Sunday, October 6, 2013

Lauda ve Hunt Arasındaki Destansı Rekabet




               Filmlerde ''başarı'', ''hedef'' ve bilhassa ''en iyisi olma'' dendiği zaman genel olarak animasyon filmleri akla gelir.Sayısız örnekler vardır elimizde.Kung Fu Panda'da Po adında  tombul,obur ve kıçını bile kaldıramayan bir panda Çin'in ''Ejderha Savaşçısı'' olmuştu. Ratatouille'de Remy adında yemeğe karşı büyük tutkuları olan fare,Fransa'nın en prestijli restoranında şef olmuştu.Buna Turbo adında bir salyangozun,F1 yarışlarını kazanmasından tutunda Barry adındaki bir arının Dünya'nın dengesini bozacak bir hareketle tüm ballara tek başına el koyması gibi sayısız örnekler verilebilir.

              Akıl Oyunları, Apollo 13 ve Da Vinci'nin Şifresi gibi filmleriyle Akademi Ödüllü yönetmen Ron Howard, bu yeni filminde animasyonlarda gördüğümüz bu temaları gerçek olaylardan esinlenerek daha realist ve daha adrenalin dolu bir şekilde gösteriyor.

                Dediğim gibi,bu film gerçek bir olaydan anlatılıyor.Olaysa 1976 F1 yarışlarındaki birbirine nitelik olarak da zıt olan iki F1 pilotunun rekabeti...Bu iki karakterin rekabeti yanında da çok tehlikeli bu F1 yarışlarındaki sır perdesini de görmüş oluyoruz.

                   Bu rekabette Niki Lauda ve James Hunt arasında geçiyor.Niki Lauda ve James Hunt'ın arasındaki bu rekabet filmde kademe kademe ilerliyor zaten.Başlangıç olarak F3'ten başlayan bu iki pilotun tek hedefiyse Dünya şampiyonluğu ve bu unvanı her yarışta korumak.

                   James Hunt, o dönemde popüler bir pilot.(yarışçı) Teknik ekibi,sponsoru ne arasan var.Ve Hunt,yarışmaktan yana hırsı da seviyor.Bu hırsın da onun açısından ölüme kadar yolu varBir de eğlence hayatı hiç eksik olmuyor.Her gece ya barlarda/partilerde ya da başka bir kızla yatarken görüyoruz.Niki Lauda ise F1 yarışları ve arabaları hakkında müthiş bir teknik bilgiye sahip Alman bir pilot.Ve o yarışlara kendi emeğiyle,kendi takımın kurup,ayriyeten kendi arabasını da yaparak katılan bir pilot.

                Yani bu ikisi arasındaki yarış rekabetindeki taktiklerini söylemiş olursak: James Hunt fazlasıyla hırslı,yarışmayı seven ve eğlence hayatından,kızlardan kopamayan bir yarışçıyken; Nikki Lauda,para kazanmak için yarışan,fazla hırslı olmayıp stratejisini sahip olduğu teknik bilgiden ve bunu akıllıca uygulamaktan yana kullanıyor.


BİR İKİ SPOİLER VAR ŞİMDİKİ KISIMLARDA. SÜRPRİZ BOZAN BAZI DETAYLAR OLABİLİR..


               






                   James Hunt'ın hırsı var demiştik.Bir de ölüm riskini bile göze alacak şekilde dünya şampiyonu olma hırsı.Hunt,her yarışa girmeden önce başka bir kızla yatıyor.Ve o kızlardan aldığı hazla,dünya şampiyonu olma hırsını harmanlayarak yarışa başlıyor.Hunt daha önce evliydi ama bu hırsından dolayı eşine bile agresif ve itici davrandığından evliliği de tehlikeye girmiştir.İşte bu yüzden Hunt'ın karışık bir hayatı var.Niki Lauda ise gayet akıllıca hareket ettiği ve bu işin tekniğini bildiği içn Hunt'a oranla hiç kasmıyor kendini yarışlarda.Bu yüzden onun hayatı daha iyi.Bu evliliğine de yansıyor,ve eşini yarışlara tercih edecek şekilde sadece para kazanmak için yarıştığını görmüş oluyoruz.


                 Bir başka nokta da var.Lauda ve Hunt arasındaki rekabet öyle centilmen,öyle fairplay şeklinde var ki,ikisi arasında kendilerine karşı herhangi bir kin veya hayatını zora sokacak şike yok.Aksine ikisi de küçük yaştan beri birbirleriyle yarışıyor,ama birbirlerini etrafındaki insanlardan daha çok seviyorlar ve daha çok kolluyorlar birbirlerini.Bunu bir sahnede görmek çok bariz.O sahneyse şu: Niki Lauda yarıştığı yarışlardan birinde arabasının benzin deposu yanarak ağır bir kaza geçirmiştir.Yüzü,gözü her yeri  yanmaktan yüzü tanınmayacak şekle gelmiştir. James Hunt'ın teknik ekibinden ukala ve hödükün teki Niki Lauda'nın yüzü o şekilde yaptığı yarış öncesi basın toplantısında,Niki Lauda'ya ''Peki,o yüzle sizin evlilik sürer mi?'' demesinden sonra Niki,adama küfrederek,salonu terk ediyor.Ve hemen ardından James Hunt'ta Niki'ye bunu söyleyen adamı destekliyormuş gibi yapıp bir eşya deposuna kapatıp,onun orada ağzını,yüzünü döküyor.Ve döktükten sonra aynı lafı da Hunt,adama söylüyor.İşte bu sahne hem filmin en unutulmaz sahnesi,hem de ikisi arasındaki rekabet ne kadar büyük olursa olsun,asla aralarındaki arkadaşlık ve insanlık ilişkileri etkilenmiyor.Aksine birbirlerini daha da kolluyorlar.

SPOİLER BİTTİ.ŞİMDİKİ YERLERİ GÖNÜL RAHATLIĞIYLA OKUYABİLİRSİNİZ...


             Açıkçası,filmi hem kendi çapında,hem de 86.Akademi Ödülleri'nde değerlendirmek mümkün.Bir kere Ron Howard'ın yönetmenliği filmin ilk yarısında pek görülmüyor.Çünkü o yarıda film gayet sıradan ve anlamsız diyaloglarla ilerliyor.Ama ikinci yarıya baktığımız zaman Howard,F1 yarışlarındaki sihri ve adrenalini bize öyle güzel gösteriyor ki,hemen bizde o yarışları 1976 döneminde izleyen seyirciler oluyoruz.F1 pilotlarının yarışlardaki psikolojileri,kaskın altında nasıl hissettikleri ve F1 arabalarının içindeki motorlar,yakın plan tekerlekler ve yarış alanının adeta Eurosport kanallarındaki yarış pistlerini andırması gibi pek çok Howard'ın buradaki yönetmenlik başarısın görüyoruz.


            Tüm bunlarla, Akademi Ödülleri'nde en iyi yönetmen adayları arasında Ron Howard'ı görürsek şaşırmayız.Peki bu filmde ''En İyi Erkek Oyuncu'' ve ''En İyi Müzik'' dallarında aday olacak isimler var mı?/ Tabi ki var.Öncelikle erkek oyuncu derseniz,Daniel Brühl diyorum.Tamam Hemsworth'de hiç fena değil ama özellikle ikinci yarıda Daniel Brühl, Niki Lauda'nın içindeki karakter psikolojisini çok başarılı bir şekilde hazmettiğini görebiliriz.Özellikle kaza anından sonraki sahnelerde bunu görmek daha mümkün.

               
                 Hans Zimmer'da yine adrenalin ve nefes kesen müzikleriyle bu filmde yer alması isabet olmuş.Her yarışta Hans Zimmer'ın müzikleri,seyirciyi her seferinde nefis bir heyecan ve adrenalin bombardımanına tutuyor.O yüzden Hans Zimmer'ın ve Rsuh filminin ''Akademi Ödülleri'nde şansı yüksek.


                  ''En İyi Uyarlama Film'' dalını da es geçmemek lazım aslında.Çünkü Lauda ve Hunt arasındaki karakter çatışmaları,psikolojisi ve aralarındaki hem gerçekçi,hem müthiş bir şekilde işlenmiş.Spoiler'da da bahsettiğim şekilde bu rekabet gayet centilmence.Ve yine spoiler vermem gerekebilir ama filmin sonunda gerçek Lauda ve Hunt'ın çıktığı sahnede de aslında cast'ın da ne kadar akıllıca seçildiğini söylemek mümkün.


                    Tüm bu detaylarıyla, (ufak tefek argümanları da olsa ) bana kalırsa Rush (Zafere Hücum) Ron Howard'ın alamet-i farikası.86.Akademi Ödülleri'nde de şansı şimdilik baya bir yüksek.Ayrıca bu ayın ve hatta bu yılın en iyi filmi diyebilirim.O yüzden merakla bekleyenler,beklentinizi en üst seviyede tutabilirsiniz,çünkü Rush size beklediğinizden daha fazlasını verecek.Şimdilik,iyi seyirler.


     Filmin Notu:5/5
     twitter.com/Sanatim_Sanat
     twitter.com/FilmNotlari



               

No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?