Monday, February 3, 2014

Başka Sinema'da Ocak Ayı




                 
YÜZLEŞMEKTİR BAZEN EN BÜYÜK ERDEM


       Bu aralar yabancı dildeki festival filmlerinde yeni bir hava var bana kalırsa.Artık sanat kaygısı veya yeni bir şey anlatmak yerine sadece realist yaşamlara sırtını dayayan filmler görüyoruz.Ve tamamen gerçek hayata odaklı olan bu filmler de handycam kameralarla çekiliyor.Bunu en son Bir Hurdacının Hayatı'nda görmüştük.Kameranın sürekli hareket halinde olması bu filmlerdeki kesitlere daha bir gerçeklik katıyor.Romen yapımı ''Çocuk Pozu'' da tam bu dediğimiz filmlerden.Herhangi bir mesaj ya da sanat kaygısı yok.Sadece hayatın gerçeklerini yansıtıyor.Aile gerçeği gibi mesela.Ya da aile-çocuk bağları gibi.Filmin asıl anlatmak istediği bu.Tabi bunun yanında vicdan ve kişinin başına gelenlerle yüzleşmesi üzerine müthiş bir yapım olmuş.Bu anlamda senaryo ve yönetmenin uyumu harika.Filmde anne rolünü üstlenen Luminita Gheorghiu harikulade bir performans sergiliyor.


        Film,Festen filmindeki kutlama yemeğine benzer bir şekilde açılışını yapıyor.Her şey yolunda giderken partide kurtlarını döken anne Cornelia aldığı bir haberle sarsılıyor.Bu açıdan Festen filmine benziyor ama bu filmin başka bir amacı var.Festen'de handycam'le çekilen sadece oradaki kutlama ziyafetinin olduğu evdi.Tek mekan( Rope ya da 12 Angry Men gibi) Ama burada tek mekan değil tek ortak bir nokta hedeflenmek istiyor.Aile bağları ve kolay ya da zor olsun yüzleşebilmek..


        Filme gelecek olursak. Cornelia'nın oğlu Barbu kaza yapmıştır ve bu kaza küçük bir çocuğun hayatına mal olmuştur.Cornelia, oğlunu kurtarmak için elinden geleni yapıyor.Bilirkişiler, Barbu'nun lehine işlenecek dosyalar ve raporlar,hatta buna ölen çocuğun cenaze masraflarını da üstlenme diyebiliriz.Her şey iyi güzel hoş gidiyor ama Barbu'nun başka sorunları var.Özellikle de annesi arasında ciddi bir iletişim sıkıntısı var.Bir de buna çarparak öldürdüğü çocuğun ailesiyle yüzleşme de eklenince Barbu daha çok acı çekmeye başlıyor.E zaten Barbu kurtulmak istiyorsa bu durumdan önce çarptığı çocuğun ailesini razı etmeli.Ki bu da onun için oldukça zor.


          İşte filmde yüzleşme ve vicdan üzerine kurulu.Bunu filmin cenaze evi sahnesinde görmek ana hatlarıyla mümkün.Ve gözyaşları tutmanızda o derece öyle.Barbu'nun sıkıntıları bunlarla da sınırlı değil.Kız arkadaşıyla da boşanma eşiğinde erkeksi bir sıkıntıdan dolayı.Sigarayı bırakamıyor üstüne üstlük.


              Sonuç olarak film anne-oğul ilişkisini,annenin kutsallığını,hayattaki sorunlarla yüzleşebilmenin erdemliğini ve içimizdeki vicdan ve barış duygularının gelişmesini anlatıyor.Hareketli ve yakın plan kamera ise filmin realist bir şekilde gösterilmesinde ana kaynak.Tek diyebileceğim lütfen kaçırmayın.


      Filmin Notu:5/4.5
      twitter.com/FilmNotlari







         SEN YİNE DE ŞARKILARINI SÖYLE


      Cannes Film Festivali'nde ''Grand Prix'' ödülünü alan ''Inside Llewyn Davis'' bu senenin ve  Başka Sinema'nın en iyilerinden.Bunun yanında bu senenin 86.Akademi Ödülleri'nde sadece 2 dalda aday olarak ''underrated'' konumuna getirildiğini düşünüyorum.Başta Coen kardeşler,Oscar Isaac ve ''Hang Me On Hang Me'' şarkısını adaylar listesinde görmemiz gerekirdi.


          Onun dışında filme gelirsek, Coen Kardeşler'in bu sıradışı ve tam hayatın içinden olan son filmi  ''Inside Llewyn Davis'', meşhur folk şarkıcı Dave Van Ronk'un biyografisinden esinlenerek yapılmış,talihsiz folk şarkıcısı Llewyn Davis'in dramını anlatıyor.Tabi Coen'ler bu iliklerimize kadar hissettiğimiz realist öyküye kendi tarzlarındaki ironiyi işlemeyi unutmuyorlar.Ama filmin başarılı olmasında en büyük mimar harika sinematografıyla Bruno Delbonnel oluyor.Harry Potter:Melez Prens'in serinin en fiyaskosu olmasına rağmen kendini izlettirme sebebi olan görüntü yönetmeni de deneyimli Delbonnel'di. Inside Llewyn Davis'in en güzel tarafı da bu zaten! Bu kadar güzel bir renk kompozisyonu,ışık uyumunun bir arada olduğu pek film yok açıkçası.Tabi bu sinematografın bu kadar muazzam olması da filmin daha da gerçekçi,daha hayatın içinden olmasını sağlıyor.Özellikle ''pub'' sahnelerindeki kareler çok başarılıydı.O yüzden ''Görüntü Yönetmenliği'' konusunda alması lazım bu seneki Oscar'ı.Ama tabi önünde ''Gravity'' engeli var.


            Oyunculukları da göz ardı etmemek lazım. Oscar Isaac başta olmak üzere John Goodman,Carrey Mulligan harika rollerde.Özellikle yaklaşık 40 dakika görünse de John Goodman yine ders niteliğinde bit oyunculuk sergiliyor yine. Çenesi düşük,sivri dilli,zengin beyefendi sakat Roland Turner filmin en eğlenceli karakterlerinden.Daha doğrusu Goodman filmografisinin klasikleri arasına girebilir.Aslında Roland Turner filimn kilit karakterlerinden.Çünkü ikide bir Llewyn Davis ve yaptığı folk şarkılarla ince bir şekilde dalga geçmesi ve laf sokmalarından itibaren filmin mizah dozu da yükselmeye başlıyor.Özellikle de kara komedi kısmı daha ağırlıkta olmak üzere. Carrey Mulligan, ise baskın ve erkekler üzerindeki oto kontrolü müthiş kullanan başka bir karakteriyle karşımızda.Ağzı bozuk,daha çok anı yaşayan ve biraz vurdumduymaz bir kadın olan Jean'de bu anlamda Mulligan'ın rolleri arasında başı çekenlerden.Tabi biz bu baskın halini en bariz şekilde ''Great Gatsby'' de görmüştük.


           En çok alkışı hak eden performansı sona bırakmıştım zaten.Evet,Oscar Isaac neden bu performansıyla Oscar aday listesinde yoktu diyesi geliyor insanın.Hem şarkıcı,hem de oyuncu olan Oscar Isaac gerçekten nefis bir oyunculuk sergiliyor Llewyn Davis üstünde. Davis talihsiz bir folk şarkıcısı.Ama şaşırtıcı derecede de etrafındakilere karşı fazlasıyla ukala! Zira kendisi bu konuda kendini profesyonel kabul ediyor ,ama  ikinci sınıf barlarda,pub mekanlarda çalıyor ve söylüyor folk şarkılarını.Bunun neticesinde üç beş kuruş ya alıyor ya da almıyor.Bundan dolayı da Davis'in kalacak bir evi yok.Her gün başkasının kanepelerinde uyanıyor.Sürekli bir oradan oraya koşuşturmacaları... Bu açıdan ''Frances Ha'' ile çok ortak noktaları var.Oradaki Francis'in de bu koşuşturmacası, kuş misali her gün başka bir evde konaklaması da bu şekildeydi.Bundan dolayı da ikisi tam birbirleri için yaratılmış diyebiliyoruz.Bahsettiklerim bir yana Oscar Isaac'in müzik konusunda da gözle görülür bir yeteneği var. Davey Van Ronk'tan Marcus Mumford'a, Bob Dylan'dan Joan Baez'e kadar pek çok 60 dönemine damgasını vurmuş folk şarkıcısının şarkılarını yeniden yorumluyor Isaac.


           Filmin konusuna gelelim. 1960'ların New York'unda geçiyor hikaye.Folk şarkılarının, ''country'' müzik akımlarının Manhattan'a damgasını vurduğu bir dönem.Bu dönemde de folk şarkılarıyla yolunu bulmaya çalışan,tabi bu yolda ilerlerken de sık sık tökezleyen Llewyn Davis'in yaşamına tanık oluyoruz.Davis ikinci sınıf barlarda ve ucuz pub mekanlarda folk şarkıları çalıp söylüyor.Ama gel gör ki hayata tutunmak için yeterli kazanç getiremiyor ona bu şarkılar.Hal böyle olunca da Davis, evsiz,parasız sürekli birilerine muhtaç duruma düşüyor.Emanet bir kediyi kaybediyor.Her gün başka bir kanepede uyanıyor.Hatta bir gün kaldığı bir evde bir arkadaşının sevgilisi asi başka bir folk şarkıcısı Jean'i belirsiz şekilde hamile bırakıyor bu süreçte.Tabi kız kardeşiyle de kendi  üslubu başta olmak üzere pek çok sıkıntısı var.Davis,umudunu bir an kaybetmeden bu şöhret için düştüğü yolda ilerlemeyi baştan kararlı zaten ve bununla beraber meşhur  bir bar işletmecisi ve müzik menajeri  Bud Grossman'da arıyor son çareyi.Bu süreçte de talihsiz olaylar,olumsuz hava koşulları,hayatını cehenneme çeviren insanlar başta olmak üzere Davis'in peşini bırakmıyor.


          Aslında film,  daha doğrusu Coen'ler bir biyografiden çok bu 60 yıllarındaki'' country'' dönemine odaklanmışlar.Folk şarkılarının o dönemde de halk tarafından pek rağbet görmediğini,buna bağlı olarak bu yoldan ilerleyenlerin kaybedenler kulübüne dünden razı olarak gireceklerini esprili ve ironik bir dille anlatmış Coen'ler.Tabi genel olarak her bir paragrafında dediğim gibi Coen'ler Büyük Lebowski,Aramızda Casus var ve Fargo gibi kara komedilerinde kullandığı ''kara komedi''' burada kendini ironik bir drama bırakıyor..Zaten filmi izlenir kılan etmenlerden biri de bu Coen'lerin bu tarzı.Fazlasıyla trajik olan bir hikaye Coen'ler tarafından da tam festival filmlerine ve 60 döneminin folk şarkıcılarına yakışır bir şekilde hayata geçmiş oluyor.Gerisini siz izleyin ve kararı siz verin derim.

           

Filmin Notu:5/5
twitter.com/FilmNotlari


           

BELKİ DE BU DÜNYA BİZE DAHA KİRLİDİR



     Kırık Çember,yine bir festival filmi.Berlin ve Tribeca Film Festival'i hem de. Berlin'de hem prömiyerini yaptı hem de Tribeca'da filmde Elise karakteriyle göreceğimiz Veerle Baetens'e ''En İyi Kadın Oyuncu''  ve filme ''En İyi Senaryo'' ödülü verildi.Ayriyeten bu senenin de ''Yabancı Dilde Film'' Adayları'' ndan .Her ne kadar müthiş bir film de olsa önünde ''Muhteşem Güzellik'' ve ''Onur Savaşı'' olmak üzere geçmesi bir hayli zor olan iki rakibi var.


      Film,güçlü ve gerçekçi bir şekilde bir evlilik ve ebeveynlik sürecine odaklanıyor.Genel olarak komedi/romantik filmlerinde rastladığımız bu evlilik ve ebeveynlik filmleri bu filmde farklı bir şekilde işleniyor.Bu filmlerde gördüğümüz yanlış anlaşılmalar ve eğlenceli anlar yerine bu filmde talihsizliklerden bir türlü kurtulamayan,haliyle evliliklerine de yansıyan bir anne ve babanın ebeveynlik süreci görüyoruz bu filmde.


       Bunun yanında film sadece trajik ve salt bir ebeveynlik,evlilik figürü çizmiyor.Aynı zamanda dini değerlere,toplumun örf ve adetlerine ve uzun zamandır pek görmediğimiz bir şekilde Amerikan rüyasına da tokadını atmayı ihmal etmiyor.Özellikle de tıp alanındaki hayat kurtaran tedavilerin dini değerler karşısındaki yetersizliği ve lüzumsuzluğundan da dem vurmayı unutmuyor.


         Filmdeki anne ve baba da bir hayli egzantrik. Aslında toplumun değer yargılarıyla örtüşmediğinden dolayı egzantrik.Zira baba, hayatın sorunları karşısında dini açıklamaları anlamsız ve yetersiz bulduğundan dolayı ateist.Anne ise dinine fazlasıyla bağlı olmakla beraber vücudunun her yerinde dövme var ve sürekli sigara içiyor.Bu çatışma da haliyle ikilinin evliliğini iyicene zora ve sıkıntıya sokuyor.Tabi bu evlilik sürecine ebeveynlik sorumluluğu da ekleniyor.Bir de bu yetmezmiş gibi çocukları kanser hastası.Ama yine de anne ve babanın ortak noktada buluştukları iki ortak nokta da kızları Maybelle ve müziktir.

              Konusuna gelirsek, Diddier bir müzik grubunda banjo çalıyor ve Elise de dövmeci.Diddier ve Elise ilk görüşte birbirlerine aşık oluyorlar.Uzun yıllar süren bu ilişki de meyvesini veriyor ve Elise hamile kalıyor.İlk başta Diddier bu duruma onay vermiyor.Çünkü başkasının hayatına karar vermek gibi bir sorumluluğu üstlenmek istemiyor açıkçası.Buna rağmen bu doğum gerçekleşiyor.Ama maalesef kızları Maybelle kanser hastası.Bununla birlikte de Diddier ve Elise'in aşklarını,evliliklerini ve hayatlarını yeniden gözden geçirdiklerini görüyoruz.

                     2010 İstanbul Film Festivali'nde ''Çölde Kutup Ayısı'' filmiyle ''Altın Lale'' ödülünü alan Felix van Groeningen'in güçlü gözlemleri ve harika senaryosuyla,iç burkan, yaşamı sorgulayan, çemberi bir arada tutmaya çalışan öyküsüyle Kırık Çember kaçırmamanız gereken bir film.Tabi şarkılar da takdiri hak ediyor ezcümle

          Filmin Notu:5/4.5
          twitter.com/FilmNotlari

         

CARPE DIEM GLORIA!


          Sebastian Lelio'nun Berlin Film Festivali'nde ''Gümüş Ayı'' ödülünü 4.filmi ''Gloria'', eşinden yeni
boşanmış,iki çocuklu orta yaşlı bir kadının hikayesine odaklanıyor.Gloria için günümüz koşullarına,yaşam tarzları ve eğlence anlayışlarına bakıldığı zaman boşanmış kadınlarımız ve ev hanımlarımıza ilginç bir şekilde yapılmış eleştiri niteliğinde bir film diyebiliriz.Zira facebook'ta,tabletlerinin başından kalkmayıp ''Candy Crush'' tarzı oyunlar için birbirleriyle sidik yarıştıran teyzelerimiz,boşandığı için komşuları dahil olmak üzere etrafındaki herkesle iletişimini kesen kadınlarin vaziyeti ortada olduğu için Gloria'nın bu kadınlara birer tepki olarak yaratıldığını düşünebilirsiniz.Hatta çevredeki rivayetlere göre ''Gloria'' karakteri İstiklal Caddesi'nde gecenin bir vakti bağıra bağıra şarkı söyleyen ve çevresindekilerin onunla dalga geçmesine rağmen,onlara herhangi bir şekilde aldırış etmeyip anı yaşamaya devam eden bir kadından esinlenildiği söyleniyor.

           Gloria'da aynı şekilde.Etrafındakilerin dediklerine aldırış etmeden anı yaşayan,yani başlıkta da belirttiğim gibi ''carpe diem'' felsefesini uygulayan bir kadın.Diskoteklerde dans eden,spor yapan,düzenli çalışan,bar ve diskolarda tanıştığı erkeklerle yaşına rağmen tek gecelik ilişki yaşamaktan korkmayan,genel anlamda insanların ölmeden önce sayfalar dolusu listeye sıkıştırdıkları alternatifleri Gloria,her anında yapmaya hazır biri.Tabi hayatı dolu dolu olsa da Gloria yaşamının her anında mutlu olan bir kadın değil.Mutlu olamamasının kilit sebebiyse Rodolfo oluyor.


          Rodolfo, Gloria'nın diskotekte tanıştığı erkeklerden biri.O da Gloria gibi orta yaşlı ve eşinden boşanmış.Birbirleri için yaratıldıklarını düşünseniz bile olaylar daha farklı bir süreç izliyor.Rodolfo,tam anlamıyla hayata küsmüş bir adam ve tüm mutluluğu ve yaşama sevincini Gloria'da buluyor.O Gloria gibi sosyal ve canlı biri değil.Ama ''Vertigo'' adında bir parkı ve çocukları var.Genel olarak ya çocuklarıyla ya da parkta Gloria'yla vakit geçiriyor.

          Olaylar böyle güzel ilerliyor ama asıl herşey bir aile yemeğinde oluyor.Bu aile yemeğinde Gloria,Gloria'nın eski kocası ve onun yeni genç eşi,Gloria'nın çocukları ve kendini sığıntı gibi hisseden Rodolfo var.Aile yemeğinde anıların canlanması vesilesiyle aile fotoğrafları masaya serildiği zaman Rodolfo,kendini o fotoğraflarda göremediğinden bu durumu kolay kolay yediremiyor haliyle.Tabi Rodolfo'nun elinden telefonunu düşürmemesi,anı kayboluşları da Gloria'nın gözünden kaçmayınca Gloria'nın canlı ve yaşam dolu hayatı sönüverecek gibi duruyor.

           İşte film,bu yönüyle ilginçliğini gösteriyor.İlginç olansa Gloria'nın bu durumdayken bile yaşama sevincinden bir an bile kopmayıp Rodolfo'dan tatlı bir intikam alması.Hayat ona ne kadar acımasız davransa da Gloria hep pozitif bakmaya çalışıyor.Arabada dinlediği şarkılara eşlik ediyor.Bunu en çok Gloria'nın bungee-jumping yaptığı,atlı karıncaya bindiği ve dans ettiği sahnelerde görmek mümkün.Tabi  Lelio'da bu sahnelerde harika kareler yakalamakla kalmayıp Gloria üstündeki karakter derinliğini muazzam bir şekilde de yansıtıyor.


        Gloria,tüm bu yönleriyle çaresiz bir dul,sıkıcı bir anne yerine hayattan zevk almak için yaşayan bir kadının hikayesi.Ve hiç şüphem yok ki son yıllarda artan kadın odaklı filmlere yeni bir soluk getirecek.Umarım bu senenin Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nde programda yer alır.


          Film, Santiago'da çekildiği için Gloria, Santiago'daki kadınların genel bir portresi aslında. Lelio da bu kadınları yakından tanıyan ve onlara bayılan biri olduğu için kendisi de böyle bir film yapmış.Lelio'nun yönetmenlik ve sinema alanında değişik düşünceleri var.Sinemada yaratıcılığın daha ön planda olması gerektiğini söylüyor.Yaratıcılığın yanında doğaçlamaya da önem veriyor.Oyunculara senaryo metnini veriyor ama diyalogları onlara bıraktığını söylüyor.Hep yan rollerde gördüğü Gloria rolünü üstlenen Paulina Garcia'ya da bunu uygulamış gibi.Ki Paulina Garcia'nın muazzam performansı ve geçen sene Berlin Film Festivali'nde ''En İyi Kadın Oyuncu'' ödülü Lelio'nun bu taktiklerinin meyvesini vermiş gibi gözüküyor.


         Sonuç olarak Gloria, tüm aksaklıklara ve hayal kırıklıklarına rağmen hayattan sürekli zevk almaya bakan bir kadının dramını anlattığından başarılı.Ancak bana göre seyri için aynı şeyi söyleyemem.Hitap ettiği kitle açısından bakmak lazım.Bu film en nihayetinde bir kadın filmi.Yetişkinlerin ve daha çok kadınların seveceği bir film.Erkekler ve genç kesime pek hitap edememesi de filmin fazla durağan olması.Festival filmi olması da etkili bir anlamda.Bundan dolayı da filmin bazı sahneleri  bu kesimi seyir sırasında sıkabilir.Ayriyeten filmin monoton bir çizgide ilerlediğini söylemek isterim.


  Filmin Notu:5/2.5
  twitter.com/FilmNotlari




       




      


     

3 comments:

  1. film izle me imkanı sunan sitemizde sinema izleme fırsatının yanı sıra
    canlı tv izleme ve bunun dışında yerli dizi izleme ile birlikte erotik film izle ve video izle ile birlikte yabancı dizi leri bulabilirsiniz iyi seyirler dileriz.

    ReplyDelete
  2. Bloglarda dizi izle 'mek güzel reklam yok en azından teşekkürler admin.

    ReplyDelete
  3. Yeni bir film izleme sitesi keşfettim gerçekten çok profesyonel adı Kyak Film izle olarak geçiyor, linke tıklayın bence.
    http://kyakfilm.com

    ReplyDelete

Ne Gelmiş?