Friday, November 1, 2013

Dublörün Dilemması







          Yazıya başlamadan önce,bundan böyle blogumda sadece film değerlendirmeleri değil,dizi,kitap ve hatta çarpıcı sergi ve oyunları da yazmayı planlıyorum.Ve yazıma başlıyorum.

           Yetimhanede büyüyen albino Nuh Tufan,ve tiyatrodaki megalomanyak arkadaşı Baretta,yan komşuları ve aynı zamanda profesör Umur Samaz'ın köpeği Havanna'yı kaçırıp fidye isterler.Aslında fidyeyi Baretta istiyordur.Bu fidye davası yaklaşık 1 ay sürdükten sonra bir gece Umur Samaz ve köpeği siyah bir arabadan gelen kurşunlarla öldürülürler.Bu olayı kafasından atmaya çalışan Nuh Tufan'da çok yakın ahbabı İbrahim Kurban'la beraber, önce bir şirketi kökünden bitirecek,ama bu iki adamımıza zengin bir hayatın kapılarını açacak ''Şant Ajans'' ı  ve çöplükten çıkarılıp,temizlenip,pisliklerden arındırılan eşyaların satıldığı bir nevi koleksiyoncu dükkanı ''Çöplük'' ü kurarlar.Bu işlerden de pek rahat olamayan Nuh Tufan,İbrahim Kurban'ın mucitliğini fırsata çevirmeye karar verir ve bir kişinin yüzünün aynısını kopyalayan maskeler yapmaya başlarlar.Ve,Nuh Tufan'ın gazeteye verdiği ''İki ayrı yerde olmak zorundasınız,ama olamıyor musunuz,bizi arayın'' ilanını çocuk bezi kralı Ferruh Ferman'ın görüp Nuh Tufan'ın yeni müşterisi olunca zaten asıl olaylar burada başlıyor.Ve Nuh Tufan,başına geleceklerden habersiz Ferruh Ferman'ın hayatına resmen girmiş oluyor.


              İşte tam bu noktada,kitabın akışı son derece sürükleyici gidiyor.Çünkü bu sürükleyicilik arttıkça kitabın başındaki kısa olayların ardındaki sır perdeleri de fazlasıyla karmaşık şekilde aralanmaya başlıyor.


               Murat Menteş'in bu kitabı için absürd bir roman örneği demişlerdi ama buradaki absürdlük sadece karakter isimleri ve kişiliklerinde.Yani, ''Bu kitaptaki kişi ve kurumlar hayal ürünüdür'' absürdlüğü


                 Menteş,bu kitapta diğer yazarlardan farklı olarak,teşbihlerinin,tamlamalarının yanı sıra kelimelere yüklediği sihir,anlam yoğunluğu daha ön planda.Çünkü  yazdığı tüm kelimelerle adeta oynuyor,onların gerçek gücünü ve sihrini ortaya çıkarıyor.


                 Kitapta en çok beğendiğim olayların akışıydı.Çünkü olaylar sürekli ortak bir şey etrafında ve ortak amaçları olan,birbirini hiç tanımamış,ve bilhassa absürd tiplemeler etrafında dönüp duruyor.Tabi en kilit karakterlerinde geçmişte yaşamlarına ve kişiliklerine Menteş'in ayrı ayrı değinmesi bir hoş olmuş.Bu cümleleri okuduğunzda sanıyorum sizin aklınıza da Quentin Tarantino'nun meşhur ''Pulp Fiction'' ve ''Reservoir Dogs'' filmleri gelmiştir.

                  Yerli romanlarımızda pek rastlamadığımız bu türün bir başka özelliği de Menteş'in kitabın başında sanki kendi kafasında kurduğu,ama kendini oynadığı olaylar yazdığını düşünüyoruz ama,Menteş kitaptaki tüm karakterleri kendi ağzından yazmış.Ve karakterlerin her birine farklı ve eksantrik nitelikler vermiş.


                  Şunu da demeden geçemeyeceğim.Ki,bence bu kitabı okuyan herkesin kafasında bit soru işareti bırakmıştır.Okumayanlar için de herhangi bir sürpriz bozacağını zannetmiyorum.Menteş,kitabın son sayfasında olaylar bittiğinde araya ''devamı 121.sayfada'' demiş.Fakat o sayfaya defalarca dönseniz bile hiçbir şekilde sonunu bağdaştıramıyorsunuz ve kafanız karışıyor.Aslında Murat Menteş,son sayfada yazdığıyla,ilgisini çekmeyen bir kitabı okumak istemeyen okura bir gönderme yapmış.Hani olur ya,kitabı okumak istemez ama okumuş gibi göstermek için de son sayfayı okurlar ya o okucuyular,işte bu kitapta o tip okurlara güzel bir hiciv olmuş.Böylesine de pek rastlanmaz aslında.


                  Son tahlilde içlerinde Onur Ünlü'nün de olduğu,değişik kafaların bir araya geldiği ''Afilli Filintalar'' grubunda yer alan Murat Menteş,bu kitabıyla neler yazabileceğini,Türk absürdlüğünün,kelimelerin sihriyle harmanlanarak edebi eserlere nasıl yansıtabileceğini görmüş oluyoruz.O yüzden iyi okumalar dilerim...


               




No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?