Friday, August 2, 2013

Kutsal Motorlar: Bay Oscar ve Şahit Olduğumuz Bir Günü



                      Bilirsiniz,sinemada genel olarak belli başlı kurguya ve senaryoya oturmuş roller,o rollerin üstlenildiği karakterler vardır.Sonra o karakterlerin seyirciye hitap etmesi için daha gerçekçi tasarlanmış bir hikayesi vardır.Kompozisyon mantığında başı,sonu belli olan,giriş-gelişme-sonuç üçlüsüne sonuna kadar bağlı kalan bir olay örgüsü vardır.İşte ''Holy Motors'' (Kutsal Motorlar) da bu anlayışı tamamen bozuyor ve yeni bir yol açıyor.

                 
                      Film hafiften kafa karıştıran ve soru işaretleri bırakan bir sahneyle açılışı yapıyor.Bu sahnede sinemanın Dünya'daki değerini de ve saygısını da görüyoruz ironik olarak.Bundan sonra ise Bay Oscar'ın ezber bozan bir limuzin seyahatine tanıklık ediyoruz.Kendisi günde en az 6 tane randevu yapan kalifiyeli bir oyuncu.Limuzinden her indiğinde farklı rollerde görüyoruz Bay Oscar'ı.Yürümekte sıkıntı çeken yaşlı dilenci teyze,ne bulursa midesine götüren zombi ve Notre Dame'ın kamburu karışımı bir kaçık,kızıyla arası limoni olan bir baba,Avatar tarzı filmlerde ''motion capture'' almada kullanılan bir adam, akordion çalan bir sokak çalgıcısı,ölüm döşeğinde bir adam ya da bir katil ve hatta katil tarafından öldürülen mağdurun ta kendisi.Bu rollerin tek ortak noktası ise hemen aşina olmamız.Çünkü en ünlü,en sıradışı Oscar'lı Hollywood filmlerinde genelde bu roller bizi mest eder.İşte bu filmde bu efsanevi rollerin arka yüzünü de görmüş oluyoruz.Özellikle ''motion capture'' sahnesinde bunu çok daha iyi anlayacaksınız.


                    Film izlenirken aslında bizim gözümüz filme göre kamera objektifi işlevi görmekte.Yani Bay Oscar rolünü oynuyor ama aslında onu görmediğimiz bir kamera çekiyor.Küçük boyutlarda çekilen kameralar.Filmde bu da anlatılıyor.Ama her ne kadar öyle olsa da dediğim gibi buradaki objektif sizin gözünüz.Ve filmle ilgili ne gördüğünüz.


                    Filme içerikten çok nasıl bir üslup ve anlatımla yaklaştığına bakmak lazım.Açıkçası burada apaçık ortada olan acı bir gerçek var.Çoluğu,çocuğu,eşi ve bir hayatı olan,mal-mülk-servet üçlüsünden her birine sahip olsa da hayatını hep karton duvarlarda yapay mekanlarda yaşayan oyuncuların gerçeği.Her gün envai çeşit saçma veya gerçekçi role giren,şan ve şöhrete sahip olsa da bu güzelim hayatın nimetlerinden,zevklerinden doğru düzgün yararlanamayan oyuncuların gerçeği.Kısacası kendi hayatını yaşayamayan oyuncuların acı gerçeği...Ve bu bizim ülkemiz başta olmak üzere bütün Dünya'da böyle maalesef.


                   Filmin estetik açıdan ki zevkine gelirsek.İşte filmin 32.İstanbul Film Festivali gibi birçok nezih organizasyonlarda bu kadar sevilmesinin ve yoğun talep almasının nedeni.Yönetmen Leos Carax bu filmde daha önce yapılmayan bir deneyim sunmuş bize.Sınırları aşmanın ve özgür olmanın aslında sinema açısından işte bu kadar kolay,işte bu kadar anlamlı olduğunu göstermiş..Tabi bunu başta Denis Lavant olmak üzere filmde seçtiği oyuncuların da katkısının olduğunu söylemek lazım.Sonuç olarak sinemanın her zaman belli bir olay örgüsüne,aşina olduğumuz basmakalıp senaryo ve rollere her zaman ihtiyaç duyulmadığını vurgulamış.Ve bu filmi izleyen seyircilere birtakım ortak noktalar da olsa film hakkında farklı fikirler edinmesini sağlamış.Yani filmden alıntı yapacak olursak: ''Güzellik görenin gözündedir''...


                   Holy Motors, oyunculuk,sinema ve tv sektörüyle ilgilenen/anlayan kişilerin ve tabi ki sinefillerin mutlaka izlemesi gereken bir başyapıt.Eksantrik bir anlayış var çünkü elimizde.Ve muazzam geçiş sahneleri.Bu sahneleri izleyenler benim gibi belki ''İşler Güçler'' in ilk bölümlerdeki geçişlerini hatırlayabilir.Tabi buradaki geçişler daha farklı.


                  Üzücü olan tek şeyse bu muhteşem şaheserin Türkiye'de sadece İstanbul'da Cinemaximum bünyesinde 4 AVM salonunda oynaması.Demem o ki bir an önce vizyondan kalkmadan izlemeniz...




Filmin Notu:5/5
twitter.com/FilmNotlari








           



             

No comments:

Post a Comment

Ne Gelmiş?