Tuesday, December 31, 2013

Atlantis'ten Gelen Adam'dan Saykodelik ve Realist Bir Roman Noir




              Bu kitabı okuyanlar,şimdi diyecekler böylesine harika bir eser için bula bula bu başlığı mı buldun diye! Ama yapacak bir şey yok.Bu kitap için başlık bulmak zor.Çünkü aklımdaki başlıkları yazarsam bir yandan spoiler,bir yandan da duru olmayan cümleler kullanmış olacağım.O yüzden başlık için hem yazardan hem de okurlardan af diliyorum.Yazıma da başlıyorum.


              Başka Sinema'da geçen hafta cuma gününden itibaren salonlarda yerini alan ''Genç ve Güzel'' adlı bir film var.Fransız sinemasının usta isimlerinden François Ozon çekmiş.Hah! Filmi izleyenler akabinde bu kitabı okusunlar.Ya da bu kitabı okuyanlar aynı şekilde Genç ve Güzel'i izlesinler.Hiçbirisini yapmayanlar bu ikisini de yapsın.Çünkü ikisi arasında tam olmasa da benzerlikler var.Tabi Murat Arda'nın bu kitabında daha vurucu,daha derinlemesine işlenmiş sorgulanması gereken sorunlar var.


                Kitabı elinize aldığınızda ilk olarak aklınıza farklı kulvarlarda yer alan iki genç Türk kızının birbirleriyle olan ilişkileri,çatışmaları geliyordur.O da var tabi ama asıl mesele bu değil.Zira kitaba ''Can Sancak'' adında 17'sine yeni girmiş,hafiften burnu havada,heavy metal tutkunu ama ironik gelecek, dindar bir arkadaşımız.Aşırı hem de! Namazında,niyazında ama her akşam da bira içiyor.Eve her gün geç geliyor.Bir de roman yazıyor kendisi.Evde durumlar da pek iyi değil.Ablasının giyinmesine karışıyor,anasıyla babasıyla sürekli bir gerilim içerisinde.Can'da evde bulamadığı huzuru hala da İstanbul için kült bir mekan haline gelen ''Kemancı Bar'' a gidiyor.Bu arada hikayemiz İstanbul'un en çetrefilli,en cafcaflı semtlerinden Taksim ve Beyoğlu'nda geçiyor.Ki olaylar ilerledikçe heavy metal akımının en önemli sanatçılarını,bu anlamda gözde haline gelen İstanbul'daki pub'lar barlar ve ilk popüler heavy metal ve rock kültürüyle dolu mecmuayı amaçlayan ''Delikasap''ı da tanımış oluyoruz.Neyse hikayemize dönelim.Can her gün bu takıldığı barlarda DJ'lik yaparken Pelin adında bir kızla tanışıyor.İşte ''Pelin'' kızımız romanın kırılma noktasını oluşturuyor.Gerçi Pelin'le sınırlı değil bu öge ama asıl faktör Pelin... 


                    Pelin değişik bir kız.Hatta tam anlamıyla bu Dünya'ya ait değil.Kendisi de öyle hissediyor.İlk başta Can'la iyi anlaşsa da kendi karanlık geçmişinden uzaklaşamıyor.Pelin de gazeteci.Onun da bu rock kültürüne bir aşinalığı var.Onun gazeteci olmasıysa en çok Can'ın işine geliyor.Her gün ucuz bira tabi! Pelin kendisine karşı pesimist olan bu dünyada ''Can'' ın bir kurtarıcı olduğuna inanmaktadır.Bunun için Can'la daha çok ilgilenmeye başlıyor.Ki böylelikle Can'ın yazdığı kitapta daha belirgin bir hal alıyor.Neyse, bu Pelin'in kendi içindeki ruhsal problemleri yavaş yavaş çözüme kavuşacakken 90'ların belalı bir furyası ''uyuşturucu'' ortaya çıkıyor.Birçok genç gibi Pelin'de bu illete kapılıyor.Bir de bu yetmezmiş gibi emniyette ''yok gençlerimizi kötü yola düşürüyorlar'', bir de bunlar kafa sallıyor,barlarda takılıyor,bir de uyuşturucu alıyorlar'' hemen müdahale edelim'' neticesinde bu işin içine giriyor.Pelin'de bu konuda en çok arananlar listesine girdiği için hem Can'ı hem de yeni tanıştığı kankalarını yanına katarak Avrupa'ya doğru bir yolculuğa çıkıyor.Bu arada yeni tanıştığı kankalarından biri Furkan.Bu sefer tam haliyle ''kurtarıcısı'' gibi sanki.Kendinizden de bir şeyler bulabileceğiniz bir karakter aslında Furkan.Ama kitabı okudukça şaşıracağınız davranışlar da sergiliyor bu Furkan.



                      Neyse, bir de başka bir kilit nokta karakter var.O da Nurdan! Nurdan'da Madonna hayranı,entelektüel, zeki ve hayatı özgürce yaşamak isteyen bir kız.Ama aile baskısı ve toplumun değer yargılarına boyun eğen bir arkadaşımız.Ve ne acıdır ki kendi isteğinin göz ardı edildiği,tutkularının,kariyerinin ve beklentilerinin özellikle babasının önemsiz olması.Babasının isteğiyle de İmam Hatip Lisesi'nde okuyor.Kızcağız da her seferinde bu okula gitmeme konusunda yiyor babasından dayağı,kemeri! Ama Nurdan'ın hayatında özel biri var.Yine bir kız var.Ki hemcinsin halinden yine hemcinsi daha iyi anlar.O yüzden kanka mı sevgili mi? sorusuna cevap bellidir. Rana da başörtüsünü bir an bile çıkarmayan,ibadetlerini aksatmayan,açık gezmeyen,tokalaşmayan,kısacası ''küçük bir günah yapmaya teşebbüs etmekten'' aşırı korkan bir kız.E haliyle de aşırı bir ''Allah korkusu'' var.Onun da ailesi fazlasıyla otoriter ve baskıcı.Okuldan eve,evden okula.Tabi telefon,televizyon,hele ki internet günümüzün vazgeçilmez dostları onların evinde yok. F. Gülen'in cemaati gibi bir atmosfer var yani evde. Bruce Willis'in patlamaya yakın dönemlerinde çıkan ''Mavi Ay'' filmini bile izlenmesine izin verilmiyor ama Rana izleyemiyor.Tabi Nurdan tek görüştüğü arkadaşı.Çünkü Nurdan'ın babası Türkiye'nin en büyük cemaat lideri Talip.Aynı zamanda da başkomiser.Sofu mu dersin,cemaatçi mi dersin bilmem de bu adama çattın mı yandın!


                 Bir de Talip Başkomiser var tabi.Cemaatin babası,koca din baronu.Emniyette kuş uçurtmuyor.Ne talihsizdir işte Nurdan'ın babası.Emniyette de yardakçıları var tek tek.Kalpaklı,Çaycı,Hortumcu... Hepsinin arasında bir üstlere çıkma çabası var.Hani Behzat Ç Ankara Yanıyor'da olan bir hiyerarşi mücadelesi burada da var.Müdürüm şunun selamı var,çaycı çok konuşma ben senin üstünüm lan,çay getir, bulamadınız mı lan kızı ...... falan filan gibisinden şeyler.Aslında bu kısımlar da sene içerisinde yaşadığımız hükümet bunalımlarına da bir işaret çakıyor.Ya da hiç kurcalamayalım orasını.Ne demişler: ''Kişi ve kurumlar hayal ürünüdür,gerçekle hiçbir ilgisi yoktur''


               Evet,kitabımız böyle ilerliyor.Tabi daha fazla sürprizleri var.Yeri geliyor esprilere gülüyorsunuz,yeri geliyor karakterlerin yaşadıklarından kendinizden bir parça buluyorsunuz.Hatta bunu genç kesim daha iyi anlayacaktır.Dediğim gibi karakterlerin acılarına ortak olup onlarla ağlayabiliyorsunuz.


             Kitabın asıl güzelliği bu değil.Asıl güzelliği bu kitabı Murat Arda'nın yazması.İşte nam-ı değer Atlantisten Gelen Adam.Beyazperde.com'da film eleştirileri yazıyor.Ama garibim en tırto filmler bu abimize geliyor.Bugün de J. Bieber'ın filmini yazmakta zorlanıyor.Ama en kral filmleri de yazıyor.Neyse film eleştirileri yazması bir tarafa ayrıca da bu bahsettiğim ''Delikasap'' ın kurucusu. Heavy rock ve metal kültürüne aşina olan ve tutkuyla bağlananların tek buluşma noktası.Onlar için devrim niteliğinde mesela.19 yıldır hem kendi alanında hem de okurlarının ihtiyacını fazlasıyla gideren ''Sinema'' dergisi.gibi.Bizim için veli nimetti yain.Bu Delikasap da onlar için öyle.Dilerim aynı talihsizlikten ''Delikasap'' ta madara olmaz.


                 Peki ne yaptı Murat Arda bu kitapta? Kimsenin uzun yıllardır pek bahsini açmadığı ama Türkiye toplumunun en önemli sorunlarından birini teşkil eden mesele.Hatta bunların bir potada eritilip erotizm ve hicivle harmanlandığını düşün.Evet aynen öyle.Kitapta toplumun değer yargılarına aykırı davranan rocker gruplar,tiplemeler,dili,dini ve cinsel inanışları bakımından farklı insanlar var kitapta.Özellikle de Pelin gibi tipler işte.


                 Bir önceki paragrafta erotizm ve hicvin harmanlandığını düşünün demiştim.Hatta bunun içine bir de ''din'' ekleyin.Tamamdır. Bunu açıklaması biraz zor aslında,çünkü okuyan herkeste farklı tatlar,farklı yaklaşımlar bırakabilir.Ama bana kalırsa bu kitapta özgür yaşamak isteyipte aslında yine bu dünyanın kölesi olacağına inanan insanların hayatı bu.Ki Murat Arda'da bize kalem yeteneğini gösteriyor saykodelik,realist ve ilginç bir erotik üslupla.Kitap en çokta bu yönüyle cesur zaten. Küfrü,alkolü,cinsel organ ve düşünceler hiçbir kaygıya girmeden anlatılıyor.Rahat bir şekilde.Hatta Arda, yaratmış olduğu bu üslubuyla sanat harikaları yaratıyor.Erotizmden kitabın içinde kitap çıkarıyor resmen.Şiirler,romanlar,makaleler,mektuplar.... 


            Eşcinsel ilişkilerden felsefi ontolojik bakış açılarına, ''Benim bedenim benim vücudumdan, benim hayatıma ben karışırım'' a kadar pek çok içsel ve toplumsal sorun da yine Murat Arda'nın farklı bir yaklaşımıyla ele alınıyor.


             En çok hoşuma giden ve kitabın bir başka farklı tarafıysa güzel de bir seyahate çıkıyorsunuz.Avrupa seyahati.Hani bizim toplum yadırgar oranın insanlarını. Haa,turizm deyince akan sular durulur tabi ama Rus ya da Alman biriyle evlendiğimizde şu muhabbet çıkar: ''Senin oğlan ........puyla geziyor, bu adamlar bize zamanında neler yapmıştı,Türkiye kızlarında ne var... gibisinden muhabbetler oluyor.Ama kitapta bu yok işte.O seyahat turunda Avrupa'dan birçok insanı tanıyorsunuz ve bizden pek bir farkı olmadığını görüyoruz.Hatta bizden daha iyi bir gelenkleri ve kültürleri olduklarını görüyoruz.Özellikle de şu sene içerisinde yaşadığımız onca gerilimden sonra.Onların da bizim gibi sorunları oluyor ama zannettiğiniz gibi bu insanlar bambaşka insanlar değil.Hatta dediğim gibi bizden iyiler.Trip yok,gerilme yok,egoistlik yok.Kitapta göreceksiniz zaten şu soruyu da: ''Lan bu adamlar sürekli gülüyorlar,niye gülüyorlar?'' Pelin'de şöyle diyor misal: ''Burada sence insan intihar eder mi?''


              İşte böyle.Toplanıp konuşsak daha çok muhabbet ve malzeme çıkar ama hala okumayanlar var.Ve daha fazla konuşursam baya bir sürprizi bozacağım ister istemez.Çünkü kitaptaki çoğu şeyleri ben de yaşadım.Uzun lafın kısası bu yazımdan sonra,dediğim gibi ''Genç ve Güzel''i izleyenler bu kitabı da mutlaka okusunlar.


               ATLANTİSTEN GELEN ADAM CİDDEN HARİKA BİR ADAM.BUNU KİTABINI DA YANSITMIŞ.BU YAZIMLA BERABER ONUN HAKKINDA DÜŞÜNDÜKLERİM ONA GÜZEL BİR YENİ YIL HEDİYESİ OLMUŞTUR VE UMARIM OKUYANLARA DA....İYİ OKUMALAR 


                 



               


               





             


         

No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?