Monday, April 28, 2014

İhsan Oktay Anar'dan Galiz Kahraman Efsanesi (Spoiler İçerir)



              İdris Amil Efendi, Kasımpaşa'da yaşayan, kendine pek fazla hayrı olmayan bir abimiz.Daha doğar doğmaz dedesi onun hayırlı bir birey olacağını,adeta Allah'ın bir lütfu,seçilmiş kişi olduğuna inanmaktadır.Nafile! Efendimiz,mahallede bir prestiji olsun,kızlara bir havam olsun vesilesiyle önce yeraltı dünyasına giriyor.Bir güzel giyiyor hükmünü ama prestij yerine mahallede itibarı iki paralık oluyor.Bunun üstüne çareyi edebiyatta arıyor ve Babalar Kıraathanesi'nde edebiyat kurslarına katılıyor.Kendini vuruyor şiire.Tabi bu süreçte kıraathanede Efgan Bakara adında çulsuz ama çok bilmiş bir zat-ı muhteremle karşılaşıyor.Efgan Bakara,çok bilmiş olmasının yanında da varoluşçu bir muhterem adeta.Her şeyi sorguluyor.Sorguluyor sorgulamasına da abimiz dediğim gibi çulsuz.Tabi en fenası da duygusal ve haliyle de saf.Bakara'nın tek arkadaşı olan efendimiz İdris Amil Hazretleri'nin talih kuşu da o sıralarda başına konuyor.Sinema Artisleri Ajansı'ndan oyunculuk teklifi geliyor.Ama ne yazık ki efendimiz dört ayak üstüne düştüğünü zannederken aslında bütün bu başına gelecek musibetlerde burada başlıyor.Ajansa ilk günden kabul edilse de validesinin mahallede adlarının temize çıkması için oğlunu helal süt emmiş bir kızla evlendirme ısrarı efendimizin hem edebiyat,hem de bu artislik işlerini uzun bir süre sineye çekmesine zorluyor.Olaylar böyle gelişirken efendimiz hüküm giydiği sıralarda Kasımpaşa'nın en cengaver,en baba abilerinden Yarma İskender,ahbabı Remzi'nin kız kardeşini efendimizle baş göz etmeye çalışınca İdris Amil de buna razı gelmek zorunda kalıyor.

              Ama şimdi sıkı durun. Yeşilçam filmlerinde gördüğünüz,en çokta Osmanlı zamanlarını anlatan Ertem Eğilmez filmlerinde gördüğümüz bütün yanlış anlaşılma ve klişeler İhsan Oktay Anar'ın kıvrak ve muzip anlatımıyla yeniden şekilleniyor.Düğün günü İdris Amil Efendimizle, Remzi'nin çetinceviz kız kardeşi Remziye ile evleneceği sırada,düğün pastasının içinden Remzi'nin düşmanlarından biri çıkıyor ve Remzi'yi pastanın içinde boğup öldürüyor.Bunun üzerine imzalar atılsa bile,abisinin kaybı üzerine önce efendimize bir tokat,sonra kendini sokaklara atıyor Remziye.Namusu için kaçıyor yani. E tabi böyle olunca efendimizin adı daha da kirleniyor.Hem de bu sefer çift taraflı. 'Zevcesi şimdi başkalarıyla düşüp kalkar,bi sahip çıkamadı.Karısına namus bekçiliği yaptırıyor' diye hem de.

              Kitap ilerleyen kısımlarda daha da canlanıyor.Zira Anar, bundan sonraki olayları ilk olaylarla öyle güzel bağlıyor ki kitap elden bırakılamayacak hale geliyor.Ama tabi İhsan Oktay Anar, bunu yaparken de nasıl bir film dikkatlice fazla ara verilmeden izleniyorsa kitapta da aynı estetiği istiyor.Ve bu vesileyle paralel kurgusunu herhangi bir devamlılık hatasına kapılmadan,olay örgüsünü de bölümlere ayırmadan okuyucu bir solukta okumaya devam ediyor.Öyle ki olay örgüsündeki ipler fazlasıyla hassas.Okuyucu kitabın bir yerine ayracı koyduğu zaman tekrar başa dönmek zorunda kalıyor.Sağlam hafızanız olsa bile olayların sırasını karıştırmak da cabası(Bu olayı okurken yaşadım tabi) Yani bu kitabı ya uzun yolculuklarda,ya da koltuğunuzda,yatağınızda ara vermeksizin okumanızı tavsiye ediyorum.

               Neyse olaylara dönelim tekrardan.Ailesinin adı iyice kötüye çıktığı için kendilerine özel taksi tahsis etmişler.Şoföre de her ay yüklü miktarda para bayılıyorlardır. İşte bütün her şey burada başlıyor.Efendimizin makus talihini,dest-i izdivacını bu taksi olayında görüyoruz.Adını sanını bilmediğimiz son derece absürd nitelikte bir hırsız çetesinde alıyoruz soluğumuzu. Neuzubillah! Hırsız dediysek namuslu bunlar.Torpil,rüşvet,adam kayırma kitaplarında yazmaz.Bundan sonra ise olanlar oluyor.Basit bir hırsızlık davasıyla başlayan işler, müteahhidin rantçı tehditlerine,yanlış anlaşılmalı gönül kaptırmalara,korsan sektörünün egzantrik ticaretine kadar da geliyor.Ve tabi efendimizin de aynen bu olaylar kadar egzantrik nidası da belki de tek kurtarıcısı oluyor: Hüüüüüüüüüüüüüüüüp, Jjjjjjjjjjjjtttt Nah-ha! (Niheeeeeaaayt Ulan! Falan değil yani)

               Her ne kadar kitabın akıbetini de söylemesem de yarısı kadarını anlattım.Ama bunu dediğim gibi kitabı aralıklar verdiğim için yazmak zorundaydım.Ve bu sorunu yaşayanlar için.Zira cidden toparlaması zor.

               Ama yine de İhsan Oktay Anar, bu kitabıyla alışkın olduğumuz muzip Osmanlı kelimeleriyle dolucu anlatımıyla okuyucuyu sıkmamayı bir kez daha başarıyor.1950 ve 1960 arası bir dönem gibi duran o dönemin ne kadar şaşırtıcı gelse de sorunlarını işlerken aslında bizim şu an yaşadığımız vaziyete de bir selam çakıyor neticede.Sefalet içindeki çaresiz toplumlar,cehaletin getirdiği yarı aydın özentilikleri,hırsızlığın bile günümüzde sanki onurlu bir meslekmiş gibi gösterilmesi (bknz: 17 Aralık ve sonrası) Ve de tabiki korsan ticaretinin tekelleşmesi (Kitapta bu ticaret akla hayale gelmeyecek şekilde resmedilmiş.Çok zekice) 

             Böyle böyle İhsan Oktay Anar, bu meseleleri aynen kitabın arka kapağında yazdığı; 'Eşi benzeri görülmemiş,hem herkes hem de hiç kimse.Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiş.Romantik bir insafsızlığın bakir tacizcisi.Sıradanlığın üst insanı.Ama hali hazırda tek gayesi kendini algılamak' şeklinde bağdaştırıyor.İşte böyle bir Galiz Kahraman'ın musibetlerle dolu kaotik ve hiciv dolu macerasıdır yani kitap.Bu kitabın bir başka yaratıcılığıysa aşina olduğumuz iyi-kötü klişesini yıkması.Ama şu da var ki kazanan tarafta yok aslında.Aynen bu hayat gibi.Ne iyi,ne kötü.Bu hayatta hiç kimse tam kazanmış,alacağını tahsil etmiş değil sonuçta.

             Sonuç olarak İhsan Oktay Anar'la tanışmak isteyenler başlarda biraz zorlayıcı olsa da hem yazarı,hem anlatımını hem de bu romanı seveceklerdir. Anar'ın olayları anlatırken,birtakım bilimsel ve tarihsel betimlemelerine de tanık olacaklardır.Benden söylemesi,bir okuyun sizde seveceksiniz.İyi okumalar...

Kitabın Notu:5/4
twitter.com/FilmNotlari
twitter.com/Sanatim_Sanat

             

No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?