Monday, February 10, 2014

Kapitalizmin ''Wall Street Kurtları''




           Öncelik olarak şunu belirtmek isterim ki Martin Scorsese, hala formunda olan bir yönetmen.Çünkü hala yaptığı tüm filmlerde hem kendi tarzını,hem de sinemanın klasik türlerini her seferinde yıkarak yeni bir yaklaşım sergilemeyi biliyor.Bununla da kalmayıp bu klasik türlerle de ustaca dalga geçip hicvetmeyi de başarıyor.


            İşte Scorsese'in bu son filmi ''The Wolf Of Wall Street'' (Para Avcısı) aynen bu teze bir kanıt oluşturuyor. Scorsese, klasik suç komedisini (kara komedi) Jordan Belfort'un kendi hayatını anlattığı ve bu hayatını anlattığı kitabını uyarlayarak biyografik-suç komedisi haline getiriyor.Hatta bununla da kalmayıp yeraltı dünyasına çeviriyor kamerasını.


           Ama bu yeraltı dünyası zannettiğiniz üzere sokaklarda kol gezen gangsterler veya büyük ailelerin büyük silahlı mafyaları üzerine kurulu değil.Bu mafya kelimenin tam anlamıyla: ''KAPİTALİZM!'' oluyor.


          Filmdeki mafyalar kapitalizme hizmet eden ''brokerlar''. Daha masum ismiyle komisyoncu.Film zaten odağında tek bir broker'ın hayatına odaklansa da aslında Amerika'nın bütün brokerlarını hedef alıyor.Türlü yollarla,dalaverelerle, profesyonel ekonomist numaralarla insanların hayallerini ve umutlarını yıkan bu brokerlar hayatta sadece ''para'' için yaşıyorlar.Filmde de en cuk oturan tanımı: ''Dünyadaki en büyük uyuşturucu'' lafından da anlaşılacağı üzere.

          Tüm bu sahte şatafat ve mutluluk karelerini tam 3 saat olan bir süreçte Jordan Belfort'un gözünden görüyoruz. Belfort, Wall Street'e girdiğinden itibaren birden hayatı değişiyor.Profesyonel bir broker olma yolunda olma yolunda sağlam adımlarla ilerlerken ''Kara Perşembe'' nin etkisinden o da muzdarip oluyor ve Belfort işsiz kalıyor.Fakat Jordan hala vazgeçmiş değil.Bu vesileyle de Jordan, önce Long Island'ın taşra yerlerinden birindeki yatırım şirketinde broker olarak çalışmaya gidiyor. Wall Street'ten edindiği altın anekdotlarla birdenbire yükselen Belfort, işleri daha da büyütme arzusuyla çevresinde ''broker'' ışığı gördüğü insanlardan bir ekip kurarak ''Sttraton Oakmont'''ı kuruyor. Yine aynı dolandırıcılık yöntemlerini onlara da öğretmesiyle birdenbire Wall Street ve daha birçok finansal şirketlere,markalara kafa tutmaya başlıyor:Haliyle büyük bir milyoner ve bir numaralı broker olan Jordan'ın bu ''en güçlü'' tutkusu kontrolsüz bir şekilde ilerlemeye devam ederken beraberinde  uyuşturucu,seks,fuhuş ve fetiş bir şekilde paranın esaretini de getirmiş oluyor.


        Böylelikle, Scorsese Amerikan rüyasına,kapitalizmine de sağlam bir eleştiri yapmakla kalmayıp,paranın tüm dünyayı nasıl etkisi altına aldığını,zayıf ama hırslarına yenik insanlar üstündeki yaptırım gücünü,tamamıyla hayatı kontrol altına aldığını gösteriyor.Özellikle bunu yaparken her türlü bireyi de (dil,din,ırk,cinsiyet ve cinsel tercihler bakımından ayrım yapmadan) filminde göstermeyi unutmuyor.Hakikat olan da bu değil mi zaten? O kadar aile tartışmaları,savaşlar,cinayetler,insanların yalnızlaşması hep bu ''para'' denen uyuşturucudan çıkmıyor mu? / Hepsi öyle.Bu hayatta hedonist bile olsanız,hayalleriniz,hedefleriniz ve tutkularınız bile olsa para olmadan mutlu olamıyoruz.


        Şimdi filme farklı bir yaklaşım ve konuyla ele alınmış olduğundan mafya filmi dedik.Peki bu filmi Scorsese çerçevesinde kıyaslarsak hangilerini ele alabiliriz? Ben bunun için en uygun olan ve tamamen bu filmin antitezi olan ''Taxi Driver''ı düşündüm.


         Hatırlayacak olursanız filmde Robert De Niro, Travis adında  kirli ve adaletten bir haber olan bir dünyada taksi şoförlüğü yapan bir adamı canlandırıyordu.Bu dünyanın  totaliter kurallarını reddediyordu aynı zamanda Travis. (Bu arada De Niro'nun bu anarşist karakteri Travis Bickle kendisiyle en çok bağdaşan karakterlerden olduğundan külttür aynı zamanda) Travis eline bir silah alarak  bu adaletsiz şehrin sokaklarını temizlemeye giderken bu onurlu görev için bir fahişenin hayatını da kurtarmayı seçiyordu.


        Baktığımız zaman, Taxi Driver, çürümeye yüz tutmuş, insanların daha da yalnızlaştığı, dünyanın kirlendiği ve adaletsizleştiğini anlatan bir eleştiri filmi.Ve yine Scorsese'in filmi. Scorsese,bu son filmde de yine benzer şekilde aynı kirli dünyayı kapitalist boyutlarıyla ele alarak eleştiriyor.İki filmin ortak yanı da bu.


       Ama en önemli farklılığı işlediği karakterler ve onların hayatları. Travis Bickle, bu kirli dünyanın adaletsizliğine kafa tutan,onun altında ezilmeyen ve kendi kurallarını koyarak anarşist bir şekilde ona direnen biri. Jordan Belfort ise bu dünyanın, bu kapitalist krallığın kölesi olmak için yaşıyor adeta.Etrafındaki arkadaşları,yatırımcılar,eski ve yeni karısı Belfort için bağımlılıktan başka bir şey değil.Bazısı onun para avcısı olma yolunda değersiz bir araç,bazısı da her geçen gün aşırıya kaçan cinsellik hazzını tatmin etmekten başka bir işe yaramıyorlar.Ayriyeten Travis Bickle,hiçbir şekilde zorbalık ve dolandırıcılık yapmadan hayatını kazanırken, Belfort dünyadaki bütün insanların donuna kadar almayı kafasına koymuş,şirketindeki bütün hisseleri satıp,diğer şirketleri batırmaya ve müşteri talebindeki paranın,hisselerin ve faizlerle tereddütsüzce kumar oynamaya and içmiş bir dolandırıcı! İşte bu yönleriyle Scorsese, iki filmde de bu dünyanın adaletsizliğini ve kirliliğini iki farklı konu,yaklaşım ve karakterlerle başarılı bir şekilde anlatmış oluyor.


        Filmdeki Jordan Belfort başta olmak üzere tüm karakterler fazlasıyla nefret edilecek türden.Ukala tavırlar,alaycı espriler,değersiz yakıştırmalar bu karakterlerin ana felsefesi adeta! Belki bu bir ilk olabilir ama filmin ana odağındaki karakterlerin mutlu olmasını istemiyoruz izlerken.Çünkü onların bu denli profesyonelce insanları kandırmalarını,onları değersiz görmelerini ve Belfort'u oynayan Leonardo Di Caprio'nun ara ara seyirciye aşağılayıcı bir tavırla seslendiği sahneler bunu daha iyi anlatıyor.


        Nihayetinde de filmde oyuncular harika! Başta Leonardo Di Caprio, Jonah Hill, Margot Robbie ve yaklaşık 15 dakikalık uzun bir diyalog sahnesinde karşımıza çıkan Matthew McCoanughey harikulade performanslar çıkarmışlar.Özellikle de Di Caprio ve Hill.

             Jonah Hill,karşımıza daha çok ''teenager'' filmlerde karşımıza çıkan genç bir oyuncu.Scorsese gerçekten müthiş bir tercih yapmış.Oynadığı Donnie karakteriyle,bir yandan  eğlenceli ve komik anlar yaşatırken,züppe broker rolünü de iyi sentezlemiş oluyor. Leonardo Di Caprio'ya ise denecek söz bulamıyorum.Kürsüde yaptığı konuşmaları,uyuşturucu aldıktan sonraki halleri ve dalavere numaraları gibi daha birçok sahnesiyle (Altın Küre'de ''Komedi-Müzikal'' Dalında En İyi Erkek Oyuncu) bu senenin Oscar ödüllerinde şansı yüksek.Tabi Oscar açısından bakarsak ''En İyi Uyarlama Senaryo'' ödülünü alacak gibi görünüyor.


            Sonuç olarak,tüm bu argümanlarıyla karşımızda bir Scorsese başyapıtı duruyor.Hicvi,eleştirisi,performansları ve kara komedisi yerinde olan türevlerinden çok daha başka olan bir kapitalizm filmi yani.Kesinlikle ve kesinlikle bu film kaçmasın! 

           Filmin Notu:5/5
           twitter.com/FilmNotlari











       


         


       

       





No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?