaba bayılacaklar.Ama Marvel'ın müdavimlerini de biraz kızdıracaktır.

Not:5/4

2)GOTHAM'A HOŞGELDİN BRUCE

    Gelelim asıl meselemize. Christopher Nolan'ın Batman'i meşhur ettiği Dark Knight serisiyle sıkı bir Batman çizgi roman serisine gerek var demiştim. İşte JBC Yayıncılık, tam anlamıyla Türkiye'de Türkçe Batman çizgi romanları yayımında ilk ve tek isim.

       Batman:Yeni Dünya, Batman'in prequel hikayesinin yeni ve daha farklı bir yorumu. Bruce Wayne'nin anne ve babasının acı kaybı,Batman olma ve hepsinden önemlisi Batman'in sağ kolu Alfred'in burada Bruce'un Batman olma yolundaki adımlarında ona ne kadar destek çıktığının bir göstergesi. Doğum Günü Çocuğu adıyla karşımıza çıkan bir katil ve Mr. Penguin'in neden Batman'in en büyük rakibi olduğuna dair bu öyküde her bir çizim ve kalıplar şahane.

        Aslında hikayesi çok enteresan olaylarla dolu değil.Hatta bana sorarsanız öykünün sonu da pek Batman'e yakışmamış.Bu kitaptaki en önemli belirleyici Gary Frank'in müthiş bir çalışma ve titizlikle yaptığı gerçekçi çizgileri.

Not:5/3.5



3)GÜLEN ADAM'LA JOKERİN BİLİNÇALTINA
         
       JBC Yayıncılık'ın çıkardığı 4 kitap içerisinde favorim bu kitap oldu. Açıkçası şöyle tam çizgi roman estetiğinde bir Batman-Joker kapışması görmek istiyordum.Gülen Adam da bu dileğimi gerçekleştirmiş oldu böylece.

      Kitapta iki müthiş öykü var.Biri Batman-Joker savaşı,diğeri de tam da Gotham City'nin atmosferine de dikkat çeken Batman-Green Lantern ortaklaşmasıyla gerçekleşen kriminal bir olay.

        Ed Brubaker,Doug Mahnke ve Patrick Zircher olmak üzere bütün ekip bu kitapta harika bir iş çıkartmış.İlk öyküde yer alan Joker'in kapışması dışında( Bayıldım) ikinci öyküyü daha çok sevdim.Çizgiler,renklendirme ve senaryo muhteşem olmuş.Uzun zamandır okuduğum en iyi çizgi roman diyebilirim.

Not:5/5



4)TEŞEKKÜRLER BATMAN!



       Ve merakla beklenen hatta New York Times Çok Satılanlar'da zirveye oturan Pelerinli Süvari'ye Ne Oldu, JBC'nin son bombası oldu. Küçüklüğündeki bir deneyimle her ne kadar Batman'i tüm çizgi roman kahramanları içinde ayrı tutan ve tarif edilemez bir sevgiyle bağlanan Neil Gaiman ve Andy Kubert, ne kadar zor olsa da Batman'i bu destansı kitapla ölümsüzlüğüne kavuşturmak istemişler.Her ne kadar Batman'in son kitabı da olsa aslında bu Batman'e bir teşekkür mektubu.Cenazesinde yapılan Batman'e yaraşır bir kürsü konuşması niteliğinde kitap.

       Ki kitabın içindeki 3 öykünün içinde ilk sırada gelen Batman'in son öyküsü aynen bu şekilde.Batman bir tabutta.Ama durum biraz daha farklı.Zira Batman de kendi cenazesinde.Bütün Gotham'ın kötüleri,masum ve nankör insanları da dahil olmak üzere.Robin,Alfred ve hatta Superman de var bu törende.

       Ama öykünün kilit noktası tüm Gotham halkının Batman'in akıbeti hakkında anlattığı gerçekler.Bir kısmı her ne kadar inandırıcı olsa bazıları Batman'in bile hoşuna gitmiyor.Misal Alfred'in anlattığı hikayeler gibi.

        Peki bu Batman'e yaraşır bir final mi? Genelde çizgi romanların popüler süper kahramanların finallerini rakipleri belirler.Ama Batman'in akıbeti bu kitapta tam olarak belli değil.Kendisi bile soruyor: Neden buradayım? diye... Bu açıdan psikolojikte olsa bir farklılığı var tabi.Ama öykünün sadece tabut etrafında anlatılan şehir efsaneleri ve öykünün sonlarına doğru Batman'in ölümsüzlüğüne kavuşma anının fazla klişe olması beni çok fazla tatmin etmedi.Batman'in sonu geldiği için değil bu tabi.Sonuçta o da bir insan ama kitapta asıl bahsedilmek istenen Batman'in ölümsüz bir süper kahraman olduğu.En büyük rakiplerinin bile onu saygıyla andığı nadir bir süperkahraman.Mesaj yerine ulaşsa da aceleye getirilmiş bir final dolayısıyla Batman'e yakışır bir final olmamış.

          Kalan diğer iki hikayeye gelirsek.Onlar başarılı.Poison Ivy'in hücrede tutulduğu sırada bir dedektifle yaptığı sohbetler, diğer hikayede kötü adamlara röportaj yapmak isteyen bir show grubu..Bunlar egzantrik hikayeler ve zevkli.Aslında bu hikayeler biraz daha uzatılabilirmiş.


          Not:5/3


twitter.com/FilmNotlari


         

     
         


       

Friday, May 2, 2014

Kardeş Payı: Aile Boyu Kahkaha



              Düğün Dernek'teki başarısından sonra yeniden ekranlara dönen Selçuk Aydemir ve ekibi,yine farklı bir format yakalamaya çalıştı Kardeş Payı'yla. Nasıl olsa seyirciler beğendi,artık ne versek yerler demeyerek,hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayan bu ekip gerçekten de bu sözlerini yerine getirdiler.Nasıl Düğün Dernek'le gişeleri kapatıp,seyircileri kahkahalara boğduysa eğer Selçuk Aydemir, aynı formatı sıradışı bir yaratıcılıkla Kardeş Payı'nda da gösteriyor.

                Bu hafta 10.bölümüyle gelen Kardeş Payı,Selçuk Aydemir ve ekibinin bütün hayranlarını yoğun bir beklenti içine sokmuştu.Ki yanılmadılar da! İlk bölümünden itibaren ekranlarda kaliteli komedinin yerlerde olduğu aylarda yeni bir fark yarattı Kardeş Payı. Yoluna, Dünya'ya barış ve huzur getirecek olan bir icat yapacak olan iki mucit kardeşin hikayesiyle çıkmıştı Kardeş Payı.Tabi ana faktör olarak yine başrollerde Ahmet Kural ve Murat Cemcir'in görünmesi de bir başka beklentiyi yükselten etmendi.Evet, bu bir baltaya sap olamamış ama sempatik kardeşlerin hikayesi dizinin ana faktörüydü.Ancak bunun dışında Selçuk Aydemir bu hikayenin dışında farklı bir mahalle algısı da çizdi.Haliyle de sadece bu iki mucit değil.Onların etrafındaki mahallenin esnafı,kahvecisi,ailesi de bu algıyı yarattı bizde.

                 Bu mahalle algısı  sıradışı bir şekilde resmedilirken ailevi değerleri bir o kadar üstün tutuyor senaryosunda Selçuk Aydemir. Anne-baba korkusu, ana-babaya saygıda koşulsuzluk gibi bu tip ahlaki değerler dizide fazlasıyla yer alıyor.Ama Aydemir, bu klişe mahalle dizilerinde verilmek istenen mesajları dizideki absürd karakterler üzerinden ve bir mahallede görülmeyecek bir ilişki ve mizahla anlatıyor.

                 Mahallenin zengin,havalı,züppe ama saygıda ve sevgide kusur etmeyen Hilmi, mahallenin bütün dedikodusunu herkesten önce yapan,kültür seviyesi yüksek Tornacı Sezai ve Çilingirci Turgut ve en egzantrik karakterlerden biri olan,adeta günah işlemek için yaşayan Şerif Abi dizinin yan roldeki renkli karakterlerinden.Hepsi de alışılagelmişin dışındaki karakterler.Özellikle de Şerif Abi, günümüzde örnek alınan camiden çıkmayan yaşlıların bu trajikomik durumuyla alay edilmiş bir formu.Mahalle dizilerinde gördüğümüz, genelde örnek alınan ve namus sahibi dedelerin antitezi adeta.

               Dizinin bir başka güzelliğiyse Metin-Ali ikilisinin hikayesi ve mahalle algısı dışında başka meselelere de hem ironik hem de parodik bir şekilde yaklaşımı. Kahvedeki Karakulli robotlar misal. Güvenlik görevlisi olan kahvedeki küfür ve argoyu kendine has yöntemiyle denetim altına alıyor.Çayı getirip götüren, tepsiye para konmadığı zaman gitmiyor.Hani normalde mahalle dizilerinde kahveciye yazılan veresiyeler,kavgalar burada hiç işlemiyor.Böylece de mahalle dizilerindeki bu kahve ortamı klişesine Aydemir tarafından yeni bir ayar verilmiş olunuyor.Hatta bir bölümde Hilm, bizim mahallede niye böyle ağır abiler ve mafyalar olmuyor diyordu.Düşünün ki böyle bir mahalle anlatılıyor.

              Metin ve Ali'nin macerası da her bölüm yeni bir sürpriz getiriyor.Misal bu basit icat, hırslı,bilime gönül vermiş bir baba ve oğlunu gösterdi bize.Baba ve oğul arasındaki hırs mücadelesi ilerleyen bölümlerde Metin ve Ali'nin babası Tahsin'in de geçmişine götürdü.Bunların dışında Kardeş Payı,hiçbir karakterine üvey evlat muamelesi yapmıyor.Her birine tam da kardeş payı espri yazıyor Selçuk Aydemir.

              Hikayenin çevresinde dönen Seda Bakan'ın oynadığı Feyyza da harika bir karakter.İş yerinde bütün otoritesini çalışanlarına sergilese de evde ve abilerinin yanında bu otoritesi sarsılıyor.Yani Feyyza, abi-kardeş ilişkisinin temel direği aslında.

               Bölümler ilerledikçe zaten mesele daha da derinlere inmeye ve yeni karakterleri de göstermeye başladı.Yeni gelen mafyalar cidden orijinal mafyalar.Zira biz düşüncesiyle hareket etseler de aralarında belirsiz bir iç çatışma var.Mahalleye adam gibi posta koyamıyorlar.Reis konumunda olan Barış Yıldız'ın seçilmesi doğru bir tercih olmuş.

              Yeni gelen karakterlerden Sivasli Emre Kaman da layıkıyla rolünü yerine getiriyor. Eda'nın eski bir arkadaşı olan Emrah'ın mimikleri,konuşması ve Sivas ağzını yerinde kullanması cidden başarılı.Metin'i her gördüğünde Kirvem,canım ciğerim gibi lafları da cabası... Bu arada hatırlatalım Kardeş Payı'nı Selçuk Aydemir'le beraber yazıyor.

              Kardeş Payı,Ali İhsan Varol'un da aslında afilli bir oyuncu olduğunu gösteren bir dizi.Kelime oyunuyla tanıdığımız yakışıklı,sempatik,kibar ve nükteli üslubuyla dikkat çeken Ali İhsan Varol'un Yiğit karakterine seçilmesi isabetli olmuş.Ettiği küfre kadar rolünün hakkını veriyor.

              Peki Kardeş Payı'nın bu kadar güzel olmasında en büyük bu faktör bu mahalle algısı ve karakterler mi? Aslında cevap belli.Dizinin neden bu kadar farklı ve daha komik olduğu da belli.Bir kere, dizide yapılan esprilerin içine katılmış göndermeler havada kalmıyor.Bu göndermeler esprilerle birlikte güldürürken mesajını da vermiş oluyor aslında.Hem Gezi olaylarına, hem popüler yabancı dizilere, (Game Of Thrones daha sık) hem eğitim sistemine,Türkiye'nin gündemine hatta ve hatta sektördeki çoğu diziye göndermesini eksik etmiyor.İkinci bir faktör dizinin kurgusu. İşler Güçler'den de farklı kurgular dizinin dinamiğini ve mizahını daha da arttırıyor.Efektler tam da yerinde kullanılacak cinsten.Bana kalırsa Kardeş Payı, ekrana değil de bir festivalde yarışmaya girse büyük bir prestij sağlardı.3. faktör karakterlerin her biri kaliteli oyunculuklarının yanında laf arasında geçen komik benzetmeleri. Selçuk Aydemir, tüm bu koşulları yine layıkıyla getiriyor bana kalırsa. Ahmet Kural'ın çaldığı parçalar, kahve muhabbetleri dizinin unutulmaz sekanslarından bu arada

          Oyunculukların hepsi müthiş zaten.Yani dizide bir tane bile sırıtan yok.Hepsi ayrı başarılı.Aydemir'in ham ekibi de ,yeni katılanlarda harika performanslar sergiliyor.Birini bile eksik yazsam haksızlık olur.Yalnız şunu da demeden geçemeyeceğim. Şinasi Yurtsever'in Hilmi karakteri çok çok iyi tasarlanmış.Ve aynen Yurtsever de üstüne giymiş.Gülüş ve konuşma tarzı, pelesenk replikleri (Hilmi bunu sevdi,tırsı vs.) güzel oturmuş Şinasi Yurtsever'in üstüne.

           Televizyonda komedi yok demiyorum tabiki.Ama her komedi kaliteli olmuyor maalesef.2 bölüm sonra olayları ve esprileri döndürüp döndürüp aynı yere bağladığı için belkide sıkıyor.Ama yinede vakit geçirmek amaçlı izleniyorlar. Buna örnek olarak Yalan Dünya'yı 2 sezondur takip etsem de 3.sezonda cidden olayların bariz bir şekilde aynı yere dolanıp durduğu ve zorlandığını gördüm.Leyla ile Mecnun'dan sonra Ben De Özledim'le ekranlara dönen Onur Ünlü ve ekibi de aynı kafayı burada da uygulayınca tutmadı belki.Ama Kardeş Payı, bir bölümünde bile tekrara düşmedi.Zorlanmadan, sözünü sakınmadan güldürmeye hatta kahkaha attırmaya devam ediyor. Üsküdara Giderken, Çalgı Çengi, İşler Güçler, Düğün Dernek ile yakından takip ettiğim Selçuk Aydemir'in bütün komik yapımları her seferinde farklı bir özgünlük taşıyor. Gülme efekti koymadan da yerinde espri ve karakterlerle Üsküdar'a Giderken'de güldüren, Çalgı Çengi'de hakiki bir Ankara komedisi yapan ve Düğün Dernek'te de kaliteli bir sinema filmi yaparken aynı oranda güldürmeyi de ihmal etmeyen Selçuk Aydemir'in bu Kardeş Payı dizisi de aynı kaliteyi yakalayacaktır.Ki yakaladı da bence.Selçuk Aydemir ve ekibi bu sektörde durdukça daha çok güleceğiz bence.


           twitter.com/FilmNotlari