Wednesday, August 28, 2013

"The Mortal Instruments: City of Bones" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Ali Ulvi Uyanık: Çekici bir şiddete, zarif ve büyüleyici bir atmosfere, 'ince' bir cinselliğe sahip. Genç sinema seyircisinin büyük perdede ulaşmak istediği hazları barındırıyor.

Halil İbrahim Sağlam: Edward, Bella ve One Direction gençliğinin hormonlarını tavan yaptırmaya oynayan bir imaj filmi. 

Seçil Toprak: Hedef kitlesi 12-15 yaşı memnun edebilecek bir film. Devamı muhakkak. Yalnız Lily Collins'in devamlı hafif aralık dudaklarıyla erotizm yakalanmaya çalışılmışsa da boş.


Tuesday, August 27, 2013

"The Conjuring" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Müjde Işıl: Paranormal olayları sahte belgesel ve buluntu film formatında izlemekten bıkanlara, 'testereci' James Wan'ın The Conjuring'i iyi gelecek.

Banu Bozdemir: Türün sevenlerine klasik ve başarılı bir korku deneyimi sunuyor.

Halil İbrahim Sağlam: Bir miktar hayal kırıklığı yaratsa da şimdilik 2013'in en iyi korku filmi. 70'ler atmosferi ve James Wan faktörü öne çıkıyor.

Seçil Toprak: Yarattığı atmosfer ve dönem filmi olarak dikkate değer bir film. Korku nüveleri filme iyi yedirilmiş. Gerilimi hep yukarıda tutmayı başarıyor. Konu itibariyle pek çok filmle karşılaştırılacaktır tabii. Exorcist benim için tepe noktadır, onu geçmiyor.

Utku Ögetürk: Son zamanların tartışmasız en iyi korku filmi. Türün hayranlarını mest edecek.

Kerem Akça: James Wan tekinsizliğinden güç alan iyi çekilmiş bir korku filmi.

Hilal Çetinder: The Conjuring, yine dinle besleniyor ve inanç her şeyin önüne geçiyor, doğal olarak!

Güzin Tekeş: Korku klişelerini iyi kullanan bir film ama boşlukları var. Finali de korku türüne hakim olanları tatmin etmeyebilir. 

Numan Serteli: The Conjuring için yılın en overrated filmi diyebilir miyiz? Kesinlikle evet! En büyük sponsorunun Vatikan olma ihtimali? Yüzde yüz!


Monday, August 26, 2013

"Bait" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Kerem Akça: Üç boyutlu katil köpekbalığı filmlerinin bir yenisi. Ama Shark Night ile karşılaştırılınca çok sönük kaldığını söylemeliyiz.

Ali Ulvi Uyanık: Avustralya üretimi, "tanıdık" ama profesyonel bir iş. Merak etmeyin, çekimlerde hiçbir köpekbalığına zarar verilmedi! Önerimdir.

Banu Bozdemir: 3D teknik olarak başarılı, konu olarak pek yeni bir şey beklemeyin. Köpekbalığı gerilimi yaşamak isteyenlerin tercihi olabilir yine de.

Friday, August 23, 2013

"Ginger & Rosa" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Kerem Akça: 60'lar Londra'sına bir bakış niyetine izlenebilir belki. Ama politika-sinema-kadın üçgenini iyi değerlendirdiğini söylemek zor.

Banu Bozdemir: Kadın dünyasının değişen sınırsızlığını sorgulayan bir film yapmaya çalışmış Potter. Politika kimi zaman arka planda kalıyor ama yine de kişilik halleri üzerine sorgulatıyor, ben hangisine yakınım diye düşünmüştüm... cevap ikisi de!

Hilal Çetinder: Dönem ve politik yanı bir tarafa, çok enteresan karakter/kişilik keşfi sunuyor. Her biri nev-i şahsına münhasır karakterler... Ya da benim ilgimi çeken daha çok bu yanı oldu, müthiş bir "davranış" keşfine çıktım sanki.

Halil İbrahim Sağlam: Sally Potter'ın senaryo üzerine çok düştüğü belli. Savaş korkusu, psikolojik travma ve büyüme üzerine nokta atışları var. Tıpkı hayat gibi birbirinden farklı karakterler geçidi sunuyor. 15 yaşındaki Elle Fanning'in müthiş performansı ise ümit verici.

Thursday, August 22, 2013

"Cinayet Tezi" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Meriç Melike Softa: Karizmatik Ricardo Darin'le, iyi çekimlerle ve kafa kurcalatan senaryoyla hoş olmuş. Psikolojik gerilimi özlemişim.

Halil İbrahim Sağlam: Özlemini duyduğum bir polisiye gerilim olmuş. Klas kamera kullanımı, çok iyi kotarılmış disko sahnesi ve Ricardo Darin karizması...

Banu Bozdemir: Sıkıcı görünebilir ama dedektiflik yapmayı beceren bir film olmuş, hezeyan ve gerçek arasında kalsak da Ricardo Darin'le hafifledik.

Müjde Işıl: Hazır cevaplar sunmayıp seyircileri kendi tezlerini yazmaları için uğraştırması takdire şayan ama sonunu getiremiyor.

Seçil Toprak: Ricardo Darin'in varlığıyla nefes alan bir film. Akrabalık bağları bulunan öncüllerinden de besleniyor. Yarattığı iki tiplemeyle bir yandan The Conversation, diğer yandan Primal Fear havası taşıyor.

Hilal Çetinder: Arjantin yanıltmadı yine. Haftaya vizyona girecek Cinayet Tezi ama daha çok Ricardo Darin ilgiye değer.

Ali Ulvi Uyanık: Emekli avukat, bizlere gerçeği, yalnızca gerçeği söylese de, inanmakta neden bu denli zorluk çektik acaba? Çok zeki film!

Kerem Akça: Haftaya vizyona girecek Cinayet Tezi, iyi çekilmiş ama çok tanıdık bir polisiye seyirliği vaat ediyor.

Wednesday, August 21, 2013

"The Possession" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Banu Bozdemir: Possession gibi şeytan çıkarma filmleri bir de gerçek hayat esinlenmesi demiyor mu, iyice iğreti oluyorum.

Ali Ulvi Uyanık: Evet, tanıdık öykü. Fakat özellikle çocuk oyuncularından müthiş performans sağlayan yönetmen sayesinde dikkat kesiliyorsunuz. Görüntü yönetmeni Dan Laustsen'in, olayların nabız atışlatını tutan ve seyirciyi odaklayan kadrajlarıyla öne çıkıyor.

Halil İbrahim Sağlam: Ole Bornedal, The Possession'da bir nevi Hasan Karacadağ'lığa soyunmuş. Ne var ki Bornedal, Karacadağ'dan kat kat daha iyi bir yönetmen. Klasik şablonuna rağmen özenli sinematografisi, başarılı müzikleri ve oyuncu yönetimiyle vasatın üzerinde bir şeytan filmi. Ama senaryosundaki mantık hataları ve boşluklar filmin gücünü düşürüyor.

"Grown Ups 2" Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Kerem Akça: Büyükler 2, ilk film için attığım "Kaba komedi de bir sanattır!" başlığını kanıtlamak için üretilmiş gibi sanki.

Banu Bozdemir: Zorlama esprilerle güldürmeye çalışıyor ama ilkinden daha iyi gibiydi. Ne kadar iyi olabilirse işte!

Halil İbrahim Sağlam: Grown Ups 2'de akılda kalacak iki şey var. Açılıştaki geyik sahnesi ve "WHAT?" repliği. Gerisi bildiğimiz yılışık, yalapşap komedi anlayışı.

Ali Ulvi Uyanık: Komik mi komik. Bir zamanlar Yıldo'nun çok kullandığı zamir "NE!", yıllar sonra bu filmde karşımıza çıktı ve fena güldürdü!

Gizem Ertürk: Hiç de fena sayılmaz. Bu serinin komedisini, saçmalıklarını ve duygusallığını seviyorum.


Tuesday, August 20, 2013

Planes Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Seçil Toprak: Uçaklar aynı Arabalar, farklı bir şey yok ama eğlenceli. Militarist dokunuşlar olmayaydı iyiydi.

Burak Göral: Basit senaryosuna rağmen bazı hoş esprileriyle, yaptığı akıllı göndermelerle dikkat çeken sempatik bir film... iken öyle bir finalle bitiriliyor ki bir çuval inciri kaldırıp çöpe atmakla bir... Bu zamanda böyle militarist mesajlı bir animasyonu Disney'den beklemezdim hiç...

Halil İbrahim Sağlam: Çok kolay unutulacak bir animasyon. Cars'taki konvansiyonel formül burada da geçerli. Yer yer eğlendiriyor ama o kadar. Finaldeki kör göze parmak militarist mesaj ise akıl alır gibi değil.

Kerem Akça: "Arabalar"la kurduğu bağla samimiyet depolayan ve dünyaya yukarıdan bakmasını anlamlandıran şirin bir bilgisayar animasyonu.

Hilal Çetinder: Uçaklar, kesinlikle sevimli bir animasyon (olabilirmiş). Ama militarist yaklaşımı (özellikle finali) şaşırtıcıydı. Olmasaymış keşke.

Saturday, August 17, 2013

Rio Bravo!



         


                   Howard Hawks'in filmografisine bakıldığında farklı türde,farklı hikayeler kullandığını görüyoruz.Çoğu bilindik filminde Amerikalıların ve Amerikan Film Enstitüsü'nün yere göğe sığdıramadığı oyuncularla çalıştığını görmek aşikar.Humphrey Bogart,Cary Grant,James Stewart ve daha çok bilinen John Wayne gibi....

                   John Wayne, The Searchers ve True Girit gibi klasik westernlerde karşımıza çıkan ve Amerika'ya bağlılığıyla çok sevilen bir kovboy..Bu filmde oynayan diğer oyuncularsa Dean Martin,Ricky Nelson,Angie Dickinson,Walter Brennan ve John Russell oynuyor.

                  Filme gelirsek.Texas'ın bir kasabasında şerif John T. Chance o bölgenin güçlü adamı Burdette'nin kardeşini cinayetten tutukluyor.Şerife destek ve bu mahkuma göz kulak olmakta sakat ihtiyar Stumpy ve kasabanın sarhoşu Dude'a kalıyor.Burdette'de kardeşini geri almak için klasik takas mantığını uygulamak için de Dude'i kaçırıyor.

                   Filmdeki western havası,karakterler,akıcılık neredeyse eğreti duruyor.John Wayne bu filmde huysuz,egoist,bir o kadar kendi çaresine bakabilmeyi adeta felsefe edinmiş bir şerifi oynuyor.Kasabanın sarhoşu Dude ise tam bizim Turist Ömer'i andırıyor.Konuşması değil ama mimikleri,hareketleri ve kıyafet tarzı neredeyse benziyor.Kasabanın topal ihtiyarı rolündeyse emektar oyuncu Walter Brennan oynuyor.Ama oynadığı karakter hem hikaye anlamında,hem de izleyeneni çoğu sahnelerde uyuz edebiliyor.

                    Howard Hawks'in diğer filmlerine göre bu film nerede durur bilemem ama bu filmde ben gerçekten klasik bir western havası yaşayamadım.Filmin yarısından fazlası şerifin ofisinde, anlamsız ve bir o kadar izleyeneni sıkan diyaloglardan oluşuyor.Kasaba atmosferi ve 1959 yılına göre fazla kaliteli olmuş.Bu nedenden ötürü western havasını yaşamak pek mümkün değil:Hiç alışık olmadığımız haydutlar,durağan bar ve diğer tek mekan sahneleri bunlar klasik western anlayışına göre fazla yapay duruyor.Silah ve at sesleri birçok western filmine nazaran daha az durumda.

                      Quentin Tarantino'nun en sevdiği 5 film içinde yer almasına rağmen,hatta Empire Dergisi'nin 2008 yılında hazırladığı 500 film içerisinde yer alan Rio Bravo dönemine göre ve o türün hayranlarına göre ayrı bir yeri olduğu kesin ama ben bu hazzı alamadım maalesef.Ve bunu izlediğimde Leone'nin spaghetti western'lerini bir kez daha neden klasik western'lerden sevdiğimi anladım.


       Filmin Notu:5/2.5
       twitter.com/FilmNotlari



Wednesday, August 14, 2013

Kick-Ass 2 Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Halil İbrahim Sağlam: Kan, şiddet ve espri dozajını ilk filme oranla 3'le 5'le çarpan çok eğlenceli bir devam filmi. Aksiyon ve mizah bombardımanı.

Banu Bozdemir: Komedi ve şiddet dozu bir hayli iyiydi!

Ozancan Demirışık: Beklentilerimi boşa çıkarmadı, sıkı bir devam filmi!

Burak Göral: İlk filmin gerisinde kalmış ama yine de karakterleri sayesinde eğlenceli. İlk filmin senaryosu ve yönetmenliği çok daha başarılıydı. 

Kerem Sanatel: Hani Ghostbusters'a bayılmış da yıllar sonra 2.ye sinemada koşmuş, tırıs tırıs dönmüştük ya, Kick Ass 2 de aynı öyle. 

Fırat Sayıcı: İlkinden daha iyi ve katıksız eğlence sunuyor. Mizah aroması da kıvamında.

Seçil Toprak: Moretz'in biraz daha büyümesinden olacak, 1.si kadar rahatsız etmedi beni. Ama yine de bu kadar olağanlaştırılan şiddet karşısında tavrım değişmedi. Üstelik çocukların böyle bir şiddete malzeme gibi kullanılmaları da rahatsız edici. Filmi eğlencelik olarak görücüye çıkarsalar da içerdiği ırkçı yaklaşım kulak arkası edilmemeli.




Tuesday, August 13, 2013

Percy Jackson Sea of Monsters Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler



Ali Ulvi Uyanık: Fantastik serüven içinde, mitolojiyi, cazip biçimde ve merakınızı canlı tutarak kullanan aile filmi. Sevdim.

Banu Bozdemir: Bazı filmler tek amaç için bile cazip olabilir. Percy Jackson: Denizler Savaşı'nda bir ağacı yaşatabilmenin mücadelesi ön planda! Anlatabildik mi?


Güzin Tekeş: Beklentinizi düşük tutarsanız Percy Jackson gayet eğlenceli fantastik bir film.


Naz Emel Berber: Percy Jackson ilk filminde hayal kırıklığıydı ama serinin devamı Canavarlar Denizi'nde epeyce yol kat etmiş. Ama mesaja dikkat elbette. Mitolojik temelli hikayesiyle Batı kaynaklarına yapılan bir güzelleme aynı zamanda. 

Jobs Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler




Müjde Işıl: Ya izlediğim bir film değil, zira bir karakter ancak bu kadar karaktersizleştirilebilir, ya da Jobs hiç var olmadı.

Banu Bozdemir: Jobs bu filmi görse kendinden nefret ederdi!

Burak Göral: Nerde "The Social Network" nerde "Jobs"... Üzgünüm ama film Steve Jobs'un bilgisini, yeteneğini ya da herhangi bir başarısını ya da zaaflarının temelini göstermek konusunda başarısız bir film...

Halil İbrahim Sağlam: 'Net' kötü bir biyografi. Karikatürize bir Ashton Kutcher, vasat bir senaryo, Tv filmi sinematografisi ve abartılı müzik kullanımı. Ceza olarak Joshua Michael Stern'e "The Social Network", Ashton Kutcher'a da Daniel Day Lewis'in "Lincoln"daki yürüyüşü 100 kez izlettirilmeli!

Hilal Çetinder: Bu kadar estetik düşkünü bir adamı dosya sıkıştırır gibi, üstelik yanlış değil belki ama eksik anlatmak estetik olmamış tabii.

M. Serdar Kuzuloğlu: Jobs filmi olmamış. Olayları bilene yavan, bilmeyene sıradan. Fanboya bile tat vermez. Lezzetsiz cipetpet.

Ali Ulvi Uyanık: "Jobs", bir Tv filmi havasındaydı. İnsani öze yeterince odaklanmadan, daha çok teknik/ticari ayrıntılarıyla meşgul etti.

Seçil Toprak: Jobs muhtemelen bu yılın en kötü biyografik filmi. Kopukluk, sarkan bölümler ve muhteşem (!) bir müzik kullanımı. Steve Jobs'u bu filmle tanıyacaksanız adamın tam bir bencil olduğunu çıkarabilirsiniz filmden. Gerçeği ne olursa olsun Jobs son derece kötü yönetilmiş, oynanamamış, sıradan bir Tv filmi havasında. Gereksiz uzun bir de.

Gülhan Düzgün: Bir devrim yapıp, dünyayı değiştiren adam böyle mi anlatılır? O masum tebessümüne kurban olurum diyenlerdenseniz, Jobs sizi çok üzecek.



Tuesday, August 6, 2013

Ne Çektin Be Wolverine!




                    Eleştiriye başlamadan önce şunu söylemek lazım. Wolverine,çizgi romanlardan uyarlanan filmlerdeki süper kahramanlar içinde en çok zarar gören.,en çok darp edilen,en çok yaralanan,en çok aykırı olan,en çok ötekileştirilen/dışlanan,en çok aşağılanan ve haliyle en çok acı çekeni...O yüzden bu yazıya Vasfiye Teyze'nin(Yalan Dünya dizisinden)  pelesenk repliğiyle başlamak en uygunu sanırım.Zaten filmi her izleyen eleştirmen ve sinemasever de bu repliği Wolverine'e daha uygun bulmuş durumda...


                      Wolverine'in bu serüveni herkes başka bir oynadığı filmi söylese de en doğrusu ''X Men:First Class'' filminin devamı niteliğinde bir film.Çünkü o filmde Logan bu filmde ilk rastlayacağımız tipiyle ve aynı mekanda karşımıza çıkmıştı.Ama Jean'le ilgili gördüğü rüyalar da ''X Men:Last Stand'' filmine ait göndermelerde bulunuyor.

                       Filmin konusuna gelirsek.Açılış sekansının Nagazaki'de geçmesinden dolayı 2.Dünya Savaşı'nda Wolverine,geçmişte Yashida adındaki bir japon askerini kurtarmıştır.Bu askerde zamanında şirketler,reklamlar cart curt baya Tokyo'yu satın alacak duruma gelmiştir.Ama gel gör ki bir ayağı da çukurda.Yıllar sonra geçmişte yaptığı bu iyiliğinden mütevellit Logan'ı görmek istiyor ve onu öğrencisi Yukio vasıtasıyla Tokyo'ya davet ediyor..Logan'a bir teklifte bulunuyor.Ona teklif ettiği şeyse,Logan'ın adamantium sayesinde elde ettiği,bir o kadar da acı çektiği ölümsüzlük ve iyileştirme özelliğini ondan alıp kendi vücuduna enjekte edilmesi..Logan kabul etmeyince,bizimki gözlerini yumuyor öbür hayata.Hal böyle olunca da miras davası,peşlerindeki tehlikeli Japon tetikçileri ve Wolverine'in adamantiumunun peşinde olmak isteyen Viper gibi bir sürü belanın ortasında Wolverine'in neler çektiğini görüyoruz.


                    Şimdi bu bir çizgi roman uyarlaması.Nolan'ın Batman'i daha sahici uyarladığını biliyoruz.Ama Marvel Comics'in uyarlamalarında ne kadar uygun yansıtılmış beyazperdeye....İlk kıstasımız bu.Çizgi roman havasını veriyor hatta biraz manga hissi de yaratıyor.Yalnız tek sorun var.Bu aralar her Marvel filmlerinde rastlanan bir hata.Rastgele seçilen,bahsedilen kahramanın evreninde geçmeyen kötü karakterler.

           BURALAR SPOİLER.DİKKKAT!

             


               



                          Kötü karakterler olarak 2 kişi var zaten.Biri Gümüş Samuray,diğeri de Viper.Filmde asıl kötü şudur diyemeyiz ama hepsinin belli bir konumu ve eksikliği var.Gümüş Samuray X Men evrenindeki kötülerden.Bu doğru.Olayın Tokyo'da geçmesinden dolayı daha uygun kötü karakter bulunamazdı sanırım.Ama tek eksiği Gümüş Samuray'ın fena halde Transformers'a benzer şekilde tasarlanması.Bu da filmin ancak oyuncak satışında işe yarar.Ama orijinal çizgi romanına göre Gümüş Samuray'ın asıl yüzünde de Harada'yı görmemiz gerekirdi.Yashida değil.Demişler,.başka da adam yoktu zaten.Onu da araya sıkıştırmışlar.

                       Gelelim diğer kötü karakter Viper'a. Türkçe çevirisiyle engerek oluyor.Çizgi roman uyumu açısından bakıldığında Viper,eli ağır silah tutan,tetikçi kadın karakter.Ve X  Men evreninde değil,Avengers'da yer alan,ve o kadar da ezeli olmayan bir rakip o kadar.Filmde karşımıza çıkansa Poison İvy vari,Toad'un ( X Men evreninde Magneto'nun mutantlarından) bütün pis ve zehirli gücünü emmiş bir mutant kadın duruyor.Yani çizgi romandakiyle zerre alakası yok.Poison İvy'nin daha cool takılan versiyonu olan bu filmdeki Viper ne kadar filmde fazlalık oluştursa da performansına alışılıyor.Seksi olduğu da söylenebilir gayette.Ayrıca Wolverine'in adamantiumunu almak isteyen o kadar mutant dururken X Men aleminde boşluğu Viper'la doldurmak Marvel dünyasından baktığımızda mantık dışı.Hele son sahnede gerçek yüzünü gösterdiği kısım karakterden tam anlamıyla soğumamıza neden oluyor.Filmde fazlalık oluşturması yetmezmiş gibi,seksi cazibesini kaybettiğini görmüş oluyoruz filmde.Bunun nedeni Totall Recall,Zor Ölüm 4 gibi vasat aksiyonların kalemi Mark Bomback olmasından kaynaklanıyor.Bu filmde de senaryoda yine Bomback'in olması yüzünden  bazı kopukluklar var.Uyum sorunu başta tabi...


  SPOİLER BİTTİ.ELEŞTİRİYE DEVAM!




                   James Mangold'un unutulmaz 3:10 Yuma Treni'nden sonra filmografisi içinde bir yere koymak zor olabilir belki ama ben filmi beğendim.Çünkü japon kültürü filmde çok iyi sentezlenmiş.Tabi japon aksiyonu da amerikan aksiyonlarıyla harmanlanmış bir şekilde bize gayet güzel sekanslar çıkartıyor.Senaryo konusunda ise dediğim gibi özellike orijinal çizgi roman uyumuna göre belli başlı kopukluklar var.Ama aksiyon sahnelerinde düello sahneleri ve tren sekansını iyi bulduğumu söyleyebilirim.

                    Oyunculuklara gelirsek.Hesaplamalarım doğruysa 6.kez Wolverine'i Hugh Jackman oynuyor.Bu kadar özel karakterlere Hollywood'dan her zaman şap diye adam bulunmaz.Ama Hugh Jackman Wolverine için biçilmiş kaftan adeta.Mimikleri,duruşu,hareketleri aynen Wolverine'i yansıtıyor.Bu filmde de bunun fazlasını görüyoruz zaten.Diğer rollerde başarılı.Özellikle Yukio karakteri için ''Rila Fukishima'' iyi düşünülmüş.Temposu düşmeyen bir oyunculuğu var çünkü.Filmin seksi ve öldüren cazibesiyle Viper'ı konuşturan Svetlana Khodchenkova'ya gelirsek.Adından da anlaşılacağı üzerine tam bir Rus güzeli.Filmde de bunu fazlasıyla gösteriyor.Oyunculuğu filmde güzel ama Viper'a uygun değil.Aslında filmde uyarlanan Viper tamamıyla uygun değil zaten.Dediğimiz gibi orijinal hikaye Marvel Comics'in anlayışına zıt düşen bir tasarımla senaryoyla eklenmiş.

                       Marvel Comics evrenini ve haliyle uyarlanan filmlerine sevenler,Wolverine' e hayran olanlar,japon sineması,amerikan sineması ve tam anlamıyla aksiyon sevenler bu filmi de sevecektir.Çok büyük beklenti olduğunu düşünmüyorum.Orta karar seyirlik bir Marvel filmi ama hala büyük beklenti içinde olan varsa bundan vazgeçsin derim.


NOT:Filmi 3D izleyecekseniz Xpand 3D ile izleyin.Başka türlü iyisini bulacağınızı düşünmüyorum çünkü.Wolverine'in demir pençelerine kadar her şey gözünüze,ağzınıza girecek kıvamda.Ve film bittikten sonra böyle yönetmen,oyuncular falan son jeneriği bekleyin.Yeni X Men filmi için sürpriz bir sahne var.


Filmin Notu:5/3.5
twitter.com/FilmNotlari






                    

                      








                   

Monday, August 5, 2013

Red 2:Emekliler Avrupa'da...





                     Zengin bir kadro,çoğu sinemasevere göre her zaman bir filmde senaryodan önce gelmektedir.Bu aynı bir kitabı almadan önce kapağına bakmakla aynı mantıkta.Afişte tanıdık yüzler varsa o filmi izlemeye hemen tav oluyorsunuz.Tabi bunun sonucu da genel olarak hüsran ve büyük bir vasatlıkla bitiyor.Sebebi çok basit.Bul bir basit senaryoyu,ekle ünlü oyuncuları.Ama her zengin kadrolu film için bu geçerli değil


                      Red 2, de bu vasatların arasına girmeyen filmlerden.Evet filmin yapısı daha çok ''The Expendables'' gibi dursa da burada bir çizgi roman uyarlaması var.DC Comics'in çokta popüler olmayan R.E.D.( Emekli Ama Tehlikeli) biraz da Bruce Willis sayesinde beyazperdede popüler olmuş durumda.


                     Filme gelecek olursak,önceki filminden hatırlayın.CIA,artık pek bir işleri kalmayan emekli ajanlarımızı yok etmeye çalışıyordu.Bu filmde de hem buna benzer bir mantık var hem de klasik ''bombayı imha et,dünyayı kurtar'' havasında bir James Bond aksiyonu var.M16 denen gizli bir örgüt Frank Mosses'ın bir sürü suç işlediğini sanmaktadır ve yine aşina olduğumuz gibi onu yok etmek istiyorlardır..İnterpolün kulağına bile gitmiş ki,kendisi en çok arananlarda.Bunun yanında Soğuk Savaş Dönemi'nde Sovyet savaşından kalmış ve farklı bir maddeden yapılmış ''Nightshade'' (it üzümü) diye tabir edilen gizli bir bomba Dünya'mızı tehdit etmektedir.Bizim emekli tayfa da bir yandan M16'dan kurtulmaya çalışıyor,bir yandan da bu Nightshade'i bulmak için Avrupa kıtalarında tanıdık ajanlarla ve teröristlerle mücadele ediyor.


                   Film iki kısma ayrılmış.İlk kısım yine ilk filmdeki aksiyon ve kahkaha dozajını burada 2 katına çıkartmış sanki.O yüzden bu kısım filmde asıl umduğunu bulanlar için.İkinci kısım ise yerini bazen slow motion bazen de takip edilmesinde zor olan hızlı bir aksiyona bırakıyor.Yani film her şekilde izleyeneni tatmin ediyor.Tek eksik bu kadar sürükleyici aksiyonun ardından erken bir final yapması.Hem de bu finalin artık genelinde her aksiyon filminin finalinde rastladığımız 'ters köşe' mantığıyla yapılması eksikliği daha arttırmış durumda oluyor.


                       John Malkovich,filmin başından beri kendini göstermeyi ve izleyenleri eğlendirmesini biliyor.Hatta Willis'le olan diyaloglarına gülmemek elde değil..Helen Mirren de aynı şekilde.İlk filmdeki aşina olduğumuz karakterini yine iyi sentezlemiş ve bunu da bize gösteriyor.Mary Louise Parker ilk filme göre daha aktif ve en az bu ikisi kadar komik.Catherina Zetha Jones bazı sahnelerde o makyajın içinde çökmüş gibi gözükse de yine eski cazibesini ve oyunculuğunu koruyor.Anthony Hopkins'in kaçık ihtiyar rolü iyi ama yer yer Hannibal Lecter'ı hatırlattığını söyleyelim.Neden bu karaktere benzettiğimi söylemeyeyim,filmi izlediğinizde anlayacaksınız.


                    Açıkçası Bruce Willis ve Jason Statham tarzı salt aksiyon filmlerini çok izlediğimi söylenemez.Ama Bruce Willis Frank Moses tarzı hem eğlendiren,hem de aksiyon dozunu veren rolleriyle gelirse tutumumun değişeceğini düşünüyorum.

                        Yer yer birtakım James Bond klişeleriyle doldurulsa da(arabayla kamyonun altına girip,helikopterdekini mıhlama,kıtadan kıtaya atlarken yapılan çizgi roman geçişi) ilk filmine göre daha iyi bulduğumu söyleyebilirim.En azından fazla yüzeysel değil.Aksiyon ve kahkahayı bir arada sevenler için ideal bir devam filmi.Arkanıza yaslanın,ve kendinizi keyfilendirmeye bakın.İyi seyirler...

NOT:Filmi izlemeden önce mutlaka ilk filmi izleyin.Genel olarak devam filmlerinde önceki filmlerine ait hatırlatmalar olurdu.Ama bu filmde bu olmadığından ve bunu dikkate almayanların kafası karışmıştır bazı yerlerde...

Filmin Notu:5/3.5
twitter.com/FilmNotlari


The Heat Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler




              Ali Ulvi Uyanık: ''The Heat''.Komik... Çok komik! Durum,söz,hareket komiklikleri tavan yapıyor.Sadece yetişkinler için tabii.

               Müjde Işıl: Recep İvedik mizahı bana ne kadar uzak ise ''The Heat'' tarzı Amerikan güldürüsü de o kadar uzak...İngiliz mizahı gönlümde bir numarada,daima...

                 Hilal Çetinder: ''The Heat'', 'Başın belada değilse işini iyi yapmıyorsun demektir' diyor bir yerlerde.Bu ters mantık bugünlerde daha mutlu ediyor insanı.

                   Kerem Akça:Son dönemin en acemi ve kolaycı Hollywood komedilerinden Bridesmaids'in yönetmeni Paul Feig, The Heat'te de bildiği yoldan şaşmamış.

                     Banu Bozdemir:The Heat/Ateşli Aynasızlar net kaba komediden ilham alıyor ve özellikle Melissa Ann McCarthy,canlandırdığı Mullins karakteriyle Recep İvedik'liğe soyunuyor :)

American Hustle 27 Aralık'ta Sinemalarda...


American Hustle (2013) Poster

1970'lerde geçen gerçek bir hikayeden uyarlanan filmde,Melvin Weinberg isimli usta bir dolandırıcı,genç ve yetenekli bir FBI ajanı olan Jimmy Boyle tarafından yakalanır.Melvin Weinberg'ün hüküm giymemesinin tek bir yolu vardır: FBI tarafından kendisine teklif edilen muhnirlik teklifini kabul etmek.... Weinberg, FBI'ın üst kademeli yöneticilerinden gelen bu teklifi kabul eder.Görevi ise kendisi gibi usta bir şekilde dolandırıcılık yapan kimi insanları teşhis etmektir.Ajan Jimmy Boyle ve çalışma arkadaşları tarafından hazırlanan plana göre, bir kumar cenneti olan Atlantis City'de ünlü kumarcıların katıldığı geniş çaplı bir oyun organize edip içerisinde politikacıların da bulunduğu bu zümrenin sırlarını ifşa edeceklerdir.Başlarda son derece masumane görünen bu plan, zamanla değişime uğramaya başlar.Neticede bu süreç, Melvin ve FBI arasında güven dengelerinin sarsıldığı bir dönemece girer.




                         
                              Filmin yönetmenliğini ''Silver Linings Playbook'' filmiyle senenin en ses getiren yapımlarından birine imza atan ve bu filmle iki dalda Oscar'a aday gösterilen ve David O. Russell üstleniyor.Yıldız oyuncularıyla dikkat çeken filmin oyuncu kadrosunda Bradley Cooper,Christian Bale,Amy Adams,Jeremy Renner, bu senenin en iyi kadın oyuncu Oscar'ını alan Jennifer Lawrence ve usta aktör Robert De Niro yer alıyor....


                         

Sunday, August 4, 2013

Anchorman:Ron Burgunsdy Efsanesi




                     Adam McKay'in filmografisine baktığımızda düşük bütçeli ucuz komediler yaptığını görüyoruz.Ve filmlerinin başrol olarak genelinin Will Ferell'dan oluştuğunu söylemek mümkün.

                      Ama istisnai durumlar da yok değil.Bu istisnalardan biri 2004'te yapılan ''Anchorman:Ron Burgunsdy Efsanesi'' adlı komedi filmi.Yönetmenliğini yine Will Ferell'a sahip çıkan Adam McKay üstleniyor.Ve yine başrolde Will Ferell var.Tabiki Steve Carell ve Ben Stiller gibi komedi oyuncularının da olduğunu belirtelim.

                    Filme gelecek olursak, her bir kanalın popüler bir anchorman'ı (erkek haber sunucusu) olur.Bizde kaybettiğimiz Kanal D'nin Mehmet Ali Birand'ı veya Show'un Ali Kırca'sı gibi.San Diego'nun da Channel 4 adlı tv kanalında bu kanalın haberlerini sunan San Diego halkının çok sevdiği bir anchorman var.Adı Ron Burgunsdy. Tabi her haber programının muhabiri,spor bülteni ve hava durumu kuşağı olur.Ron Burgunsdy ve bu bahsettiğimiz kuşakları sunan arkadaşları günü gün etmektedir.Birçok rakip kanalın haber programlarının da ratingini günden güne düşürmeye devam ediyorlardır.Birden kanala Veronica adında biri ''ancherwoman'' (kadın haber sunucu) için iş teklifinde gelmiştir.Ama bizim Channel 4'ün haber ekibine göre daha önce hiçbir kanalda hiçbir şekilde kadın sunucu değil hep erkek sunucular olmuştur mantığıyla ilk başta diretirler.Tabi ne kadar Veronica bu konuda diretilse de zamanları ilişkileri gelişecektir ki özellikle Ron Burgunsdy ve ikisi arasında.Bu ilişki sayesinde Veronica'da haberleri sunmak için Ron Burgusndy'yi adeta parmağında oynatır hale gelmiştir.Tabi daha sonrasında ikisinin arasında ciddi bir kadın-erkek çatışmasına da tanık oluyoruz.


                  Mesaj kaygısı olmayan,daha çok erotik şakalarla ve belden aşağı küfürlerle yapılmış bazen parodik,bazen kendi içinde uçuk kaçık olan osuruk komedileri maalesef günümüz Türk sinemasında ve Amerikan sinemasında etkisini göstermekte.Ama tüm yılları içine alan bir süreçten bahsedemeyiz.Çünkü diğerlerini bilemem ama benim için kült olan bu komedi hem mesaj kaygısı taşımakta,hem de espri kıstaslarını erotik şakalardan veya osuruk sekanslarından almayıp daha zekice esprilere bırakmakta.


                  Feminizm ve habercilik konusunda gerçekten yüzeysel bir komedi duruyor karşımızda.Oyunculuklar da harika.Hatta Adam McKay ve Will Ferell filmografisinin içlerinde en iyisi diyebilirim. Steve Carell da olmak üzere birçok oyuncunun tam karikatürize olarak tasarlanmış eğlenceli performansları var.


UFAK  BİR  SPOİLER VAR BU KISIMDA.DİKKAT!



             
              Filmi izleyenler bilir.Rakip kanalların bir arada eli sopalı,balyozlu,bıçaklı sunucuların ve muhabirlerin bizim ekibi sıkıştırdıkları sekans unutulmazdır herhalde.Ve oradaki aksiyon sahneleriyse tam bir komedidir.Aslında o sekansta da hem 2004 yılının hem de şimdinin televizyonda ratingin ne kadar acımasız olduğunu,çalışanları nasıl bu kadar ruhsuz ve vahşileştirdiğini  de görmüş oluyoruz.Kelimenin tam anlamıyla bu film tam bir kara komedi,kara mizah yani...



SPOİLER BİTTİ.ELEŞTİRİYE DEVAM...

                  Sonuç olarak,yine hep söyleriz:''Gülmeye ihtiyaç duyduğumuz anlarda''... Bu film size çok iyi gelecektir.Göndermeleriyle,ince mesajlarıyla,komik sahneleriyle ve eğlenceli karakterleriyle kült bir kara komedidir, ''Anchorman:Ron Burgunsdy Efsanesi''



NOT:Dedim ya kült bir filmdir.Ve hayranları da var tabi bu filmin.Genel olarakta belli bir kitleye ulaşarak fenomen oldu ve devamını çekme kararı aldılar.Tarih o kadar uzakta değil.Amerikada Aralık'ın sonlarına doğru,bizdeyse 18 Nisan'da gösterimde olacak Anchorman 2....


Filmin Notu:5/5
twitter.com/FilmNotlari





       

                     
           


             

Sadece Sinema:Hayatı Film Tadında Yaşamaya Devam Edenler İçin




            Televizyon kanallarıını şöyle bir tarasanız sabah ve öğlen kuşağında daha çok kadın programı,çizgi film,klasik filmler ve dizi tekrarları vardır.Arada istisnalar olur tabi.Nedir bu istisnalar.Yaşam veya kültür sanat alanında yapılan programlar.Kültür sanat alanında yapılan programlar yok değil ama hala maalesef yeterli sayıya ulaşmış programlar yok.Ama yinede bu programlardan en göze çarpanı,tabi izleyeni ne kadardır bilinmez: Cinemania,Klak,Gece Gündüz,CNN Türk'te yapılan kültür sanat programları ve şimdi bahsedeceğimiz Sadece Sinema...


              Şimdi CNN Türk ve Gece Gündüz kültür sanat konusunda her alanına yönelebilen programlar.Bizim bahsetmek istediğimiz sinema odaklı programlar.Böyle olunca geriye Cinemania,Klak ve Sadece Sinema kalıyor.Bana sorarsanız bu programlar içinde ''sinema'' odaklı,adından da anlaşılacağı üzerine ''sadece sinema'' ağırlıklı tek program Sadece Sinema.Peki diğer bu saydıklarımızdan farkı ne? Şimdi onlara geleceğim.


               Cinemania'dan başlayalım.Cumartesi sabahları 08:30 gibi Kanal D'de yayınlanıyor.Ömür Gedik sunuyor.Tıpkı bir Güneri Cıvaoğlu kafasında sinema programı.Konuk çağırıyor o haftanın filmiyle ilgili ya da kafasına göre.Mülakat yapıyor.Arada kalan birkaç dakikaya da vizyondakiler ve boz office listesi.Bu açıkçası sıkıyor biraz izleyeni...

                Klak programına gelelim. Klak, Cinemania'ya göre biraz daha iyi.Neden çünkü Cinemania'ya göre fazla mülakat havasında değil.Vizyondakiler kısmını olabildiğince iyi vermeye çalışıyor,arada haftanın filmiyle ilgili kısacık sohbetler ve seçkin eleştirmenlerin o filmle ilgili görüşleri.Ama tek eksik var Cinemania'dan biraz daha iyi olsa da aynı kafadalar.


                Gelelim asıl konumuza.Açıkçası ''Sadece Sinema'''yı öyle yıllardır takip eden biri değilim.Birkaç aydır takip ediyorum.Habertürk gazetesinin sinema yazarı Kerem Akça'nın bu bahsettiğimiz programda eleştiri verdiğini duymuştum.Ve kendisine de saygım olduğumdan merak ettim.Ve programın saatini bekliyorum.Programın içeriği nasıl peki?

                  Efendim,program kendine özgü bir takım profesyonel After Effects programıyla oluşturulmuş gayet hoş bir jenerikle başlıyor.Jenerik biter bitmez karşımıza genelde bir park,bir kütüphane veya bir sinema salonunda güler yüzlü,tatlı ve sempatik bir sunucu duruyor.Adı Ezgi Sütçü.Ankara'da Hacettepe Mezunu Sunuculuk'tan mezun.TRT Haber'in kültür sanat günlüğü ve türevleri tarzındaki programları hazırlıyor ve sunuyor.Ezgi Sütçü,Sadece Sinema programına başlarken ''Sinema'nın gülen yüzü,Sadece Sinema'ya Hoşgeldiniz'' diyerek açılışı yapıyor ve hiç lafı dolandırmadan haftanın filmlerine pas atıyor..Kısa bir vizyon  gösteriminden sonra Ezgi Sütçü,kendine has üslübuyla özdeyişleriyle,şarkı sözleriyle haftanın filmlerinin ne türde olduğunu söylüyor ve bundan sonra haftanın popüler filmlerinin fragmanlarını açıklamalarıyla daha detaylı görmüş oluyoruz.Tabi haftanın en çok merak edilen filmle ilgili de basın gösteriminden çıkan herhangi bir sinema eleştirmeni/yazarından da film hakkındaki görüşlerini alıyoruz.Tabi bunlar mülakat havasında kesinlikle değil.


             Diğer saydığımız programlarla ortak noktaları var tabii.Onlar da olabildiğince haftanın yerli filmiyle ilgili daha fazla detay almak için bizzat kendileri o filmin setini ziyaret edip tek tek oyuncusuyla,yönetmeniyle,kısacası bütün ekiple konuşuyorlar.Bakın dikkatinizi çekerim,bizzat kendileri gidiyor ve konuşuyor.Bahsettiğimiz diğer iki programda bu sohbet tek kişi ve açık oturum havasında oluyor.


               Sadece Sinema'nun bir farklı noktası ise programın sonunda unutulmaz bir klasikten veya günümüz filminden unutulmaz bir sahne veriyorlar ve o sahneyi de açıklıyorlar.Ve program biterken Ezgi Sütçü,yine o nefis sesi ve üslubuyla programa veda ederken ''Hayatınızı film tadında yaşamaya devam edin,Hoşçakalın'' diyerek programı kapatıyor ve bu sanırım bir ilk son jenerikte yapımda emeği geçen kimsenin ismi yok.Yine aynı jenerikle kapanış yapıyor.Bu sanırım biraz alçak gönüllü olmaları ve bunu zevk için yaptıklarını gösteriyor.


               Toparlayacak olursak ''Sadece Sinema'' her cuma önce 13:20'de bir nevi programın demosu niteliğinde daha sonra 18:20'de programın tamamıyla TRT Haber'de.Bu müthiş programın yönetmeni Ferdi Aktaş.Ve daha birçok sayamayacağım isimler (ne olur kusura bakmasın).Kurgusu,yapımı,ışığı,görüntü yönetmeni,sunucusu,fikriyle hatta formatıyla Sadece Sinema'da emeği geçen bütün herkesin eline sağlık..


               Bu program ve bu programı yapanlar sayesinde eminim sizde benim gibi hem haftanın filmleriyle ilgili daha fazla bilgi alacaksanız hem de bir sinefilin temel felsefesi olan ''Hayatı film tadında yaşamaya devam edeceksiniz''.



twitter.com/FilmNotlari

                 

Friday, August 2, 2013

kritik: Red 2 (Mehmet Açar)




                     Bu aslında casus filmi,ajan filmi. Orada yeni bir trend var.Bu çizgi roman uyarlaması da onu takip ediyor aslında.Ne var burda.Büyük devletlerin istihbarat teşkilatlarında çalışan ajanlarla bir anda işleri bitiyor ve onları çöp gibi sistemin dışına atmaya çalışıyorlar.Bu birçok ajan filminde de görüyoruz.Bu Red de de dışlanan yok edilmek istenen ajanlar var.Ve bu ajanların kendi aralarındaki maceraları.Bu ikinci filmde de yine yok edilmek isteniyor Bruce Willis ama bu sefer tek başına yok edilmiyor.Sevgilisi (Mary Louise Parker) ,John Malkovich'in oynadığı karakter, neredeyse bütün dünyanın bütün istihbarat teşkilatlarının bir anda hedefi haline geliyorlar.


                     Aslında hikaye çokta önemli değil.Dediğim gibi entrika çok önemli değil.Burda önemli olan bir kara komedi var bir kara mizah var.Bu çok başarılı bence.Orada onun 2 anahtarı var.Birincisi karakterler.Çok iyi karakterler var.Yani Willis'in canlandırdığı Frank Moses o iyi bence.Keşke Willis hep böyle karakterler canlandırsa.Mary Louise Prker anlatılmaz,hakikaten görülmesi lazım.O kendisinden beklenmedik bir performans sergiliyor.Geçmişte de çok iyi oyuncu olduğunu biliyorduk ama burada da komedi potansiyelini çok iyi açığa çıkartıyor.Malkovich bence giydiği kıyafetlerle giderek ekol bir oyuncu olmaya çalışıyor burda da öyle.Malkovich filmde gerçekten çok eğlenceli.Bu üçlü kadronun dışında kalan yeni oyuncular da öyle.Onların  da çok önemli katkıları var.Helen Mirren çok başarılı,hele bir ''Ben bir kraliçeyim'' dediği sahne var orası harika.Catherine Zetha Jones aynı şekilde.Geri kalan kadro da başarılı.Özetle karakterler çok iyi.Bir de şimdi aksiyon sinemasında yazarlar aksiyonların arasında seyirciyi güldürmek için çok uğraşırlar.Çok çaba gösterirler.Buradaki yazarlar çok başarılı bu konuda yani genel anlamda aksiyon sinemasının ortalama  mizahınının üzerinde bir mizah anlayışları var.

                    
                     Evet demek istediğim hikaye önemli değil,entrika önemli değil ama gerçekten karakterler çok iyi.Onların aralarındaki diyaloglar çok iyi.Çok iyi bir kara mizah dengesi var.O yüzden film eğlenceli.Yönetmeni uzun süredir seyredemiyorduk o yine 2005'te bir komedi filmi çekmişti ''Dick ve Jane İşbaşında'' diye.O filmden beri tv de çalışıyordu.Burada yönetmenliği devralmış ve çizgir roman kökenlerini çok iyi vurguluyor.Çok iyi aksiyon sahneleri çekmiş.Takip sahnesi çok iyi,otomobil takip sahnesini ben çok başarılı buldum.Onun dışında bence gayet mizahı da iyi götürüyor.Sonuç olarak Red 2 bence eğlenceli böyle keyifle seyredilecek bir aksiyon.Gülüyorsunuz birçok film güldürmek istiyor ama bence Red 2 çok iyi güldürüyor.Bunun da en önemli nedeni kendisini belli anlamda politik ve ahlaki olarak da düzgün bir zeminde hareket ediyor.Dediğim gibi ajanlar,o derin devletin çürümüş,yozlaşmış birtakım istihbarat örgütlerine karşı iyiliği,kahramanlığı temsil ediyorlar.O yüzden politik-ahlaki olarak yanlış bir yerde durduğunu da söyleyemem.Keyifli bir eğlencelik sonuç olarak...

                   

Lore Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler





             Gülhan Düzgün: Lore ve Haneke'nin White Ribbon'unu art arda izleyin.Sonra da Agora'dan çıkan Yakın Plan Haneke'nin Beyaz Bant bölümünü okuyun :) Faşizm neydi?

              Banu Bozdemir: Lore savaşın kıyısında yürüyen çocukların yolculuğunu anlatıyor.Nazi dönemine tersine bir bakış,çocuklar olunca her şey bir kez daha ters

               Müjde Işıl: Lore/Savaşın Gölgesinde masumiyetin kaybını ve faşizmin ölümsüzlüğünü bir de Nazi çocuklarının cephesinden anlatıyor.Gerçekten ibretlik.

                Ali Ulvi Uyanık: ''Lore'', Sinema sanatının damıtılmış hali...Elinizi uzatıp temas ettiğinizde dokularını hissedebileceğiniz film.Yılın en iyilerinden!

                Selin Gürel: Ağustos vizyonunun en iyi filmi Holy Motors ise ikinci en iyi de Lore'dir bana göre.Lore'yi gözden kaçırmayın derim.

                 Hilal Çetinder: 'Sinemadan çıkmış insan'ım! Savaşın Gölgesinde (Lore) off of...

                 Kemal Yılmaz: Lore çok güzel filmmiş be yav.

               

Şirinler 2 Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler




                      Banu Bozdemir: Şirinler 2 yeni karakterler katarak öyküsünü geliştirecek gibi gözüküyor bundan sonra

                      Kerem Akça: Şirinler 2, live action tarafının üzerine gitmesiyle çok da sağlam olmayan özünden dahi kopuyor.Serinin ilk halkasının altında.

                      Halil İbrahim Sağlam: The Smurfs 2,ilkine göre daha eğlenceli,derli toplu.Fakat 9 film yönetmesinde rağmen Raja Gosnell'ın hala ''iyi'' denilecek bir filmi yok!

                      Burak Göral: Ben ''Şirinler 2''yi sevdim...Hatta senaryosunu ilkinden daha iyi ve zeki buldum.Çocuklarla eğlenerek izlenebilir...

                       Seçil Tümer: Şirinler 2 o kadar sevgi pompalıyor ki yer yer içim bayıldı.

                        Ali Ulvi Uyanık: Özellikle sarman kediler seyirciyi fethetmekte ve devam filmlerinde rollerini genişletmekteler.Şirinler'de Azman'da bunu görüyoruz.

Kutsal Motorlar: Bay Oscar ve Şahit Olduğumuz Bir Günü



                      Bilirsiniz,sinemada genel olarak belli başlı kurguya ve senaryoya oturmuş roller,o rollerin üstlenildiği karakterler vardır.Sonra o karakterlerin seyirciye hitap etmesi için daha gerçekçi tasarlanmış bir hikayesi vardır.Kompozisyon mantığında başı,sonu belli olan,giriş-gelişme-sonuç üçlüsüne sonuna kadar bağlı kalan bir olay örgüsü vardır.İşte ''Holy Motors'' (Kutsal Motorlar) da bu anlayışı tamamen bozuyor ve yeni bir yol açıyor.

                 
                      Film hafiften kafa karıştıran ve soru işaretleri bırakan bir sahneyle açılışı yapıyor.Bu sahnede sinemanın Dünya'daki değerini de ve saygısını da görüyoruz ironik olarak.Bundan sonra ise Bay Oscar'ın ezber bozan bir limuzin seyahatine tanıklık ediyoruz.Kendisi günde en az 6 tane randevu yapan kalifiyeli bir oyuncu.Limuzinden her indiğinde farklı rollerde görüyoruz Bay Oscar'ı.Yürümekte sıkıntı çeken yaşlı dilenci teyze,ne bulursa midesine götüren zombi ve Notre Dame'ın kamburu karışımı bir kaçık,kızıyla arası limoni olan bir baba,Avatar tarzı filmlerde ''motion capture'' almada kullanılan bir adam, akordion çalan bir sokak çalgıcısı,ölüm döşeğinde bir adam ya da bir katil ve hatta katil tarafından öldürülen mağdurun ta kendisi.Bu rollerin tek ortak noktası ise hemen aşina olmamız.Çünkü en ünlü,en sıradışı Oscar'lı Hollywood filmlerinde genelde bu roller bizi mest eder.İşte bu filmde bu efsanevi rollerin arka yüzünü de görmüş oluyoruz.Özellikle ''motion capture'' sahnesinde bunu çok daha iyi anlayacaksınız.


                    Film izlenirken aslında bizim gözümüz filme göre kamera objektifi işlevi görmekte.Yani Bay Oscar rolünü oynuyor ama aslında onu görmediğimiz bir kamera çekiyor.Küçük boyutlarda çekilen kameralar.Filmde bu da anlatılıyor.Ama her ne kadar öyle olsa da dediğim gibi buradaki objektif sizin gözünüz.Ve filmle ilgili ne gördüğünüz.


                    Filme içerikten çok nasıl bir üslup ve anlatımla yaklaştığına bakmak lazım.Açıkçası burada apaçık ortada olan acı bir gerçek var.Çoluğu,çocuğu,eşi ve bir hayatı olan,mal-mülk-servet üçlüsünden her birine sahip olsa da hayatını hep karton duvarlarda yapay mekanlarda yaşayan oyuncuların gerçeği.Her gün envai çeşit saçma veya gerçekçi role giren,şan ve şöhrete sahip olsa da bu güzelim hayatın nimetlerinden,zevklerinden doğru düzgün yararlanamayan oyuncuların gerçeği.Kısacası kendi hayatını yaşayamayan oyuncuların acı gerçeği...Ve bu bizim ülkemiz başta olmak üzere bütün Dünya'da böyle maalesef.


                   Filmin estetik açıdan ki zevkine gelirsek.İşte filmin 32.İstanbul Film Festivali gibi birçok nezih organizasyonlarda bu kadar sevilmesinin ve yoğun talep almasının nedeni.Yönetmen Leos Carax bu filmde daha önce yapılmayan bir deneyim sunmuş bize.Sınırları aşmanın ve özgür olmanın aslında sinema açısından işte bu kadar kolay,işte bu kadar anlamlı olduğunu göstermiş..Tabi bunu başta Denis Lavant olmak üzere filmde seçtiği oyuncuların da katkısının olduğunu söylemek lazım.Sonuç olarak sinemanın her zaman belli bir olay örgüsüne,aşina olduğumuz basmakalıp senaryo ve rollere her zaman ihtiyaç duyulmadığını vurgulamış.Ve bu filmi izleyen seyircilere birtakım ortak noktalar da olsa film hakkında farklı fikirler edinmesini sağlamış.Yani filmden alıntı yapacak olursak: ''Güzellik görenin gözündedir''...


                   Holy Motors, oyunculuk,sinema ve tv sektörüyle ilgilenen/anlayan kişilerin ve tabi ki sinefillerin mutlaka izlemesi gereken bir başyapıt.Eksantrik bir anlayış var çünkü elimizde.Ve muazzam geçiş sahneleri.Bu sahneleri izleyenler benim gibi belki ''İşler Güçler'' in ilk bölümlerdeki geçişlerini hatırlayabilir.Tabi buradaki geçişler daha farklı.


                  Üzücü olan tek şeyse bu muhteşem şaheserin Türkiye'de sadece İstanbul'da Cinemaximum bünyesinde 4 AVM salonunda oynaması.Demem o ki bir an önce vizyondan kalkmadan izlemeniz...




Filmin Notu:5/5
twitter.com/FilmNotlari








           



             

Elysium Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler




                  Banu Bozdemir: Mutlaka izleyin....  :)

                  Müjde Işıl: ''Elysium'' zengin politik alt metnine rağmen klişelerin fakirleştirdiği bir bilimkurgu.Neill Blomkamp'ın Hollywood memuru olduğunu ilan ediyor.

                  Güzin Tekeş: Elysium kendi izleyici kitlesini tatmin eder ama sistem eleştirisi anlamında benim beklentimin altında kaldı.

                   Kerem Akça: Elysium,ilk filmiyle umut vaat eden bir yönetmenin Hollywood'da neler yapabileceğini kanıtlayan bir bilimkurgu seyirliği.

                    Ömür Gedik: Elysium muhteşem bir bilimkurgu,dram,aksiyon... İzlenmeli... Matt Damon'ın ''Max'' olarak mücadelesi göz yaşartıyor.

                     Selin Gürel: Ana akım bile olsa bilimkurgu türünden artık daha az yüzeysellik beklemek hakkımız bence. Elysium'dan da beklemiştik.

                     Burak Kalkan: Elysium, Neil Blomkamp'ın önceki filmi District 9'dan izler taşıyan; Totall Recall, In Time ve hatta biraz da Wall-E karışımı akıcı bir aksiyon.

                      Halil İbrahim Sağlam: Neill Bloomkamp,  Elysium'da Hollywood klasik şablonunu kullanıp garantici bir işe soyunmuş.Dolayısıyla District 9 kadar cesur değil.Fakat klişeler olsa da politik alt metni ve görsel albenisi açısından önemli bir bilimkurgu sineması örneği. Sharlto Copley müthiş!

                     Burak Göral:Zaten ortam kötü,bari film iyi olaydı....! ''Elysium'' kötü değil ama tatmin etmedi.

                     Hilal Çetinder: Elysium,önemli olabilecek metni fazla yüzeysel ele almış,ama özellikle bilimkurgu düşkünleri için izlenmeye değer.