Saturday, October 12, 2013

Don Jon




            Inception,500 Days of Summer ve Dark Knight Rises gibi filmlerde adından sıkça söz ettiren Joseph Gordon Levitt,kendi yazdığı ve ilk kez yönettiği Don Jon'la karşımızda.


             Hikayeye gelecek olursak: Jon, evini,ailesini, arabasını,her pazar kiliseye gitme alışkanlığını,vücudunu,her gece barda tanıştığı hatunları ve en çokta laptopundaki pornoları hayatında hiçbir şeye değişmeyecek 24 yaşında gece okulunda okuyan bir universite öğrencisi.Jon bu 7 değerli şeyi,her gün sürekli olarak yapmaktadır.Ama daha çok yaptığı şeyse porno izleyip  mastürbasyon yapmak.Hem de ona göre pornodan aldığı zevk,gerçek hayatta seviştiği kızlardan aldığı zevkten 10 kat daha iyi. Böyle bir porno fetişizmine bağlı olan Jon barda, ''Barbara Sugarman'' adında bir kıza tutulur.Jon'a göre dünyadaki en güzel kadındır Barbara. Barbara'nın sa başka bir saplantısı vardır. O da izlediği romantik filmlerdeki aşamalı olarak biten mutlu son klişeleri.Yani Barbara'da Jon'u evlenilecek adam olarak görünce de Barbara'da Jon'dan hoşlanmaya başlar.Ama bir sorun var ki fazlasıyla sıkıntılı bir durum.Jon Barbara'ya ilgi duymasına rağmen hala pornolarından vazgeçememiştir.Tüm bu olaylar olurken de üniversitede daha olgun bir kadın olan Esther'da Jon'a hem ilgi duyuyordur, hem de porno izlemesini bir erkeğin doğasına göre normal olduğunu düşünüyordur.İşte bu sözde aşk üçgeninde kalmış Jon'un tek taraflı-çift taraflı ilişkilere doğru olan sürecini görmüş oluyoruz.

                   Bu noktada filmde aslında ''Pornodan alınan tek taraflı haz mı yoksa gerçek kadinlardan aldığın çift taraflı haz mı'' şeklindeki sorun filmi amacından saptırip ilerleyen kısımlarda ''Genç,güzel,seksi kadın mı yoksa olgun,yetişkin,seni anlayan kadın mi daha iyidir'' klişesine kapılmaktan dolayı filmi kısır bir döngüde gerçekleşen bir aşk hikayesine çeviriyor.

              Aslında J. Gordon Levitt'in işlediği bu konu daha önce işlenmemiş bir konu olabilir.Çünkü bu konuda filmdeki yaklaşımları gayet cesurca:Bir erkeğin gözünden kadın erkek ilişkileri ve öteki bekar hayatına dair daha gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşmış.Ve bu filmde de aslında bir başka konuya daha değinmiş. Absürd aile ilişkilerinde görebileceğimiz ''ailenin hala Jon'u çocuk olarak görme'' paranoyası da bir başka gerçeklikle işleniyor.

             Ama bu dediğimiz yaklaşımlar filme gelince maalesef fragman ve bahsettiğimiz gibi yeteri kadar derinlemesine işlenemiyor.Bunun en büyük eksikliği de sürenin kısa tutulması ve bu kısa süreçte olayların birden olması.Tabi bir de sürekli tekrarların olması.Yani Levitt'in aceleci tutumundan kaynaklanıyor.

              Sıkıntılar bunlarla sınırlı değil. J.Gordon Levitt'in bu ilk yönetmenlik denemesinde bir hayli bocaladığını söyleyebiliriz.Birkaç planın yanlış kullanılması ve çoğu yerde tripodun kullanılmadığı çok bariz şekilde görülürken Levitt'in daha çok ekmek yemesi gerektiğini söylemek zorundayım.Ayrıca senaryo metni de maalesef pek zekice değil.Ama Jon'un hayatındaki diğer kişilerin özellikle de ailesinin fazlasıyla sit-com'larda rastlaybileceğimiz şekilde absürd olması hoşuma gitti.Filmin en eğlendiğim kısımları da Jon'un aile sohbetleri oluyor haliyle.

              Başka bir sıkıntıysa filmin sonu. Spoiler olabilir ama bunu söylemezsem olmaz.Filmin sonunun Barbara'nın hayalini kurduğu mutlu son klişesiyle bitmesi adı üstünde filmi klişeleştiriyor.

           Oyunculuklara gelirsek o konuda sıkıntı yok.Özellikle Julianne Moore'un filmin yıldızı olduğunu söyleyebilirim.Scarlet Johannson'da çok eğlenceli bir performans sergiliyor.Ayrıca  Scarlett Johannson'ın canlandırdığı Barbara'nın sürekli sakız çiğnemesi tüketim toplumlarına güzel bir eleştiri olmuş.J. Gordon Levitt'in ise diğer filmlerinin aksine orta şeker,keyifli bir oyunculuk sergilemiş.


           Toparlayacak olursak,elimizde çok farklı, eşsiz ve cesur bir film var.Ama dediğimiz eksikliklerinden dolayı Levitt bu güzel konuyu yeterince iyi işleyemediğinden bu filme yüksek bir not vermekten ziyade sevmek biraz zor.Merak edenler izlesin derim tabi ama bana sorarsanız bu hafta Gravity veya Machete Kills'i tercih edin derim.

Filmin Notu:5/2.5
twitter.com/FilmNotlari
twitter.com/Sanatim_Sanat



           

           

No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?