Saturday, September 28, 2013

Yalan Dünya 3.Sezon:Teras Savaşları



           Yalan'mı oldu,gezi parkına destek verdiği için yayından mı kaldırıldı derken ''Yalan Dünya'' 3.sezonuyla dün akşam itibariyle başladı. Hümeyra ve Rutkay Aziz'de Deniz'in anne ve babası olarak karşımıza çıktı.Vasfiye Teyze de ortalığı karıştırınca Kocabaş ailesi ve Alsancak ailesi arasındaki teras savaşları da başlamış oldu.Bu eğlenceli kapışma da yeni sezonun ilk bölümünün ratinglerini arttırdı.AB listesinde 3. ve TNS ratinglerinde 4. olan Yalan Dünya'nın en büyük artısı ise twitter'da TT olmasıydı tabiki.

           Geçen sezona göre pek bir değişiklik yok aslında.Ama dünkü bölümün şimdilik çok iyi başladığını söyleyemeyeceğim.Çünkü Hümeyra ve Rutkay Aziz'in diziye girmesi Yalan Dünya'yı iyicene Avrupa Yakası yapıyor.

            Deniz'in annesi rolündeki Çiğdem Alsancak (Hümeyra) ve  Avrupa Yakası'ndaki İffet Sütçüoğlu karakterleri arasında hiçbir fark yok.Sıkça etrafındakilere ''Ay ben öleyim'' demesi,İffet'in soldan soldan geliyor repliklerini her defasında hatırlatıyor.

            Gülistan'ın çoğu sahnede aşerdiği zaman ağzıyla yaptığı o itici hareketlerde ister istemez Avrupa Yakası'nda Makbule'nin daha da itici olan ''Kaymak varmış burda'' diyerekten insanların gırtlağından bir şeyler yiyormuş hissi veren hareketini hatırlatıyor.

            Rutkay Aziz zaten Avrupa Yakası'ndaki Şarapçı Bülent tiplemesiyle daha bir revaçta olmuştu.Aynı tipi Yalan Dünya'da aynı konuşma tarzıyla yapan Rutkay Aziz'in buradaki tek farkı daha ekolojist ve vurdumduymaz olması.Kadınlara da düşkün olsaydı işte o zaman Şarapçı Bülent'in aynısı diyebilirdik


            Bunları saydığımız zaman dizinin tek eksik yanının giderek ''Avrupa Yakası'' değil elbet.Bunun dışında geçen sezonlardan alışık olduğumuz aynı komik olayların ve özellikle Vasfiye Teyze'nin tekrarlanması.Vasfiye Teyze,olayları sürekli ''Ne çektin be,napacan mecbuur''.. gibisinden sebeblere bağlıyor.Arkasından getirdiği sözler güldürmüyor.Çok nadiren bir iki kişiyi gaza getirirse hafif bir tebessüm ettiriyor.Aynı olaylara geldiğimiz zamansa;Deniz ve Rıza arasında yaşanan kısır döngü ilişki.Bir araya gelseler bile,yine bir şekilde ayrılacaklarını artık seyirci anladı çünkü

          Gelelim diğer karakterlere.İlk bölümden itibaren fenomen olan Orçun,sadece senaryoya uygun olarak ya patlıyor,ya da ufak ufak esprilerle onunda olduğundan söz ettiriliyor.Selahattin Çakaler,aynen bıraktığımız gibi.Bir taraftan Tülay'la,bir taraftan da Kocabaşlarla geçinip gidiyor.Ama ilk bölümlerde olduğu gibi çok fazla eğlendirmiyor ve mimik yapmıyor.O da geçen sezon olduğu gibi senaryoya uygun yerlerde daha çok kullanılacak sanırım.Kocabaş ailesine geldiğimiz zaman Şehmuz,Servet ve Gülistan üçlüsü de hala aynı kafadalar.Yeri geldi mi güldürüyorlar,yeri geldi mi anne,baba,evlat üçgenin devam ettiriyorlar.


             Gelelim artılarına.Zerrin daha ilk girişten kendini belli ediyor zaten.İcra memurlarına karşı attığı taklalar cidden eğlenceli anlar yaşatıyor.Ve Gülse Birsel ona sağlam espriler yazıyor.Bir diğer artı, özünde biraz saf,ama gerektiği yerde provokeye gelemeyip parlayan Tülay'ın dünkü bölümde iki farklı şey yaşadığını gördük. Fırat'ın Yazgısı setinde çok komik ve eğlenceli bir rolde daha olduğunu ve en sonunda Selahattin'le daha ne kadar böyle yürütecekler derken kendini ona karşı ezdirmeyip aralarındaki her şeyi bitirmesi.Hem de yeni sezonun ilk bölümünden itibaren oldu.Bu ilk defa olmamıştı.Daha önce bir iki kere daha olmuştu bu ama bu sefer ciddi gibi.Eğer Gülse Birsel bu ikili arasındaki ilişkiyi bozarsa,işte o zaman bu sezon İrem Sak için de daha iyi gelebilir. Çünkü böylece Tülay'ın bu sefer kendini ezdirmeyeceğini,belki de bambaşka bir tiple karşımıza çıkacağını göreceğiz.


               En çok hoşuma giden kısımlarsa Fırat'ın Yazgısı'nın olduğu yerler.Aslında Açılay'ın ayrılması bence bu sezon için iyi olacak gibi.En azından biraz daha gürültüsüz.Neyse Fırat'ın Yazgısı setine geç gelen yönetmen Tufan,3 tane dizi setinden geldiğini belirtiyor ve haliyle senaryoları da karıştırmış oluyor.Bu sahne türk dizi sektöründe sürekli rating için tutsun/tutmasın haftada en az 4  çerezlik dizi yapan Birol Güven ve Gani Müjde'ye çok sağlam bir gönderme olmuş.Ayrıca Gülse Birsel Olgun Şimşek'in arada bir oynadığı ''Ahmet'' karakterine de yer vermesi gerçekten iyi olmuş.Çünkü Tufan bu sefer Ahmet'i Zahter'i oynaması için kadın kılığına bile soktu.Hem de makyajsız.

              Bir nokta daha var.Açılay Kocabaşlar'ın teraslarının önündeki plastik terlikleri ekolojist tutumundan dolayı baya bir takıntısı olmuştu.Açılay gidince sanırım onun nevrotik kişiliğini Çiğdem Alsancak dolduracak gibi.Hem de Çiğdem'in öyle bir takıntısı arttı ki terlikleri aşağı attı en sonunda.Ama her ne hikmetse ekolojiyle,herhangi bir akımla alakası olmayan Zerrin bile bu terliklere kafayı taktı.Aslında bu bana şunu hatırlattı.Leyla ile Mecnun,sürekli Yalan Dünya ile ya parodi yapıyor,ya da dalgasını geçiyordu.Bir de Leyla ile Mecnun'un küfürleri arasında en ağırlarından biri olan ''tuvalet terliği'' vardı.Gülse Birsel'de bu absürd takıntıyı bence kısasa-kısas hesabı senaryo eklediğini düşünüyorum.


                 Avrupa Yakası ve Yalan Dünya'nın ilk iki sezonunda aynı tarzı kullanarak hem bu tipleri oynayan oyuncuları,hem de seyircilerini memnun eden Gülse Birsel,bu sezonu  da belki ilerleyen bölümlerde yeni karakterler,yeni olaylar,düzenlemelerle kotaracağını düşünüyorum.Bu tarzı ise nabza göre şerbet.Senaryoya göre konuya en yakın olan karakteri,ve en çarpıcı repliği en uygun karaktere vererek o tipi patlatması.Ya da komik bir olay etrafında eğlenceli tiplerin daha zekice olan atışmaları veya başka münakaşaları


                 Geçen sezon Neşet Ertaş'ı unutmayarak son jenerik müziğini onun ''Yalan Dünya'' türküsü yapmalarının ardından bu bölümde son jenerikte siyah bir ekranda ''Tuncel Kurtiz'i saygıyla anıyoruz'' cümlesi belirdi.Bir kez daha Yalan Dünya farkını ve vefasını göstermiş oldu.Başta Gülse Birsel'e,Jale Atabey'e,kamera arkasına,diğer oyunculara ve tüm ekibe yeni sezonun bol ratingli ve eğlenceli geçmesini dilerim...


twitter.com/Sanatim_Sanat
twitter.com/FilmNotlari



     

Thursday, September 26, 2013

"Riddick" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Ali Ulvi Uyanık: İlk filmin konseptine ve aksiyon yapısına dönülmüş. İyi de olmuş. Bir kaçak ve katil olan anti-kahramana yakışanı bu!

Alper Turgut: Sabah Riddick'i izledim, hem bu seriyi, hem de Vin Diesel'i seviyorum, yakında dördüncü film çekilir, Hızlı ve Öfkeli 999'dan hemen önce.

Kerem Akça: Serinin evrenini sevenler için farklı tatlar barındıran bir film. 

Ömür Gedik: Tarzının iyisi olabilir ama ben sevmiyorum böyle filmleri. 

Kaan Kavuşan: Riddick, The Chronicles of Riddick'ten çok Pitch Black tadında. En son halkası kalite olarak, ama bu hiç fena değil demek anlamına geliyor.

Wednesday, September 25, 2013

"Malavita" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Alper Turgut: Luc Besson'ın son filmi Malavita: Belalı Tanık'ta Tommy Lee Jones, robert De Niro ve Michelle Pfeiffer var. Vasat bir mafya parodisi, o kadar.

Müjde Işıl: Luc Besson kariyerinde ikinci bir Leon çekemeyecek belki ama Malavita ile yer yer ortalamanın üstüne çıkan bir gangster komedisi yapmış.

Halil İbrahim Sağlam: Luc Besson'dan artık bir Leon ya da Le Grand Bleu beklemek imkansız gibi. Malavita, "izle - eğlen - unut" üçgeninde vasat bir seyirlik. En eğlenceli ve akılda kalıcı sahnesi "Martin Scorsese - Goodfellas" bölümü. 

Kerem Akça: Luc Besson için bir diriliş filmi olmayabilir. Ama yönetmenin Jan Dark'tan bu yana çektiği en iyi film olduğunu da es geçmemeliyiz.

"Blue Jasmine" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Halil İbrahim Sağlam: Çok eğlenceli, lezzetli ve aynı zamanda depresif. "And the Oscar goes to Cate Blanchett" sözünü duymamız kesin gibi duruyor. Sally Hawkins de performansıyla mutlaka adaylık alacaktır.

Burak Göral: Bize yine iyi ki "Woody Allen" var dedirtti. Birkaç yerde tekrara düşse de duygusu, dramı, mizahı çok iyi dengelenmiş bir senaryo ve olağanüstü, büyüleyici, muhteşem bir Cate Blanchett sizi bekliyor.

Melis Pirlanti: Bu kadar depresif bir öyküyü böyle sıkmadan, keyifli ve rengarenk anlatabilmek. Özellikle Cate Blanchett alkışı hakediyor.

Janet Barış: Woody Allen'ın son filmi Blue Jasmine adının Jeanette olmasını beğenmeyen Jasmine üzerine kurulu, oysa bence gayet havalı Jeanette.

Hilal Çetinder: Keyifli mi keyifli Blue Jasmine'le bir kez daha gördük ki, Cate Blanchett nefis.

Banu Bozdemir: Su gibi akıp gidiyor, Cate Blanchett performansı tabii ki filme çok şey katıyor, Woody Allen severler kaçırmasın.

Alper Turgut: Woody Allen abimizin her filmini severim, son eseri Blue Jasmin'i de sevdim haliyle. Ve Cate Blanchett, ne desek boş, kelimeler tükeniyor.

Müjde Işıl: Woody Allen'ın son yıllardaki "turistik" gezilerinden bıkanlar için eskiye dönüş filmi gibi. Blanchett dişi Allen rolünde muhteşem.

Ali Ulvi Uyanık: Harikasın Woody! Filmlerini seyretmek ayrı, yazmak ayrı bir keyif.

Numan Serteli: To Rome with Love'la adeta dibe vuran Woody Allen, kalemini ve yönetmenliğini ciddiye aldığı anda zirveyi göreceğini Blue Jasmine ile kanıtlıyor.


Tuesday, September 24, 2013

"Runner, Runner" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Burak Göral: Felaket bir senaryoya sahip, berbat bir film. O kadar beğenirim Gemma Arterton bile kötüydü.

Halil İbrahim Sağlam: Kumar filmlerinin The Social Network'u olmaya kalkışıyor fakat yığınla klişeden sonra tek akılda kalan müzikleri oluyor.

Kerem Akça: Modern bir kumar filmi olma hedefli Runner Runner, bu tabanı doğru yönlendiremeyip Affleck-Timberlake ikilisine gereğinden fazla yükleniyor.

Sunday, September 22, 2013

Ankara'nın En İyisi Büyülü Fener!

   



              İçinde sineması olan AVM'ler cirit atarken, bazı kesim hala bir şeyin farkında değil.O da ne derseniz,kalite derim.Eskiden AVM'ler bu kadar revaçta değildi.Kültür sanat imkanları da haliyle şimdiki gibi yoğunlukta değildi.Ama bu durum kültür sanat meraklıları için bulunmaz bir nimetti.Şimdi ise çoğu kesim bu nimeti daha çok alışveriş,eğlence gibi unsurlarla AVM'lerde tercih ediyor.Bu da kapitalist bir kısır döngünün btimek bilmeyen tüketim çılgınlığını doğuruyor.


           Ama hala bunun gibi unsurlara rağmen hala ayakta duran,ve aynı kaliteyi koruyan bir sinema var Ankara'da.Sinemanın adı ''Büyülü Fener''...Ankara'da Denk Grup tarafından kurulan,Bahçelievler ve Kızılay olmak üzere barındırdığı iki şubesi bulunmakta.Ben bu yazımda Kızılay Büyülü Fener'den ve bu sinemanın neden bu kadar önemli olduğundan bahsedeceğim.








             Kızılay Büyülü Fener Sineması,öncelikle AVM'lerdeki gibi gücünü banka veya herhangi bir kurumdan destek alan bir sinema değil.Tamamen kendi imkanlarıyla ayakta duran,Denk Grup projesi.Yaklaşık 10 tane geniş büyüklüklerde salonu var.Koltuk sayısı da en büyük salonunda 200'ü buluyor.Ses sistemleri de Dünya'ca tercih edilen Dolby Digital tabi ki.Bu özellikler AVM sinemalarında da var.Ama biri hariç.Büyülü Fener,o hafta vizyona giren filmleri kafasına göre salonlara vermiyor.Her bir salonun perdesi filmin görüntü oranına da bağlı olarak değişiyor.İşte böylece en geniş formatlı filmler bile aynı geniş ekranını koruyarak aynı kalitede,ve hiçbir şekilde kenarlarda siyah bant boşluğu bırakmayacak şekilde bir seyir keyfi sunuyor.




              Büyülü Fener'in bir başka ayrıcalığı da 3D teknolojisindeki kalitesi.Bu teknoloji de gücünü Xpand 3D gözlüklerinden alıyor.Diğer 3D gözlüklere göre daha yüksek çözünürlüklü,daha iyi görüntü kalitesi ve daha iyi güvenilirlik sunan bu gözlükleri birkaç sene önce AVM sinemaları da kullanıyordu.Ama şimdi bu gözlükleri Büyülü Fener kullanıyor.Ve Cinemaximum'lardaki gibi poşetleri açılmış,oraya buraya fırlatılmış,iz kalmış veya  çizik bir şekilde değil,şeffaf bir ambalajda gayet temiz bir şekilde salonlara dağıtılıyor.Ama tabi ki Türkiye'de sadece üç Cinemaximum şubesinde olan IMAX 3D ile kıyaslandığı zaman AVM'lerin bu konuda bir artısı olabiliyor.Ama yine de Büyülü Fener'in de  bu teknolojiye yakın olduğunu söyleyebiliriz.


             

              Kızılay Büyülü Fener'in en büyük avantajı,Kızılay'ın en işlek sokaklarından biri olan Konur 2'de kurulması.Müşterilere ayrılan giriş kısmında insanlar bir filme de bilet almadan,orayı rahatlıkla kullanabiliyor.Sigarasını,çayını,kahvesini içiyor veya arkadaşlarla muhabbet etmek için bile burayı kullanıyorlar.









               Büyülü Fener'in ayrıcalıkları saymakla bitmiyor.''Snack Bar'' dediğimiz daha çok sinemalarda ve tiyatrolarda rastladığımız atıştırmalıkların satıldığı kısım da Büyülü Fener'i Ankara'daki diğer sinemalardan ayıran başka bir özelliği.AVM'lerdeki sinemalarda artık turnikeli geçiş var.Eğer herhangi bir filme bilet almamışsanız,Snack Bar kısmına girip,orada filmi bekleyemiyorsunuz,oturamıyorsunuz veya fragmanları izleyemiyorsunuz.Ama Büyülü Fener'de bilet bile almadan fotoğraflarda görmüş olduğunuz gibi ferah ve rahar Snack Bar kısmında ister filme bilet alın,ister almayın;fragmanları da izliyorsunuz,oturup muhabbet de edebiliyorsunuz,masaya konan dergi veya gazeteleri de zaman geçirmek için şöyle bir karıştırabiliyorsunuz.Ayrıca üst katlara da baktığımız zaman,canınız sıkılırsa veya orada beklemek isterseniz camekanlarda sizin için iyi bir alternatif duruyor.


             Bu kadar Büyülü Fener'den bahsediyoruz. Ankara'nın en iyisi diyoruz,Kızılay'ın tercih edilen noktalarından diyoruz ama Ankara'da bu prestije sahip sinemalar yok mu? Birkaç sene öncesine kadar vardı.Hem de Kızılay'da Büyülü Fener'den daha çok tercih edilen...Megapol vardı belki ama artık yeri değişti ve inanın nerede olduğunu bile bilmiyorum.Metropol hala duruyor eski yerinde fakat çok az salon,çok az film geliyor oraya.Ve bu filmlerin fiyatı oldukça fahiş fiyatlarda.Kavaklıdere Sineması'nın güzergahı değiştiği için senelerdir rağbet görmeyen bir sinema.Kızılırmak Sineması ise eski sinemalardan.Filmleri daha çok projeksiyonla oynatıyorlar.Zaten oraya da az film geliyor,iddialı olanlar veya blockbuster olanlar değil, daha çok sanat filmleri ağırlıkta.Zaten genel olarak sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapıyor Kızılırmak Sineması.Uçan Süpürge Film Festivali'de bunlardan biri. Ankara'nın geri kalanına baktığımızda ise tüm sinemalar AVM'lerde Cinemaximum kapsamında yapay ve kapitalist bir şekilde yaygınlaşmaya  devam ediyor.



          Her ne kadar Büyülü Fener'i övsem de AVM'lere de gitmiyorum diyemem.Özellikle de IMAX 3D olan filmlerde maalesef AVM'ler tercihim  oluyor..Ama Büyülü Fener'i tüm bu saydığım alternatiflerin yanında tercih etmenin bir başka alternatifi,diğerlerinden farklı bir atmosferi olması.Çünkü,Büyülü Fener'in her bir katı sinema müzesi gibi.İlginç maketler,eski ''fan art'' resimler,sinema ile ilgili gazete haberleri.Yani Büyülü Fener hem eski,hem de yeni jenerasyona uygun dört dörlük bir sinema merkezi.


            


            Büyülü Fener tüm bu özellikleriyle Ankara'nın halen tercih edilen yeri,halen de AVM'lere karşı dik duran ve sinemaseverlere istediğinden fazlasını veren harika bir yer.Ve ülkemiz çapında kültür sanat etkinliklerini,özellikle de sinema ile ilgili alakalı olanları Ankaralı sinemaseverleri her sene buluşturmaya devam ediyor.
              


         Bunlardan biri,her sene çeşitli illerde adından sıkça söz ettirmiş CAVA Enstitüsü MasterClass Programı-Film Stüdyosu Atölyesi.20 Ekim-5 Ocak tarihleri arasında gerçekleşecek olan bu program ilk defa Ankara'da hem de Büyülü Fener'de gerçekleşecek.12 hafta boyunca her pazar 12:00-15:00 saatleri arasında sinemanın tanınmış ve seçkin isimlerinden Ezel Akay,Ercan Kesal,Yüksel Aksu,Güven Kıraç,Belmin Söylemez gibi daha birçok usta isim yedinci sanat olan sinemanın temel esaslarını  katılımcılar ile paylaşacak.Bu program dahilinde bir film yaratmanın bütün gereklilikleri,yapımcı,yönetmen,senarist,oyuncu,müzisyen,görüntü yönetmeni,sanat yönetmeni,kurgu ve ışık gibi disiplinlerden doğru ele alınacak.Profesyoneller film yaratmanın püf noktalarını katılımcılar ile paylaşacak,sinema sanatına dair teorik ve pratik bilgileri deneyimleri ışığında sunacak.Bu program sayesinde bir filme başlamak için cevaplanması gereken tüm sorular yanıtlanmakla birlikte,sinema sektörüne açılan kapı da aralanmış olacak.




        Ayrıca her sene İstanbul'da gerçekleşen, İKSV organizatörlüğünde Filmekimi bu sene Ankara Büyülü Fener'de de sinemaseverlerle buluşacak.Coen Kardeşlerin yeni filmi ''Sen Şarkılarını Söyle'' den,32.İstanbul Film Festivali'nden ödüllerle dönen Onur Ünlü'nün son ve sürrealist filmi ''Sen Aydınlatırsın Geceyi'',Jim Jarmusch'un ''Sadece Aşıklar Hayatta Kalır'''a kadar 15 iddialı film 11-13 ekim tarihlerinde sinemaseverlerle buluşacak.Programa ulaşmak isterseniz:  http://filmekimi.iksv.org/ankara/tr/index.asp adresinden bakabilirsiniz.


                Tüm bu özellikleriyle Kızılay Büyülü Fener Sineması hem benim gözümde,hem de diğer Ankaralı sinemaseverlerin en prestijli sinema merkezi oluyor.Kızılay'da vakit geçirmek isterseniz,beyazperde atmosferini yakalayan bir yer arıyorsanız Kızılay Büyülü Fener Sineması'nı rahatlıkla öneririm.


NOT:Hürriyet Gazetesi'nin Türkiye çapında düzenlediği iki ayrı yarışmada 2004 yılında Büyülü Fener Bahçelievler Sineması, 2010 yılında da Büyülü Fener Kızılay Sineması en iyi sinema kategorisinde Ankara'da tek, Türkiye sıralamasında en iyi 10 sinema içerisinde yer almıştır.


ADRES:Meşrutiyet Cad./ Hatay Sok./ No:18 Kızılay/ANKARA
TELEFON: +90312 425 01 00
SOSYAL AĞLAR: https://www.facebook.com/sinemabuyulufener
                               https://twitter.com/Buyulu_Fener

WEB SİTE: http://www.buyulufener.com.tr/





BANA ULAŞMAK İSTERSENİZ:

twitter.com/FilmNotlari
twitter.com/Sanatim_Sanat
twitter.com/SinemaSanattir

sinemasanattir@gmail.com
                               



Thursday, September 19, 2013

"Rush" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Hilal Çetinder: Hunt-Lauda döneminin best of F1'i gibi. Rekabetin ve çılgınlığın da tabii. F1 tutkunları memnun kalacaktır eminim.

Banu Bozdemir: Adrenalin yüklerken rekabet duygusunun incelikleri üzerine de düşündürüyor.

Müjde Işıl: Hızlı yaşa genç öl - kuralcı ol uzun yaşa tarzının çarpıştığı, eğlenilecek adam ile evlenilecek adamın rekabeti. Eline sağlık R. Howard.

Friday, September 13, 2013

"Meryem" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Halil İbrahim Sağlam: Meryem, sinematografik ama yer yer dizi anlatısına kaçıyor. Dramatik yapıyı bir kuruyor, bir dağıtıyor. Youki Yamamoto imzalı Japon ezgili müzikler çok iyi ama kanımca yörenin atmosferiyle uyuşmuyor. Sürekli tezatlıklar.

Murat Tırpan: Atalay Taşdiken'in Meryem'ini her anlamda çok beğendim. Antalya'da yolu açık olsun.

Banu Bozdemir: Atalay Taşdiken imzalı Meryem'i ayrıntılı yazacağım ama ilk izlenim gayet iyiydi!

Ali Ulvi Uyanık: Bir Türkiye kasabasında, dar çevrede, genç bir kadın olarak yaşamanın, aslında sınırlar içinde 'boğulmanın' öyküsü. Gayet iyi.

Müjde Işıl: Diğer aday filmleri daha izlemedik ama "Meryem"in, başkanı Türkan Şoray olan Antalya jürisinde şansının iyi olacağını düşünüyorum.

Numan Serteli: Meryem ile kırsalın dert yüklü malum meselelerini ustaca anlatmayı sürdüren A. Taşdiken, Mommo başarısının tesadüfi olmadığını kanıtlıyor.

Thursday, September 12, 2013

"The Bling Ring" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Müjde Işıl: İzleyince yine aynı şeyi düşündüm. Sofia Coppola, Lost in Translation'dan daha iyisini çekemeyecek. Umarım yanılıyorumdur.

Banu Bozdemir: Sofia Coppola, hoppala! The Bling Ring/Pırıltılı hayatlar rezaleti nedir ya!

Ali Ulvi Uyanık: Sofia Coppola, "The Bling Ring"de net: Sistemin çılgınca tükettirerek yıprattığı insanlıkta, yeni yetmelerin durumu da hiç iç açıcı değil!

86.Akademi Ödülleri'ne Doğru



             16 Ocak 2014 tarihinde açıklanacak 86.Akademi Ödülleri'ndeki adayları şimdiden herkes merakla bekliyor.Ben de theoscarboy.com'un hazırlamış olduğu güncel 2014 Oscar tahminlerini sizlerle paylaşmaya karar verdim.Şu an tahminde bulunamıyorum,çünkü filmleri izledikçe ben de blogda yavaş yavaş tahminlerimi sunacağım.İyi okumalar..

                                                                
                                                                                                              EN İYİ FİLM ADAYLARI




                                                       
                                                                                                 EN İYİ YÖNETMEN  ADAYLARI





                                             
                                                                                         EN İYİ ERKEK OYUNCU ADAYLARI





                                                 
                                                                                         EN İYİ KADIN OYUNCU ADAYLARI







        EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU ADAYLARI



                                              EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU ADAYLARI




            EN İYİ ÖZGÜN SENARYO ADAYLARI



                                                                       EN İYİ UYARLAMA SENARYO ADAYLARI


Sunday, September 8, 2013

MACHETE KILLS 11 EKİM'DE SİNEMALARDA!






             

Aramızda Casus Var...



               Bu aralar vizyon değilde,geçtiğimiz senelerde çok da duyulmamış ama cidden hakkını veren filmler yazdığımın farkındayım.

                 Nette dolaşırken tesadüfen gördüğüm fragman,hem kadrosuyla hem de konusuyla beni cezbetti.Bir de bu filmin Coen kardeşlerden çıktığını görünce izlemeye daha da bir heveslendim.Filmin adı Burn After Reading. Bizdeki çevirisi ''Aramızda Casus Var''.

                 Filmin kilit noktası,alkolik sorunlarından dolayı emekli olan Osbourne Cox adındaki bir  C.I.A. analistinin anılarını yazmak üzere kaydettiği verilerini bir CD'ye kopyalamasıyla başlıyor.Boşanmak için delil üstüne delil arayan eşi de bu CD'yi çalıyor.Tabi küçük bir dikkatsizlik sonucu Cox'un eşi CD'yi bir jimnastik salonunda unutuyor.Jimnastik salonunda çalışan biri yönetici,biri görevli  olmak üzere iki saf bu CD'nin C.I.A' ile ilgili gizli belgeler taşıdığını sanarak Osbourne Cox'a şantaj uygulayıp 50.000 $ fidye istiyorlar.Kafayı iyicene yiyen Osbourne'da bu işin peşindekileri bulmak için kolları sıvıyor.

                   Fidye isteyenler iki jimnastik salonu görevlisi demiştik.Bunlardan biri aklı bir karış havada Chad,diğeri de güzel görünmeyi kafasına takmış yönetici Linda'dır.Linda yüz ameliyatıyla bu sorunu çözecektir,ama yüklü bir miktarda para lazımdır.İşte bu şantajda Linda'nın kurtarıcısı olacaktır.

                 Entrikalar bununla sınırlı değil.Cox'un eşi Katie, federal ajan ve evli bir adam olan Harry ile ilişki içerisindedir.Bir de bunun üstüne Linda, internetteki bir arkadaşlık sitesinde Harry'yi bulmuş ve onunla cidden iyi vakit geçiriyordur.İşte bu noktadan sonra olaylara C.I.A de katılınca olaylar iyicene içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

                 Fargo,Big Lebowski ve No Country For Old Men gibi filmleriyle tanına Coen Kardeşlerin 2008 yapımı bu filminde alakası olmayan kişilerin bir araya geldiğini görebiliriz.Ama buradaki tek fark tesadüfler yerine yanlış anlaşılmalar sonucu olduğunu söylemek mümkün.

               Bu filmi ilgi çekici ve kara komedi yapan üç öge var.Birbirinden ünlü Hollywood yıldızları,Coen Kardeşlerin alışık olduğumuz senaryosu ve abartılı karakterler.Başta John Malkovich,George Clooney ve Brad Pitt gibi tanıdık bir sürü yıldız var.

                Filmi kara komedi yapansa dediğimiz gibi abartılı oyunculuklar ve performanslar. John Malkovich'in oynadığı Osbourne Cox'un olaylara bakış açısı öyle bir saldırgan ki 'neredeyse ''fuck'' demediği kelime yok.Aynı şekilde Frances McDormand'ın canlandırdığı Linda karakteri de çekici olma egosuna hırsla bağlanmış ve hayatta kaybeden bir yönetici kadın. Brad Pitt'in Chad rolü ise hepsinden daha abartılı ve salakça.Aklı bir karış havada ve hala içinde hiperaktif bir çocuğu taşıyormuş gibi.

                 ''Entrika üstüne entrika,kişi üstüne kişi'' ögelerini içeren bu kara mizahın başka bir türevi olan ''Burn After Reading'' Coen kardeşlerin diğer filmleri kadar kalıcı ve başarılı olamasa da gerçekçi bir senaryoya bu denli abartılı karakterlerin etrafında dönen entrikaların eklenmesi bu filmi zekice kılan etmenlerinden biri.

Filmin Notu:5/4
twitter.com/FilmNotlari






           

Saturday, September 7, 2013

Onlağ Anağşikse Biz de Anağşik Oluverelim Gari!




                 ''Dondurmam Gaymak'' filmiyle hem yurt içinde hem de yurt dışında birçok ödüller alan Yüksel Aksu'nun ikinci uzun metraj filmi olan ''Entelköy Efeköy'e Karşı'' politik bir köy komedisini anlatıyor.

                   Hikaye,Ege köylerinin birinde geçiyor.Bu köyün adı da Efeköy. Bir gün Efeköy'e İstanbul'un metropolis ve kirli havasından kaçıp gelen, ekolojist ve aktivist bir gruptan oluşan insanlar gelmeye başlar.Başta bu durum hiçbir şekilde sorun yaratmaz.Hatta Efeköylüler buraya gelen ekolojistlerden ticaret de yapmaya başlar.Efeköylüler bütün organik eşyalarını,eşeğinden tutta halısına kadar fahiş fiyatlarla ekolojistlere satmaya başlar.Bu güzel giden ticaret ve dostluk,belediyenin köye termik santral yapmasıyla bozulacaktır tabi. Efeköylüler için gayet cazip gelen bu proje,ekolojistler için tam bir baş belasıdır.Çünkü bu termik santral havaya yaydığı gazlarla köyü,hayvanlarını,en başta doğayı kirleteceğinden ekolojist grup bu eylemi durdurmak için ne gerekiyorsa yapmaya başlarlar.İşte böylece Entelköy-Efeköy savaşları da başlamış olacaktır.Bu arada köyün muhtarı da ekolojist grubunu içindeki Katrine hanıma deliler gibi aşık olmuştur.

                       Slogandan da anlaşılacağı üzere bu film ''organik komedi''.Ama bu organiklik ne yazık ki ''Dondurmam Gaymak'' filmindeki kadar değil.Başta bu organikliği bozan baş roldeki iki isim.Şahin Irmak ve Ayşe Bosse.  Muhtar rolündeki Şahin Irmak'ın yapay şivesi ve agresif tavırları izleyenine anına ''Hıyarlı Baba'' performansını hatırlatıyordur.Ayşe Bosse'nin Almanya'dan Türkiye'ye gelen aktivist rolü ise senaryoya yazılmış gereksiz bir karakter.

                          Köyün yerlileri ve Emin Gürsoy'un ''Aşırı Mustafa'' rolü filme biraz daha organiklik katmış diyebiliriz.Çünkü  buradaki yan roller baş roldekilere göre daha eğlenceli ve daha doğal.

                          Filmde,verilmek istenen mesajlarla beraber çoğu sahne ve birkaç repliğin de sanki daha önceden ''Gezi Direnişi'' nin çıkacağına dair bir işaret olduğunu belirtelim..''Bunlar bir avuç milletin refahını bozmak isteyen çapulcular'' repliği,veya Mehmet Ali Alabora'nın bir sahnede elinde megafonla termik santrale karşı köylüyü uyardığı sahneler ve nice sahne sayabiliriz.

                           Tabi filmde,senelerdir Türkiye'nin gündemdeki sorunlarına dair göndermeler de var.Hala bir kesimin anarşist,ekolojist gibi kavramları hemen saldırgan,inançsız,serseri insanlar olduğunu anlaması,ötekileştirme ve dışlamaya ait güzel göndermelerin olduğunu da söylemek lazım.

                          Filmin konusu iyi olmasına rağmen,hatta mesajları bile güçlü olmasına rağmen sağlam bir politik  komedi olmadığını,daha da genişletirsek ''Dondurmam Gaymak'' la aynı tadı vermediği söylenebilir.Çünkü bu bahsettiklerimizi filme yeteri kadar işlenememiş.Hal böyle ki filmde de işlenmek istenen devrim,birlik ve beraberlik mücadelesi arka planda kalarak,muhtarın hikayesine ve onun Katrine'le olan ilişkisine daha fazla yüklenilmiş.Ayrıca bazı yerlerde mizah anlayışı belden aşağıya gitmiş.Bu bazen güldürse de,yer yer itici de olabiliyor.

                           Yine de filmi sevdiren başka bir nokta var.Filmin başında,öykünün belli başlı geçişlerinde,ya da Yüksel Aksu'nun deyimiyle ''Epizot'' larda ve filmin sonlarında Yüksel Aksu'nun organik şivesiyle hikayeyi onun ağzından dinlememiz,ve o hikayeyi anlatırken yanındaki Egelilerin ona sazla,türküyle eşlik etmesi de cabası.

                           Dondurmam Gaymak kadar olmasa da,organik,doğal,politik bir köy komedisi.Kapitalist projelere karşı tutumlarını değiştiren bir grup insanın hikayesi.Yüksel Aksu'nun ikinci uzun metraj filmi olmasına rağmen gayet iyi diyebiliriz.Ama bu biraz daha iyi ve doğal olabilirdi.İyi seyirler...

NOT:Yıllar önce aramızdan ayrılan büyük usta Aşık Veysel'in ''Benim Sadık Yarim Kara Topraktır''  ütrküsünü Tarkan hiç de fena cover'lamamış.Filmin sonunda çalıyor.

Filmin Notu:5/3
twitter.com/FilmNotlari




                       
               

Friday, September 6, 2013

Sağ Salim Bir Yolculuk...




                              Selçuk Aydemir'in yazdığı ve yönettiği 2011 yapımı Çalgı Çengi filmi,sinemada Cem Yılmaz'ın katkılarına rağmen istediği geliri elde edememişti.Bu da filmin internette daha çok tıklanıp izlenmesini sağlamıştı.İnternet fenomeni olan ilk sinema filmiyle de adından sıkça söz ettirmişti.


                              2012 yapımı Sağ Salim'de aynı şekilde popülaritesini sinemadan değil,internetteki tıklanma sayısından bulmuş durumda.Yine aşina olduğumuz bir konu.Ama bu sefer biraz daha farklı,biraz daha paralel kurgunun kullanıldığı bir film

                               Filme gelelim.Salim,saf,temiz ve her işe besmeleyle başlayan bir Anadolu köylüsüdür.Kamyonetiyle köyden kasabaya mal taşıyarak üç beş kuruş kazanarak geçimini sağlayıp,ekmeğini taştan çıkartır.Ancak Salim'in ölüm ve ölülere karşı yenemediği büyük bir fobisi var.Bir gün Mersin'den Sivas'a bir cenaze götürülecektir.Köyün muhtarı da bunu Salim'den ister.Salim'de başta ne kadar zor gelse de muhtarın ricasını kabul eder ve başına neler geleceğinden habersiz Sivas'a doğru yolculuğa çıkar.Ha bir de Salim, çalınmasın diye direksiyonunu evde saklıyor.Hal böyle olunca da direksiyon hem takılıyor,hem çıkarılıyor.

                               İşte bu noktada olaylar iyicene ''Pulp Fiction'' filmi  tarzında gelişiyor ve paralel bir kurguda izlemeye başlıyor.Recai,Salim'in taşıdığı tabuttaki adamın hayırsız oğlu.Aramamış,sormamış bile.Tesadüfen Salim'in iyicene gerildiği bir anda yoluna çıkıyor ve hem babasını görmek,hem de ona yardım etmek bağamında kamyonetine biniyor.Nihal ise görücü usulüne denk gelmiş genç bir kız.Babası bir mafyaya borcundan kızını peşkeşe çekiyor.Nihal ise çareyi Ayhan adında bir serseriyle kaçarak bulmuş.Ancak Ayhan'ın arkadaşını öldürmesi üzerine Nihal arabayı kaçırıyor.Tabi talihsizler bu filmde üst üste geliyor.Bir süre sonra Nihal'in kullandığı araba bozuluyor ve Nihal yolda kalıyor.Babası Nihal'i bulsa vuracak.İşte tam o anda da Salim'in bir anlık uyuyakalması yüzünden Salim'in kamyoneti Nihal'in babasının kamyonetine çarpıyor ve Nihal'in babasını ezmiş oluyor.Ancak şöyle bir tesadüf var ki,Ayhan'ın öldürdüğü arkadaşının cesedi de oradadır.Salim'de onu öldürmüş zanneder.Nihal'de olaylardan habersiz Salim'in kamyonetine otostop çekiyor.Ve birkaç alavere-dalavere Salim'i kakalayıp kamyonete biniyor.Bu arada da jandarmadan kaçan başıboş bir uyuşturucu kaçakçısı Salim'in kamyonetindeki tabuta saklanıyor.


                            Nihal'in babasının bir mafya babasına borcu var demiştik. Bu mafya babasının iki adamı kalleşlik yapıp bir benzinlikte patronu orda bağlayıp,paralarını alma peşindeler.Plan gayet yerinde işlerken,Nihal'le kaçan Ayhan elindeki silahla beniznliği soymaya gidiyor.İşte burda da olaylar iyicene çığrından çıkıyor ve bir şekilde oklar Salim'in kamyonetini göstermeye başlıyor.


                             Paralel bir kurguda ilerleyen bu eğlence ve kahkaha dolu yolculuğun, Quentin Tarantino'nun Pulp Fiction'' filmini hatırlatması normaldir.Çünkü aynen o tarzda 'sağ salim' başlayan bir yolculuk bir anda birbiriyle alakası olmayan tipleri bir araya getiriyor.Ve her şeye karşı belli başlı fobileri olan,biraz da saf Salim'in başına getirmedik bela bırakmıyor.

                              Oyuncu kadrosu daha çok yerli dizilerden gördüğümüz isimlerden oluşmakta.Ama oyunculuklarının iyi olmasından ziyade önemli olan,senaryoya uygun karakteristik yapıdaki kişilerin akıllıca seçilmesi.Bunu en çok Burçin Bildik'in canlandırdığı Salim karakteriyle görmek mümkün.O ve filmdeki bütün oyuncularda bu uyumu görmek mümkün aslında.Yakın planlarıyla daha çok tv dizisi formatında görünse de bir diğer başarı da yönetmen ve senaristin tabi ki.

                              Yer yer güldüren,yer yer hüzünlendiren bu trajikomik hikayenin bir başka ilginç tarafı da cidden güldüren osuruk sahneleri.Daha çok osuruk ve küfürle mizahını yapmaya çalışan diğer yerli yapımlara da bir gönderme niteliğinde olduğunu rahatça söyleyebiliriz.En iyisi izleyin ve kararı siz verin.Ama şüpheniz olmasın ki en az benim kadar eğleneceksiniz.


NOT:İlki çok sevildi diye ekip boş durmadı.Ve filmin ikincisini çekti.Sağ Salim 2 yolda.Yeni filmde Ezgi Asaroğlu'da var.

Filmin Notu:5/4
twitter.com/FilmNotlari

                             

                     

                               

Thursday, September 5, 2013

Ölümsüz Polisler İfrit Avı'nda..






               




                    


                  Sinemayı, artık iyicene eğlence aracı olarak kullanan yeni nesil için bu yaz onlar için idealdi.Çizgi roman uyarlamaları, aylardır beklenen devam filmleri,aksiyon ve komedinin harmanlandığı polisiyeler derken en az yeni nesil kadar sinemaseverler,sinefiller ve eleştirmenler de bu yazı iyi geçirdi...

                 Tabi yaz aylarında muhtelemen her gidilen 3D filmlerin fragmanlarında öne çıkan bir film vardı. R.I.P.D diye.Eylül ayına girmemizle beraber bizim ülkemizde bu film ''Ölümsüz Polisler'' olarak vizyona girdi.

                Men in Black serisini izleyenler az çok bilir.Fantastik aksiyon ve komedi konusunda bir nevi üstad görülür.Tabi bu fantastik aksiyon ve komedinin içinde bol miktarda iğrenç unsurlarda yer alır.İşte R.I.P.D'de bu serinin daha naif ve konusu biraz daha belli olan bir film

                 Konuya gelelim. Nick Walker,15 yıldır görev yapan bir polis memurudur.Azılı bir uyuşturucu baronunu enselemek için ekibiyle gittiği bir operasyonda sağ kolu onu arkadan vurmuş ve öldürmüştür.Nick'te soluğu ,seçilmiş ve mefta olan polislerden oluşan öbür tarafta kurulmuş R.I.P.D (Çevirisi Huzur İçinde Yatsınlar Departmanı) adında bir polis bürosunda alır.Görevi yanına verilen emektar şef Roy'la öbür dünyadaki ifritleri yeryüzünüe kaçabilmesini önlemek ve onları yok etmektir.Ancak her şey bununla sınırlı değildir.Nick'i arkadan bıçaklayan ortağı öbür dünya ve yeryüzü arasındaki dengeyi hepten altüst edecek şeytani bir planı vardır.İşte bu noktada da hem ifritleri,hem de Nick'in eski ortağını durdurup Dünya'yı kurtarmak Nick ve Roy'a kalmıştır.

                 Filmdeki ifrit diye tabir ettiklerimiz Men in Black serisindeki uzaylıları yansıtıyor.Ama en azından buradakiler Men in Black'e göre fazla naif ve çocuksu.Daha çok zombi diyelim

                  Film hakkında pek fazla söylenecek şey yok.Öbür taraftaki polisler ellerindeki ışın tabancalarıyla yaratık avlayıp,dünyayı kurtarıyorlar.Ama film 3D izlenirse biraz daha fazla eğlendireceğini düşünüyorum.Çünkü bu filmi gerçekten eğlenceli zaman geçirmek istiyorsanız izleyin.Yoksa zaman kaybı derim


                   Oyunculara gelirsek.Ryan Reynolds'a diyecek bir şey yok.Ne iyi,ne de kötü.Ama uçuk kaçık bir film olduğundan Matt Damon veya Ray Liotta' da uymayacağından Ryan Reynolds olmuş diyebiliriz. Filmin en çok eğlendiren karakterleri ise fragmandan belli.Emektar oyuncu Jeff Bridges ve ''RED'' serisiyle adından sıkça söz ettiren Mary Louise Parker.


                  Kısacası eğlenceli bir zaman geçirmek için,hatta iyi bir 3D deneyimi için izlenebilir.Özellikle de Men in Black tarzındaki fantastik aksiyon ve komediyi sevenler için birebir.Tabi birazcık çocuksu havada olduğunu söylemekte de yarar var.


Filmin Notu:5/2.5
twitter.com/FilmNotlari








               

Wednesday, September 4, 2013

"R.I.P.D" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler


Halil İbrahim Sağlam: Tıpkı Green Lantern fiyaskosu gibi ruhsuz, eğlendirmeyen, esprileri güldürmeyen bir blockbuster! Bir blockbuster bunları da yapamıyorsa blockbuster olur mu? 100 milyon dolar zararda olmasına şaşırmamalı.

Burak Göral: "Ghost" ve "Men in Black" filmlerinden üretilmiş bir kolaj. O oyuncular olmasa hiç çekilmezdi.

Banu Bozdemir: Jeff Bridges hatrına izlenir dedik ama pek bir yavan çıktı, zaten zarardaymış, zararın neresinden dönseniz kardır.

Güzin Tekeş: Sadece harcanacak bol vaktiniz varsa izlenecek eğlencelik bir film.


"Devil's Pass" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Banu Bozdemir: Soğuk savaş dönemi etkisiyle bilimkurguya uzanıyor, ülke politikalarına ve orduya bir güzel geçiriyor, şaşırttı. 

Güzin Tekeş: Hayretler içerisindeyim, beklediğimden çok daha iyi bir film çıktı.

Halil İbrahim Sağlam: Adına istinaden klasik şeytan çıkarma filmi zannetmiştim, meğer alakası yokmuş. Bilimkurguya evrilip türler arasında gezinerek fena yanılttı. Güzel de yanılttı. Sevdim.

Hilal Çetinder: Türler arasında geziniyor ama gerilim ve merak bir noktaya kadar tadında. Sürpriz film oldu benim için. 

Kerem Sanatel: Senaryosuyla başlı başına bir Hellboy çekilebilirmiş hani. Günün sürpriziydi.




Kick Ass Döndü! (Spoiler İçerir)





                    2010 yılında çıkan Kick Ass, süper kahramanlı çizgi roman uyarlamalarına yeni bir soluk ve tarz getirmişti.Bu türün parodilerini ve ince göndermelerini de yaparak kendi tarzını da oluşturmuştu.Ayrıca Aaron Taylor Johnson  ve Chloe Grace Moretz'ı da tanıma şansı bulmuştuk bu filmde.


                   Bu filmin devamının çekileceği baya bir belliydi ve hayranları merak içindeydi derken yaz sezonuna biraz geç girdiğini söylemek lazım. Ama bu vizyona geç girişi  hayranlarını ve benim gibi çizgi roman severleri o kadar da etkilemiş sayılmaz.Aksine geç başlaması Red 2, The Wolverine ve Man of Steel gibi çizgi roman uyarlamalarıyla Box Office listesinde kapışamayacağından avantajlı duruyor.

                      Filme gelelim.Önceki filmden hatırlayacak olursanız, Chris D'Amico namı diğer Red Mist,babasının ölümünden sorumlu olan Kick Ass'ten intikamını almak için yemin etmişti.Ve Hit Girl'de babasının ölümünden sonra şehir kurtarmayı iyice sahiplenmişti.

               Şimdiki devam filminde ise Mindy yani Hit Girl,babasının ölümünden sonra Kick Ass'i de eğitmeye karar verip şehri beraber kurtarmaya yeltenmiştir.Bu arada Kick Ass'in sayesinde bir takım kişiler gaza gelmiş,onlar da kendi süper kahraman formlarını oluşturmuş ve sözde şehri koruyorlardır. Bir gün Albay Amerika adında biri hem Kick Ass'i,hem de kendi süper kahraman formlarını yaratan kişileri, şehirde kol gezen mafya babalarını durdurmak için yanına çağırır.Kick Ass bu teklifi kabul eder ve yanına Hit Girl'ü de almak ister.Ama  Hit Girl, babasına verdiği sözden dolayı süper kahramanlıkları bırakıp lisedeki popi kızlara uyum sağlamaya çalışıyordur.Bu Hit Girl için çok zor bir durumdur.Çünkü her ne kadar babası onun çocukluğunu alıp,onu süper kahraman olarak yetiştirse de Mindy bu durumdan memnundur ve bu çizgide de gitmeye kararlıdır.

                           Red Mist diye tabir ettiğimiz Chris D'Amico ise Kick Ass'ten babasının intikamını almak için ve annesinin solaryum faciasından sonra ise ismini değiştirmiş ve ''Motherfucker'' olmuştur.Tek gayesi twitter ve youtube'da popülaritesini yükseltip,kendine bir ordu kurup şehrin en kötü adamı olmaktır.Bu kendisi için hiç zor değildir.Çünkü zengin.Sabıkalı ve psikopat bir ordudan oluşan ekibiyle önce Albay Amerika'yı ve Kick Ass'in babasını öldürtmüştür.Daha sonra da şehirde de adamlarıyla dehşet salmaya başlamıştır.Tek gayesine de ulaşmış,twitter'da takipçi ve youtube'da tıklanma sayıları tavan yapmıştır.

                              Olaylar böyle cereyan edince de hem Kick Ass,hem de Hit Girl babalarına verdikleri sözü unutup yeniden eski kimliklerine bürünüp,ekibe yeni katılan süper kahramanlarla da Motherfucker ve onun ordusuna karşı savaşmaya başlıyorlar.Bu arada poliste,şehrin düzenini bozulduğundan,''Kurunun yanında yaş da yanar'' hesabı tüm maske takan soytarıları teker teker yakalamak istiyordur.

                               İllk filmle ''çizgi roman-süper kahraman'' kavramını çok farklı bir yorumla işleyen,fakat fazla başarılı olamayan Kick Ass,bu başarıyı 2.filminde gösteriyor.Özellikle önceki filme göre bu filmde şiddet dozu daha yüksek

                                  Son zamanlarda sayısı hızla artan internet gençliğinin nereye gittiğini,ergen ve popi lise kızlarının hayran olduğu Twilight,Justin Bieber ve One Direction gibi boş fanlıklara,süper kahramanlığa soyunacağım diye hayatından olan deneyimsiz gençlere kadar pek çok şeye dair göndermeleri olan Kick Ass 2 bu senenin en eğlenceli ve filmi diyebiliriz.

                                  Sadece bunlar değil.Çizgi roman ve süper kahraman algısını alt üst edip kendi tarzını oluşturan Kick Ass'in bu devam filminde bu algıyla beraber  göndermek istediği mesajlar bakımından senaryo öncekine göre daha yüzeysel olmuş.Asıl dünyanın çizgi roman evreni değilde gerçek dünya olduğu,bu devirde kötü adamları durdurabilmek için illa süper kahramanlara ihtiyaç duyulmayıp cesaret ve özgüven duygusu yüksek insanlara ihtiyaç duyulduğu da çok bariz bir şekilde anlatılıyor.Bu nitelikleriyle de aslında her bir insanın özel ve kendi içinde bir süper kahraman barındırdığı da söylenebilir.

                                  Film sadece güçlü mesajlarla değil,akılda kalıcı parodileriyle de ilgileri üstüne çekmeyi başarıyor.''Her süper kahramanın trajik bir öyküsü vardır'' olgusu,Avengers ve Justice League gibi ünlü süper kahramanlardan oluşmuş çizgi roman uyarlamalarıyla da sağlam ve akıllıca dalga geçtiğini söylemek mümkün.


                                  Az da olsa Jim Carrey'nin eğlenceli performansıyla, ve önceki Kick Ass'te tanıdığımız başarılı genç kadrosuyla Kick Ass 2,bu senenin tekrar söylemek gerekirse en iyi filmlerinden.Tabi şiddet dozu öncekine göre daha yüksek.Bunu da hatırlatma da var.Şimdiden iyi seyirler.


Filmin Notu:5/4
twitter.com/FilmNotlari




                   
                   




                     

Tuesday, September 3, 2013

Hep Yarışacak Mıyız Toretto?



             2001 yılı itibariyle başlayan ''Fast and Furious'' serisiyle hızlı arabalar da beyazperdede boy göstermeye başladı..Özellikle bu seriyle Vin Diesel,Michelle Rodriguez ve ufaktan Dwayne Johnson'ı daha çok tanıyıp,daha çok sevdik.Hem araba hayranlarının,hem aksiyon hayranları için,hem de yeni nesil için sıradışı bir seridir ''Fast and Furious''...

                Filme gelelim.Film aynen bıraktığımız ''Rio Soygunu''ndan sonraki hikayeye odaklanıyor.Dominic Toretto ve ekibi Rio Soygunu'ndan kaldırdığı hasılatla günlerini gün etmektedir.Bu arada Hobbs'ta 12 ülkeye yayılmış geniş çaplı saldırılar düzenleyen,eksantrik model arabaları olan bir suç örgütünün dosyasıyla uğraşmaktadır.Bu örgütü bitirmek isteyen Hobbs'ta soluğu Toretto'nun yanında yer alır.''Çivi çiviyi söker'' hesabı bu örgütü bitirmek için Toretto ve ekibinin desteğine ihtiyacı vardır.Toretto ve ekibi de bir takım şartlar karşılığında da Hobbs'a destek olup bu örgütü bitirmek için aksiyon dolu bir yolculukta bizleri de yanında sürüklüyorlar.Ancak bir sorun daha var. Torettto'nun öldü diye bilinen eski sevgilisi Letty'de bu suç örgütünün içindedir.

                Bu sefer ki film aksiyon severleri epey bir tatmin edecek derecede.Bu sefer Tokyo sokaklarında gördüğümüz Drift'ler,sokak yarışları yok denecek kadar az.Quentin Tarantino'nun B filmlerine saygı nieliğindeki ''Death Proof'' tarzı arabalı aksiyonları ve dövüş filmlerini sevenler için yapılmış bir Fast and Furious filmi...


             
BURALAR SPOİLER,İZLEMEDEN OKUMAYIN DERİM...
                 



              Mia,Brian O Connor'la evlenmiş,çocukları olmuştur.Haliyle de Toretto da dayı.Ama Rio Soygunu'nda kaldırdıkları hasılatla günlerini günde etseler,aranıyorlar.Hobbs bunları istese anında kodese tıkar.Ama yukarıda bahsettiğimiz gibi,12 ülkeye ayrı ayrı saldırılar düzenleyen organize çelik alaşım modifiyeli arabalı saldırganlar her yaptıkları saldırıda adlarından sıkça söz ettiriyorlar.Bu iş askeri örgütleri de hedef aldığından Hobbs'u da ilgilendiriyor.Modifiye arabalı ya.Hemen Toretto ve ekibini eliyle koymuş gibi buluyor ve yardım istiyor.Bizim Toretto da az uyanık değil.Hobbs'a destek olacağını söylüyor ama bir şartla...Eğer Hobbs,Toretto ve ekibi için uygun bir af dosyası hazırlatıp onları özgür bırakırsa,Toretto ve ekibi de ona seve seve yardım etmeyi istiyorlar.Ama bu modifiye arabalar ve örgütün içinde Letty'nin de olmasıyla görev Toretto ve ekibi için iyicene kişisele dönüşüyor.



                     Evet bu heyecanlı ve hız dolu yolda yine hızına yetişemeyeceğiz arabalar var.Ama bu sefer ''Sür ya da öl'' mantığıyla veya sokak yarışı tarzında değil,soluksuz aksiyon deneyimi için araç olarak kullanılmakta.İzleyenler bilir.Köprü sekansında yaşananlar aynen bu dediklerimi yansıtıyor.Zırhlı aracın içinden çıkan tank,bir arabadan diğerine atlamaya çalışma veya o meşhur köprünün bir yakasından Toretto'nun,bir yakasından da Letty'nin atlayıp;birbirlerini tutup,sonra da tekrar arabaya düşmesi gibi.

                      Yeni ve eğlenceli sahneler de yok değil.Mesela Vin Diesel ve Dwayne Johnson'ın suç örgütüne karşı çıkardıkları kavga yeri geliyor güldürüyuor,yeri geliyor nefesleri kesiyor.Vin Diesel'in iri kıyım herifin tekine attığı uçan kafa ve Johnson'ın havada uçup yumrukla karşılık vermesi gibi hem güldüren,hem de nefesleri kesen sahnelerden.Bu sahneler literatüre girer mi bilemem ama filmin en eğlenceli sahneleri diyebiliriz.


SPOİLER BİTTİ...ELEŞTİRİYE DEVAM


                    Bu yazın öne çıkan eğlence ve aksiyon dolu yapımlarından olan ''Lone Ranger'' ve ''Red 2'' ye göre eğlence ve aksiyon dozu daha çok Fast and Furious 6,hız kesmeyen aksiyonu,unutulmayacak kavga ve atraksiyon sahneleriyle bu yazın en iyi aksiyon filmi diyebilirim.Sırf sokak yarışı için izlenecekse izlemem diyenler için bu seri yarıştan ziyade aksiyonunu ön plana çıkartıyor çünkü.Yani özellikle aksiyon türünü sevenler için ideal bir film olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum..Şimdiden iyi seyirler dilerim...



Filmin Notu:5/3.5
twitter.com/FilmNotlari




     


                 





        

"Samsara" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Ali Ulvi Uyanık: 'Bir' evrenin 'yeniden doğuş' döngülerinde, insanoğlu için cennetle cehennemin buluştuğu gezegene tanıklık. Benim için muhtemelen, yılın '1 numara"sı! Bin filmin anlattığı, tek bir belgeselde. Saf sinema.

Banu Bozdemir: Samsara'yı ikinci kez izledim, çünkü dinginlik, sabır, tüketim, insanın ıssızlığı, yalnızlığı ve doğanın derinliği üstüne etkili bir yolculuk hali.

Halil İbrahim Sağlam: Hayat üzerine etkileyici bir meditasyon, "Baraka" kadar güçlü bir görsel şölen. Tamamen diyalogsuz, salt görüntünün ve müziğin gücünden beslenen bir belgeselin ülkemizde vizyon şansı bulabilmesi müthiş bir şey olsa gerek!

Kültigin Kağan Akbulut: Baraka'nın aynısı. Sadece aradan 20 yıl geçtiği için zerre etkilemiyor.

Çağdaş Günerbüyük: Yeni Baraka Samsara kısaca der ki; çok da şey yapmamak lazım. Ama görüntüler öyle büyü gibi ki, yapsan yaparsın.