Wednesday, July 31, 2013

12 Jüri Üyesinin Soğuk Bir Şekilde Süren Önyargı ve Vicdan Savaşı....




                Şehrin fakir bir bölgesinde   18 yaşında bir çocuk babasını bıçakla öldürdüğü/ öldürmediği sanısı ortaya atıldığı  için mahkeme tarafından yargılanmaktadır.Yargıç (erkek),bu davaya bakıp çözüme ulaştırması için de 12 kişiden oluşan bir jüri seçer.Eğer, jüri oy birliğiyle çocuğun suçlu olduğunu ispat ederse çocuk elektrikli sandalyede infaz edilecek; suçsuz olduğunu ispat ederse de çocuk serbest kalacak.Kapalı bir odada önyargılara dayanan,yer yer vicdanın sesinin dinlendiği,tansiyonların gerildiği gerilimli ortamda 12 jüri üyesin hem bu davayı tartışacaklar,hem de kendi kişiliklerini daha fazla tanıyacaklardır.


                   Reginald Rose'un senaryosunu yazdığı ''12 Angry Men'' (12 Öfkeli Adam) başlangıçta televizyon için yapıldı ve 1954'te CBS programı Studio One'da yayınlandı.Bu çalışmanın 2003'te tekrar bulunana kadar kaybolduğu sanılıyordu.Televizyon programının başarısının sonucu ''Star Trek'' misali bir sinema uyarlaması oldu.Daha önce çeşitli oyunlar ve televizyon programları yöneten Sidney Lumet, Henry Fonda ve Rose tarafından yönetmen olarak projeye dahil edildi.12 Öfkeli Adam, Lumet'in yönettiği ilk sinema filmi.Aynı zamanda Rose ve Fonda'nın ilk ve tek yapımcılık denemeleridir.Fonda bu filmden sonra bir daha asla yapımcı olmayacağını belirtmiştir.





                 13 Nisan 1960'ta Türkiye'de Emek Sineması'nda gösterilen 12 Öfkeli Adam 1997'de televizyon için yeniden yapıldı.William Friedkin'in yönettiği bu yeniden yapımda George C. Scott, James Gandolfini, Tony Danza, William Petersen, Ossie Davis, Hume Cronyn, Courtney B. Vance, Armin Mueller-Stahl ve Jack Lemmon yer aldı.Bu yapımda yargıç bir kadındı ve jüri üyelerinin dördü afro amerikalılardan oluşuyordu.Filmdeki sahneler ve diyalogların büyük çoğunluğu orijinali ile aynıdır.Ancak filme jüri odasında sigara içilememesi, ara sıra olan küfür gibi yenilemeler yapıldı.





           

              Hancock's Half hour, Happy Days, The Simpsons, Veronica Mars,King of The Hill ve Family Guy gibi dizilerde filmin çok güzel parodileri de yapıldı.

               Tek mekan konusunda müthiş planlar içeren ''Rope'' benzeri bu filmi ölmeden önce mutlaka izleyin. Henry Fonda ve diğer oyuncuların gerçekçi müthiş performansları,kendileriyle,önyargılarıyla,vicdanlarının sesleriyle yüzleşmeleri,tansiyon ne kadar gerilse de ağızlarından bir tek küfür çıkmaması,zekice hazırlanmış bir senaryo ve hikaye,kusursuz planlar ve detaylar ve tadında bırakılmış süresi.Tek söyleyeceğim kaçırmamanız lazım bu filmi...

2 Guns Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler




                Halil İbrahim Sağlam: Keyifli bir yaz eğlenceliği aksiyonu.Büyük beklentilere girmeden zevkle izlenen filmlerden.Denzel Washington ve Mark Wahlberg iyi.

              Müjde Işıl: 2 Guns, sonunu tahmin etseniz de zevkle izleyeceğiniz aksiyonlardan.Filmin sosu ve baharatı Mark Wahlberg ile Denzel Washington tabi ki...

              Kerem Akça: Bu haftanın üç popüler Amerikan sineması ürünü arasında benim favorim 2 Guns

               Burak Kalkan. 2 Guns, Red 2 gibi başarılı bir çizgi roma uyarlaması.Washington-Wahlberg uyumlu bir 2'li olmuş.Tavsiye ederim.

                 Ali Ulvi Uyanık: 2 Guns, her anlamda sıcak! Büyükler için... Yüksek şiddette aksiyon... Güldüren cinsten espriler... Eğlenin ve unutun!

                 Hilal Çetinder: Washington ve Wahlberg güzel ikili olmuş.Keyfi yerinde,eğlencelik!

                 Gülhan Düzgün: Hayatlarının bir döneminde Amerika'da yaşamış olanlar ''wet back'' in ne demek olduğunu iyi bilirler. 2 Guns bunu güzel işlemiş.

                 

                 

Tuesday, July 30, 2013

Red 2 Basın Gösterimi Sonrası Eleştiriler





               Burak Kalkan  :bence mükemmeldi.Aksiyon, mizah çok iyi dengelenmişti.Helen Mirren,John Malkovich, Mary Louise Parker yine harikaydı.Anthony Hopkins de...


               Seçil Tümer  :Eğlenceli,komik,kendini ciddiye almayan bir film

               Kerem Akça ::Red 2,ilk filmin mizah ve aksiyon geleneklerini seven kitle için üretilmiş gibi.Ama o tonu bilmeyenler için ne ifade edeceği soru işareti

             Banu Bozdemir: Bruce Willis'li Red 2 ölümün parodisini sunuyor elbette bizlere.Darısı (çekilsin anlamında) yerli Red 2'ye


              Burak Göral: İkincisi de ilk film gibi aslında ''seyret ve çık''... 2 saat boyunca eğlenceli bir aksiyon komedisi sunuyor film... Ama ilkinde olduğu gibi aklınızda çok az tortu bırakıp uçuveriyor... Kadrodaki herkes iyi güzel de Catherina Zeta-jones için üzüldüm gerçekten de... Michael Douglas kadının ömründen ömür yemiş sanki!


             Gülhan Düzgün: Helen Mirren'in harika oyunculuğu için Red 2 izlenir.The Queen göndermesi harika.John Malkovich rafine karakterlerin dışında da müthiş


             Ali Ulvi Uyanık: ''Red 2'' : Kaliteli mizahını, kentlerin aksiyona gösterişli katkılarını hafiften kendileriyle dalga geçen oyuncularını.... Seveceksiniz.


              Nil Kural: Beğendiğimi söyleyemeyeceğim.Soğuk savaş paranoyası

Monday, July 29, 2013

Mutlu Bir Aile Tablosu





                     Yıldırım Taşyumruk, emekli olmuş bir albaydır.Mesleğinden ötürü hayatta her şeyi nizamına,kuralına uygun olarak yapar.Bunu çocuklarına da empoze etmiştir ve küçüklüklerinden itibaren de onları adeta mum gibi yetiştirmiştir.Emekli maaşıyla geçinen,sürekli evlatlarına belki çıkar umuduyla piyango biletleri gönderen ve emekli maaşıyla yine evlatları için altın alırdı.Ne var ki evlatlaıı da babalarından bir haberken bir gün Yıldırım,evine giren kargayı tüfekle kovalarken soluğu evin çatısında alır.Dengesini kaybeden Taşyumruk hemen hastaneye kaldırılır.Olayı duyan büyük kardeş Kudret,hemen diğer kardeşlerine de haber verir.Evlatlarının iyice kendisini boşladığını düşünen Yıldırım Taşyumruk'ta bütün evlatlarını Kudret'in evine yerleştirir ve eski nizamlı kurallı hayatlarına döndürür.Tabi bir yandan aile içinde veya dışında oluşan entrikaları Yıldırım Taşyumruk'un bilmemesi gerek.


                Kudret,evli ve bir erkek evlat babası.Ailesini kıt kanaat geçiren Kudret,sabahtan akşama kadar boyoz satarak geçimini sağlamakta.

                 
                 Cevdet,yıllardır aynı eşofmanla ve giydiği yırtık çorapla yaşayan evli çulsuz bir adam.Babasının gönderdiği piyangolardan biri tutmuştur ve Cevdet'le eşi zengin olmuştur.Ancak diğer kardeşleri paralarına çökmesin diye hem babasına,hem de diğer kardeşlere bu durumu yıllardır söylememektedir.Onlar geldiğinde fakir,onlar yokken milyoner rolü oynamaktadır.


                İsmet, ailenin tek kız evladı.Dandik dizilere uyduruk senaryolar yazarak sözde parasını kazanan biri.Kötü dizilerinde oynattığı kötü oyuncularından adaşı İsmet'le sevgili olmuştur.Bu durumu saklarken,Yıldırım hastanedeyken gerekli kanı sevgilisi İsmet verdiğinden ailenin içine o da katılmıştır.


               Ancak Cevdet'in eşi ve İsmet'in sevgilisi İsmet nedensiz bir şekilde birbirlerine abayı yaktıklarında işte o zaman işler çığırından çıkacaktır.


                 Muhteşem Yüzyıl,Suskunlar gibi başarılı dizileriyle sükse yapan TIMS Productıons'ın ''Mutlu Aile Defteri'' filminde kadro tamamı ile dizi oyuncuları.Yönetmenliğini bir zamanlar ''Yılan Hikayesi'' ile damga vuran Nihat Durak üstleniyor .Başrollerde Tuncel Kurtiz, İlker Aksum, Bülent Emrah parlak, Büşra Pekin,Binnur Kaya, Öner Erkan ve Goncagül Sunar yer alıyor.


              Çok fazla sahnede çıkmayan ama eğlenceli şivesi ve aksanıyla Erkan Köse'nin de filmde yer aldığını söyleyelim.Hikayeyi anlatan tiyatro ve seslendirme sanatçısı ''Erhan Abir''.Filme uygun bir anlatıcı ama arada ipin ucunu da kaçırdığını söylemek lazım.


           Her şeye rağmen it,hayvan dışında küfür ve ağır argosu olmayan,Neşeli Günler'e de ufak gönderme yapan,ailenin ne demek olduğunu gösteren,dramatik bir havada eğlenceli bir seyir keyfi sunan alışkın olduğumuz aile komedilerinden bu film.Tuncel Kurtiz cidden isabetli seçilmiş.Büyük ağabey olarak İlker Aksum'da oturmuş.Zaten Bülent Emrah Parlak ve Büşra Pekin fazla fazla aşina olduğumuz rollerde


          Filmin en itici ve uyuz rolleri ise Binnur Kaya ve Öner Erkan'a verilmiş.Binnur Kaya'nın önceki filmlerine göre daha yapay bi oyunculuğu var bu filmde.Öner Erkan'ın paspal ve samimi olmayan duruşu ve hareketleriyse filmin tek eksilerinden


         Son zamanlarda yerli yapım olarak ''Sabit Kanca'', ''Aşk Kırmızı'', ''Moskova'nın Şifresi:Temel'' gibi uyduruk ve vasat olan filmlerin yanı sıra bu film çok daha iyi gelecektir.Sade,yormayan ve tadında bırakılmış.



Filmin Notu:5/3.5
twitter.com/FilmNotlari





Saturday, July 27, 2013

kritik:'The Wolverine'' (Ali Ulvi Uyanık)





            Wolverine'i biraz esprili anlatmak lazım.Çünkü benim gördüğüm film kahramanları içinde Wolverine maddi ve manevi açıdan en çok şiddet gören ve yıpranan karakter.Olayın Japonya'da geçmesi filmin aksiyonu ve şiddetini de arttırıyor.Yinede bu şiddetin belli bir sınırı var.


             Wolverine'in kendi lişisel öyküsü devrede.Zaten çektiği manevi acıların temelinde o yatıyor.Fakat bunun üstüne yeni hikaye de ekleniyor.Manevi acılarından ziyade maddi acıları da yani ölümsüzlüğü tehlikeye giriyor.Maddi acıları büyüyor, katlanıyor film boyunca


             Bu filme gidenler bir kere fantastik aksiyondan ne bekliyorlarsa onun fazlasıyla yerine geldiğini görecekler.Ayrıca şu var.Japon toplumunu bilenler bilir.Gelenekleriyle,hayat tarzlarını yüksek teknolojiyle birleştiren bir toplumdur.Bu topluma dair ayrıntıları da yönetmen hiçbir sahnede kaçırmadan hikayenin içine yerleştiriyor.Bunlar da hikayenin lezzetini arttırıyor.Dolayısıyla ''The Wolverine'' e giderken şunu bileceğiz bir kere.Bu bir fantastik hikaye.Yani bunu gerçeklikle bağdaştırmak ve bazı sahnelere takılıp kalmak biraz gereksiz olabilir.Kendimizi o fantastik dünyanın içine kaptırırken bu yönetmenin bu ayrıntıları gösterdiği özen de sizi sanıyorum fazlasıyla tatmin edecek.Beni tatmin etti.



twitter.com/FilmNotlari

Ali Ulvi Uyanık'a ulaşmak isteyenler için:

twitter.com/aliulviuyanik
ali.ulvi.uyanik@gmail.com

Wednesday, July 24, 2013

Uçak Felaketi Hiç Bu Kadar Komik Olmamıştı!




                       II.Dünya Savaşı pilotlarından Ted Striker, geçirdiği bir uçak faciasından dolayı uzun yıllar uçaklara fobi beslemiştir.Aralarındaki anlaşamamazlıktan ötürü hostes sevgilisinin gönlünü almak vesilesiyle onun görevli olduğu uçağa binmek zorunda kalır.Fakat uçaktaki kokpit ekibi ve yolcular yedikleri balıktan zehirlenmiştir.Hal böyle olunca da Ted Striker ve hostes sevgilisi  uçağın kontrolünü ele almak zorunda kalır.Ancak bu uçak felaketini önleyip piste geri götürüp indirmek hiç kolay olmayacaktır.Tabi bu süreçte de uçakta olup biten sıradışı eğlenceli ve komik sekanslara da şahit olmuş oluyoruz.


                     
                      ZAZ ekibinin (David Zucker,Jim Abrahams,Jerry Zucker) yönettiği ve yazdığı  ilk parodi filmi olan ''Airplane'' 50'li yılların basit ve meşhur uçak felaketi filmlerinin parodisini yapmakta ve onların alışıldık klişeleriyle dalga geçen bir komedi filmi.Bu kült parodi filmin baş rollerinde ise Robert Hays, Julie Hagerty, Robert Stack, Lloyd Bridges, Peter Graves, Leslie Nelson ve ünlü basketbolcu Kareem Abdul-Jabbar ve daha pek çok ünlü isim var.




                     Filmi yeni izleme imkanı bulmuş olsam da uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum.En seviyeli ve parodisini iyi kullanan,erotike harcamayan kült olabilecek bir film.Zekice espriler,komik ve ironik sekanslar ve ucuz uçak kazalarını içeren korkuya benzer filmlerle iyi dalga geçen harika ve eğlenceli bir yapım.'Çıplak Silah' filminden tanıdığımız Leslie Nielsen'ın doktor performansı, ''otomatik pilot parodisi'', Ted'in uçakta yolcuları intihar edecek dereceye getirecek şekilde hostes sevgilisiyle olan anılarını anlatması filmin en eğlenceli yerlerinden.Kısacası ''Airplane'' gülmeye ihtiyaç duyduğumuz şu zamanda gayet hoş bir komedi seyri sunuyor.






Filmin Notu:5/3.5
twitter.com/FilmNotlari

                     
 

Monday, July 22, 2013

Diren Jaeger!





                Pasifik Okyanusu'nun derinliklerinden  devasa büyüklükte Kaiju denen yaratıkların ortaya çıkmasıyla dünyamız yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.İnsanoğlu bu devasa yaratıkları dünyadan  temizlemek için Jaeger adı verilen robotlar yapar.Almancada ''avcı'' anlamına gelen bu robotlar iki pilotun ayrı ayrı sağ ve sol kol olmak üzere beyin gücüyle çalışan,özel donanımlı ve güçlü robotlardır.Ne var ki ilk başta üretilen Jaeger'lar bu devasa ve tehlikeli yaratıklara karşı koyamamıştır.Tam umutların tükendiği sırada eski bir pilot ve acemi stajyeri devreye girer.Artık kıyamete karşı insanoğlunun son umudu onlar olacaktır.



              Guillermo Del Toro'nun çocukluğunda Kaiju'lar ve robotlar en sevdiği karakterlermiş.Özellikle de bu ikisi arasındaki kapışmaya bayılırmış.O yüzden bu film, Del Toro'nun hayalini de gerçekleştirmiş diyebiliriz.Bu film için günlük 4 saat uykuyla canla başla çalıştığı da doğruıdur.Hellboy ve Pan'ın Labirenti gibi filmlerin gişe canavarı yönetmeni Guillermo Del Toro'ya ait olan filmin başrollerinde Charlie Hunnam, Diego Klattenhoff, Idris Elba, Rinko Kikuchi ve Ron Perlman gib isimler yer alıyor.Senaryo ve görüntü yönetmenliğini ise Del Toro'yla birlikte Travis Becham üstlenmekte.



             Filmin süresi biraz durağan bir şekilde uzatılsa da Jaeger'ların Kaiju'lara karşı mücadele ettikleri IMAX ve 3D teknolojisini barındıran sekanslar uğruna değer doğrusu.Üstüne bir de okyanustan çıktıkları sekans mutlaka ve mutlaka IMAX'le izlenilmeli...Modern bir B filmi tarzında,aksiyonu,yaratığı,robotu,patlaması,gümlemesi eksik olmayan adeta bir video oyunu modunda işlenen harika bir Del Toro yapıtı.Jaeger'ların Voltran ve Transformers mantığıyla oluştuğu da apaçık ortada.



               Genel olarak film beklentileri düşürmeyen hatta beklentinin ne fazlasını ne de azını veren tam tersine tam beklediğiniz gibi.Aksiyon,gerilim ve bilim kurguyu bir arada tattıran Pacific Rim IMAX 3D deneyimi olan salonlarda izlenilmeli mümkünse...



Filmin Notu:5/4
twitter.com/FilmNotlari

Unutmayın! Kusursuz Cinayet Yoktur..





                      Brandon ve Philip, Harward üniversitesinden mezun 2 yakın arkadaştır. Brandon tek hayali olan ve aynı zamanda da  Nietszche'nin ortaya attığı'' Sıradan insanların yaşamaya hakkı yoktur''   fikrini devreye sokmak için bir ''kusursuz cinayet'' planı hazırlar. Kurban olarak ukala gördüğü yine Harward'tan mezun David Kently'yi  seçer.Amacı bu görüşün varlığını kanıtlamak ve üniversiteden hocası Rupert'ın kendisine empoze ettiği bu felsefi yorumu, takdir edilme vasıtasıyla hocasına göstermek. Philip'le  birlikte yaptıkları cinayeti profesyonelce işleyen Brandon, hiçbir şey olmamış gibi akşama ev partisi verir ve  sözde David Kently'yi, onun en yakın arkadaşını,sevgilisini,babasını,teyzesini ve üniversiteden hocası Rupert'ı partiye davet eder.Sakin ve soğukkanlı geçen parti, Brandon'ın ''kusursuz cinayet'' ve ''Philip'in tavuk yiyememe meselesi'' nin açılmasıyla iyicene gerilmeye başlar.Partiye davetli David Kently'nin varlığından da ses seda çıkmayınca Rupert yavaş yavaş şüphelenmeye başlayacaktır.



                    Senaryosunu Hume Croyn ve Arthur Laurents'in Patrick Hamilton'ın 'Rope's End (İpin Ucu) adlı tiyatro eserinden adapte ederek yazdıkları,filmin yapımcısı ve yönetmeni Alfred Hitchcock'tur. Filmin başlıca rollerinde James Stewart (Rupert), John Dall (Brandon), Farley Granger (Philip), Cedric Hardwicke (Kently'nin babası) vardır.Gerçek bir olaya dayanan Rope (Ölüm Kararı) 1924 yılında Chicago Üniversitesi'nde okuyan Leopald ve Loeb adlı iki öğrencinin sınıf arkadaşlarını katletmeleri olayından esinlenilmiştir.Ayrıca şunu da belirtmeden geçmeyelim.Film Hitchcock'un ilk renkli filmidir.




                    Tek mekan ve  kusursuz çekim estetiğinin en müthiş örneğini Rear Window'da görmüştük.Ama bu sefer bu filmde tek mekan ve kusursuz çekimin yanında  adeta bir tiyatro sahnesi modunda dramatik bir hava taşıması Hitchcock'un bu konuda bize bir başyapıt verdiğini gösteriyor.Buna ek olarak Brandon'ın 'Nietszche'ye has 'Sıradan insanların yaşamaya hakkı yoktur'/  'Sıradan insanlar kusursuz cinayet işleyemez.Çünkü üstün insanlar sıradan insanlar gibi iyi-kötü veya doğru-yanlış gibi ahlaki kavramları önemsemez.'/ 'Uygarlık denen şey,riyakarlıktır.' gibi unutulmaz replikleri,filmin ilerleyen son sekanslarında duyguların,öykünün ve plan detaylarının nesnelere odaklanması gibi harika sekanslarda bulmak mümkün.




                    ''Kusursuz cinayet ve sonrası'' konusunda yapılmış en iyi film.Oyunculukların karakterize odaklı rolleri muazzam.Çekim estetiği,senaryo ve her türlü sinematografı açısından şaheser sayılacak bir yapıt.







     Filmin Notu:5/5
     twitter.com/FilmNotlari

Saturday, July 20, 2013

LAST VEGAS GELİYOR!

Last Vegas

Yönetmen: Jon Turteltaub
Senaryo: Adam Brooks
Görüntü Yönetmeni: Dan Fogelman
Oyuncular: Robert De Niro, Morgan Freeman,Michael Douglas, Kevin Kline, Mary Steenburgen, Jerry Ferrara, Romany Malco
Tür:Komedi
ABD Vizyon Tarihi: 1 Kasım 2013


Tarihte Bugün:Dövüş Sanatları Üstadı Bruce Lee





Bruce Jun Fan Lee, (d. 27 Kasım 1940San Francisco – ö. 20 Temmuz 1973Hong Kong). Çin kökenli aktör ve Jeet Kune Do savunma sanatı ustası. Lee Jun Fan Kantonca adı.


Bruce Lee, Amerika doğumlu Çin kökenlidir. San Francisco'daki Chinese Hospital hastanesinde dünyaya gelmiştir. Babası Lee Hoi-Chuen (李海泉) Çinli, annesi Grace Lee (何金棠) yarı Çinli yarı Kafkaslıdır. Bruce Lee Jeet Kune Do (Türkçe; durduran yumruk yolu) adını verdiği bir savunma sanatı sistemi geliştirdi. Lee'nin bu sistemi geliştirmeden önce eğitimini aldığı savaş sanatları; Kung FuWing ChunKarateBoks,Tayland boksuJujutsuKick BoksAikidoJudoEskrimGüreş ve Tekvando'dur.







                                                                     HAYATI

San Francisco'da doğan Lee'nin gerçek adı Lee Jun-Fan. İsmini doğumunda hazır bulunan doktor verdi. Babası ve annesi, Çin operasında oyuncuydu. Lee doğduğunda, bir turne için Birleşik Devletlerde bulunuyorlardı. Ailesi, Kung Fu öğrenmesini istedi. 6 yaşındayken bile ilerideki hırçın, sert karakterini belli ediyordu. Lee, Kung Fu tekniklerini bilinçsiz bir şekilde öğrenmeye başladıktan sonra, 1954'de ünlü Kung Fu Ustası Yip Man’ının öğrencisi olarak Wing Chun sistemini çalışmaya karar verdi. İlerleyen zamanlarda da Wing Chun sistemine boks çalışmalarını da eklemeye başladı.
Sık sık karıştığı sokak kavgalarından dolayı kötü şöhret edinince doğduğu Amerika Birleşik Devletleri'ne gider. Washington Üniversitesi'nin Felsefe Bölümüne yazılır. Bir yandan okula devam ederken, bir yandan da Amerikalılara Çin Kültürü'nün zenginliğini anlatmak için o güne kadar Çinlilerden başkasına öğretilmesi yasak olan olan Kung Fu dersleri vermeye başlar. Bu amaçla kendi adını taşıyan JUN FAN KUNG FUadında bir okul açar. Bu spor okulu 1963 yılına kadar açık kaldı. Yine aynı yıl Amerikalı Linda Emery ile evlendi. Lee daha sonra Oakland’da ikinci okulunu açtı. Burada geniş bir kitleye, Amerikalılara yabancı olan bu sanatın ne kadar geniş içerikli ve derin felsefeye sahip olduğunu ispatladı.
İlk uzun metrajlı filmi; Çinli prodüktör Raymond Chow’un yeni kurduğu film şirketi Golden Harvestla çekilen için Big Boss(Büyük Patron)dur. Film Hong Kong ve güneydoğu Asya bölgesinde şimdiye kadar kırılmış tüm gişe rekorlarını alt üst ederek büyük bir patlama yaptı. Bunun üzerine Asya milliyetçiliğinin işlendiği Fist of Fury(Öfkenin Yumruğu) filminde oynadı. Lee'nin bu filmlerinde kendisine özgün stilini de görmek mümkündür. Hong Kong film sanayinde avantür filmlerin hareketli sahnelerine Bruce Lee'nin Hollywood tecrübesi ile olağanüstü koreografileri yeni bir boyut kazandırmıştır. Dönemin süper starı Wang Yu bile onun altında bir role razı hale gelmişti. Büyük Usta çekilen filmin güzel olması için dövüş sahnelerinin koreografisini düzenlerken gece gündüz demeden çalışıyordu. Hareketli sahneler için uzun plan çekimler yapar, yüksek tekmeler kullanır, Escriama’nın (silahlı dövüş sanatı) Nunchaku, Bo, Kali, bıçaklar ve küçük Çin okları gibi tüm silahlarını kullanarak dövüş sahnesini olağanüstü artistlik figürlerle süslerdi.
Bruce Lee kalitesi ile Kung Fu sineması sektörüne yeni bir boyut kazandırdı. Escrima ustası Dan Inosanto, Lee'nin özgün stili Jeet Kune Do’nun kesinlikle gösteri olmadığını, aksine çok gerçekçi, fantezisi olmayan, vücut hareketlerinin işlevine uygun bir spor olduğunu söyler. Lee'nin komple bir sporcu olduğunu, Jeet Kune Do’nun da gerçek bir dövüşte çok etkili bir sistem olduğunu hararetle savunur. Bunun yanında Bruce Lee’nin de çok iyi bir aktör olduğundan, dövüş sanatını beyaz perdede fantastik bir şov olarak seyirciye sergilemeyi becerebildiğini söyler. İşte bu yüzdendir ki; filmleri dünya sinema klasikleri arasına girmiştir.
Bruce Lee’nin üçüncü filmi Way of The Dragon(Ejderin Yolu) oldu. Bu filmde Lee'nin yanında yardımcı oyuncu olarak, Amerikada yedi defa karate şampiyonu olmuş Chuck Norris’i görüyoruz. Filmin final mücadelesinde ise adeta Karate ve Kung Fu'nun üstünlük mücadelesi sergileniyor. Bruce Lee'nin her filminde bir diğerine nazaran yenilikler göze çarpmaktadır. Bruce Lee’yi zirveye taşıyan film ise, Dan İnosantio ve Kerim Abdül Cabbar ileGame of Death(Ölüm Oyunu)dur. Amerikan filmlerinde başrol oynamayı çok isteyen ancak bunu başaramayan Lee, dördüncü filmini çekerken Amerikalı yapımcılardan başrol oynayacağı bir film teklifi geldi. Bunun üzerine sanatçı Ölüm Oyunu filmini yarıda bırakarak, Çin-Amerikan ortak yapımı olan Enter The Dragon(Ejder'in üç fedaisi) filmini çekti. Amerikan Sinemasında ve Uzakdoğu film sanayinde süper starlığa yükselen Lee Ölüm Oyunu adlı filmini tamamlayamadan öldü.
Bruce Lee hayatında 4 öğrencisine Jeet Kune Do hocası olma lisansı verdi. Bunlar Taky KimuraJames Yimm LeeDan Inosanto ve Ted Wong.
Hayatı 2
27 Kasım 1940 sabahında (Çin takvimine göre Ejder yılı) San Francisco'da doğdu. Annesi Grace ,ona bir Amerikan ismi vermeyi düşünmüyordu.Hastane çalışanlarından biri bu bebeğe Bruce demeye başladı bunun üzerine anneside bu ismi değiştirmeyip Bruce adını verdi.Bundan sonra adı Bruce Lee oldu.Ve bir efsane doğmuş oldu.Aile çok kısa bir süre sonra Hong Kong'a geri döndü.Bruce Hong Kong'da film kariyerine 8 yaşında başladı.
Babasının son filminde yönetmen onu sette gördü ve onun o hali yönetmenin çok hoşuna gitti ve ona bir rol teklif etti.İşte bu Bruce'nin gelecekteki film kariyerinin başlangıcı oldu.Bir sokak kavgasında küçük düşme korkusunu yenebilmek için dövüş sanatları eğitimine başladı.Bir delikanlı olarak sebepsiz yere bir sürü dövüşe katıldı.
Ve Yip Mans Wing Chun(Güzel ilkbahar zamanı) eğitimleriyle efsane bir dövüş sanatçısı oldu. Korkuyla yaşayan sokak dövüşçüsü kalıbından kurtuldu.Zaman geçtikçe Bruce Lee büyüdü ve dövüş sanatlarına olan ilgisi daha da arttı.Genç enerji dolu ve rekabetçiydi. Kısa sürede Wing Chun'un temel kunfu derslerine girmeye başladı.
Çok zeki olduğu içinde bay Yip onu çok sevdi.Ve Wing Chun Kunfusunun bir sürü gizli tekniğini öğretti.Bruce Lee böylelikle Wing Chun Kunfusu'nun ustası haline geldi. Dansa inanılmaz derecede ilgi duyuyordu.14 yaşındayken dans etmenin çok eğlenceli olduğunu keşfetti.Bunun içinde zaten yetenekliydi. Dans etmek isteyenleri geri çevirmezdi.
Dans dengesi ve ayak hareketlerinin çoğu onun daha sonra dövüş stilinde etken olmuştur.En sevdiği dans olan Cha Cha dansında Hong Kong'ta şampiyonu bile seçildi.19 yaşındayken sokak dövüşü ile gittikçe daha ilgili olmaya başladı. Böylece 1959'da ailesi onu liseyi bitirmek üzere Amerika'da arkadaşlarının yanına göndermeye karar verdiler. Seattle'de otururken bir resturanın çatı katında garsonluk yaptığı sürece kalmasına izin verildi.Liseyi bitirip üniversiteye geçti.Washington Üniversitesine girdi ve geceleri restaurantta çalışmaya devam etti. Bruce Lee, Ed Parkers'la 1964 yılında ilk uluslararası çıkışını yaptı.Daha sonra Green Hornet adlı bir dizide oynamaya başladı.Bruce bunun kendisi için bir çıkış olacağını düşünürken dizi bir sezon sonra yayından kaldırıldı. Daha sonra James Garner'in oynadığı "Marlowe" adlı filmde küçük bir rol kaptı ve birkaç bölümünde göründü.
Sakatlandı ama vazgeçmedi Bu küçük rol kariyeri adına ona hiçbir fayda sağlamadı..Lee ondan sonra dövüş sanatları öğrencileri üzerine tasarlanmış 3 tane Knoons adlı okullardan açmaya karar verdi. İşte burada öğrencilerine gerçek Jeet Kune Do olmayı öğretti. 1970'li yıllarda Hollywood ile Hong Kong arasında mekik dokumaya başladı. İnanılmaz teklifler alıyordu. Bu yıllarda sırtından çok ciddi rahatsızlandı.

20 Temmuz 1973'teki Bruce Lee'nin ölümünü çevreleyen koşullar Asya'da bir bilinmezlik fırtınası ve dünyanın her tarafında ölümüne dair bir sürü iddianın gezindiği bir trajedi olarak kaldı. Fiziksel sağlığının insanlar tarafından çok iyi olduğu biliniyordu. Ve ölüm sebebinin doğal sebeblerden olabileceği düşünülüyordu.Doktorları ona dövüş sanatlarını kesinlikle bırakmasını ve iyileşmesi için yataktan çıkmaması gerektiğini söylediler.Bu Bruce Lee'nin hayatında en kötü dönemlerinden biriydi. 6 ay boyunca sırtüstü yatakta kaldı. Ama beynini çalışmaktan alı koyamıyordu. Bu zaman diliminde Jeet Kune Do Tao adlı kitabı yazmaya başladı.Ama bitiremeden hayata veda etti.Kitabını ölümünden sonra karısı tamamladı.
Tabi ki kimsenin gelecek felakete dair bir önsezisi yoktu.Betty'inde başrol oynayacağı "Game Of Death" adlı filmini bitirmek için yapımcısı Raymond Chow'la görüşmek üzere Betty'nin dairesine gitmişti.Raymond öğleden sonra akşam tekrar konuşmak üzere onlardan ayrıldı.Başağrısından şikayet eden Bruce, Betty'i herzaman kendisininde kullandığı bir aspirin karışımı olan Equogesic verdi.Ondan sonra Bruce uzanmak üzere yatak odasına gitti.
Raymond akşam niçin gelmediklerini öğrenmek için onları aradığında Betty , Bruce'un uyuya kaldığını söyledi.Raymond Betty'nin dairesine gidip Bruce kaldırmayı çalıştı ama başaramadı. Panik olmaya başladılar.Ve Betty doktor çağırdı.Onu kurtarmak için yapılan birçok başarısız denemeden sonra ambulans çağırıldı.
Küçük ejder Bruce hastaneye gittiğinde ölüydü.Acil müdahalede kalp ve solunuma müdahale edildi..Ama bir hayat belirtisi yoktu. Bruce'nin nasıl öldüğü aslında tartışma konusu oldu.Ölümünün beynindeki tümörden olabileceği söylendi. Bunun doğuştan mı yoksa daha sonra mı ortaya çıktığı meçhuldu ama kafasında her an patlamak üzere olan hasar görmüş bir damarla birlikte de çok vakti yoktu. Hatta ölümünden 2 ay önce bir beyin travması geçirdi. Bruce Lee'nin ölümüyle Hong Kong yasa boğuldu..Binlerce insan sokaklara dökülüp, son yolculuğunda onu yalnız bırakmak istemediler.Kalabalığı durdurmak için polis tarafından barikatlar bile kuruldu..Diğer bir trajedide oğlu Brandon Lee'nin 31 Mart 1993'te Amerika'nın Kuzey Carolina eyaletinde "The Crow" filminin çekimleri sırasında karnından vurularak ölmesidir.
Bruce Lee Amerika'nın Seattle eyaletinde Lake View mezarlığına gömülmüştür. Daha sonra 3 Mart 1993'te Brandon Lee'de babasının yanına gömüldü..Hergün kendisinin ve oğlunun mezarı dünyanın dört bir tarafından gelen insanlar tarafından ziyaret edilir.



                                                        FİLMOGRAFİSİ
                                                              





YılÇince ve İngilizce adıABD ismiNot
1941Golden Gate GirlBebek rolünde.
1946The Birth of Mankind
1948Fu gui fu yun, aka Wealth is Like a Dream
1949Meng li xi shi, aka Sai See in the Dream"Yam Lee" rolünde
1950Xi lu xiang, aka The KidMy Son, Ah Chung"Lee Siu Lung" rolünde
1951Ren zhi cue aka InfancyPlays "Ngau".
1953Qian wan ren jia
1953Fu zhi guo aka Blame it on FatherFather's Fault
1953Ku hai ming deng aka The Guiding Light
1953Ci mu lei aka A Mother's Tears
1953Wei lou chun xiao aka In the Face of Demolition
1955Gu xing xue lei
1955Gu er xing
1955Ai aka Love
1955Ai xia ji aka Love Part 2
1955Er nu zhai aka We Owe It to Our Children
1956Zhia dian na fu
1957Lei yu aka The Thunderstorm
1960Ren hai gu hong aka The Orphan"Ah San" rolünde.
1969MarloweMarlowe"Winslow Wong" rolünde.
1971The Big BossPatron Benim"Cheng Chao-an" karakterinde Tayland'da bir uyuşturucu baronuna karşı dövüşüyor.
1972Fist of FuryThe Chinese Connection"Chen Zhen" karakteriyle Şangay'da Japon kötü adamlardan ustasının öcünü almak için dövüşüyor.
1972The Unicorn PalmFilmin dövüş koreografisini yaptı ve aynı zamanda filmin bir yerinde görünüyor. (Filmde belirtilmemiş).
1972Way of the DragonDünya'da Benden Büyük Yok"Tang Lung" rolünde. Suça karşı Roma'da, İtalya. A.B.D.'de 'Enter the Dragon' dan sonra yayınlandığından bu isimdedir.
1973Enter the DragonEjder'in Üç FedaisiBir uyuşturucu madde tüccarının düzenlediği turnuvaya casus olarak gönderilmiş savaş sanatları ustası "Mr. Lee" rolünde.
1978Game of DeathÖlüm Oyunu"ABD versiyonunda Billy Lo" ve Orijinal versiyonda "Hai Tien" rolündedir. Lee yalnızca filmin 3. ve son bölümünde ve ölümünden sonra birleştirilmiş parçalarla görünmektedir.





                                                                   





                                                                 

Thursday, July 18, 2013

Alırsın Ford, Olursun Lord...


                


         
            Haliç sırtlarında bir gecekondu semtindeki insanların ve bir minibüs şoförünün öyküsü.Yüreği sevgiyle dolu muavin Abbas ile kafası hep şeytanlığa çalışan kabadayı patron-şoför Şakir'in ilişkileri temelinde gelişen ''Çiçek Abbas'' , Abbas'ın kara sevdaya tutulmasıyla dallanıp budaklanıyor.Zira bu saf ve çirkin delikanlı, Şakir'in umutlandırdığı ama evlenmeye yanaşmadığı bir kıza abayı yakıyor ve onun gözüne girebilmek için borç harç minibüs satın alıyor.Bu işe iyicene uyuz olan Şakir de boş durmuyor...

                  








                  
                    Sinan Çetin'in ilk dönem çalışmalarından, yani gayet müthiş bir film olan ''Çiçek Abbas'' , yakaladığı masalsı havayı toplumumuzun gerçekleriyle ilginç biçimlerde buluşturmayı başaran çok şeker bir yapım.Altın Portakal'la ödüllendirilen senaryo Yavuz Turgul'a ait.Şakir ile Abbas'ın karşılıklı olarak: ''Aşıksan vur saza,şoförsen bas gaza... Sevene can feda sevmeyene elveda... Yaklaşma toz olursun,geçme pişman olursun... İstedim vermediler,sen şoförsün dediler... diyerek kahvehanede adeta bir minibüs edebiyatı çeşitlemeleri  yaparak atışmaları hafızalarda daha uzun süre duracak gibi.Muavinlikten şoförlüğe terfi eden ve kendi dünyasında sınıf atlayan ''Şakir'e çay yok / Ne demek Şakir? / Ne diyem yoksa Mahmut mu diyem Şakir? / Şakir Abi, dayı, ağa diyeceksin / O günler bitti Şakiiirrr'' demesi ise bolca güldüren, filmin hafızalardan silinmeyecek bir sekansı. Buna benzer, ikilinin western usulü birbirlerine yavaş yavaş yaklaşmaları,Şakir'in tükürdüğü camın Abbas tarafından hemen silinmesi,Abbas'ın yolcuları minibüse tıkması, Şakir ile Abbas'ın beraber rakı sofrasına oturması,Ayşen Gruda'nın paso Dallas dizisine gönderme yapıp ağabeyi Şakir'e 'Pis Ceyar!' demesi gibi sekanslar da mevcut.


                      

                

Cahit Berkay'ın müzikleri ve Barış Manço'nun ''Dönence'' şarkısıyla zenginleşen filmin 18 günde çekildiği söylenir ki Sinan Çeitn bu hızlı tempoda bile sırf kaşkolların rengine uysun diye duvarların kırmızıya boyanması gibi bazı küçük ayrıntıların üzerinde titizlikte durmuştur.İlginç,güzel,benzerine pek rastlanmayan, yan karakterlerin de öyküye çok şey kattığı bir filmdir ''Çiçek Abbas'', İlyas Salman, ''Sarı Mercedes'' teki otomobili  Balkız'dan önce bu filmdeki Ford minibüsü çok ama çok sevmiştir ki zaten Şakir'de o yüzden 'Erkek adam Ford mu kullanır,Allah'ın fordçusu' demiştir.










Filmin Notu.5/4.5
twitter.com/FilmNotlari





Sunday, July 14, 2013

Paralel Kurgunun Göz Bebeği



     

              Ringo ve Yolanda birbirlerine delicesine aşık bir soyguncu çiftidir.Ve bu soygun işine daha da heyecan katmak isteyen ikili bir plan yapar. Jules ve Vincent sıradan iki gangster.Patronları Marcellus Wallace'ı dolandırmaya çalışan birkaç serseriyi öldürmeye giderler. Wallace'ta en sıkı adamı boksör Butch'a büyük miktarda para kaldırmak için şike teklif eder.Kısasa kısas hesabı Butch teklifi kabul edip akabinde Wallace'u dolandırmayı planlar.Başka bir taraftan Vincent,patronu Wallace'un eşi Mia ile patronunun isteği üzerine onunla bir gece geçirecektir.Ancak Mia uyuşturucu bağımlısıdır.Ve dozu fazla aşınca Vincent'ı zor anlar bekleyecektir.Belalar yavaş yavaş katlanarak artarken Vincent ve Jules arabayla kazara birine çarparlar.Ve cesedi yok etmek için sabahın köründe soluğu çok yakın bir arkadaşlarının evinde alırlar.Ve asıl bomba kaderin cilvesi filmdeki bütün  karakterleri farklı mekanlarda,farklı zamanlarda eksantrik bir şekilde bir araya getirip daha karmaşık olaylara sürükleyecektir.


             

                  Aksiyon,gerilim,dram ve suç unsurlarını bir arada bulunduran filmin yönetmeni aksiyon ve mizanseni başarılı bir şekilde uygulayan,sinemanın haylaz ve aykırı adamı Quentin Tarantino.  Senaryo ve yapımcılığı da elden bırakmayan yönetmene senaryoda eşlik eden isim Roger Avary oluyor.1994 yapımı bu kült filmin başrollerinde: Johnn Travolta (Vincent) , Samuel L. Jackson (Jules) , Tim Roth (Ringo) ,Amanda Plummer (Yolanda) , Bruce Willis (Butch) , Wing Rhames (Marcellus Wallace ) ve Uma Thurman (Mia) gibi ünlü isimler yer alıyor. Pulp Fiction, ''En İyi Film'' dahil 7 dalda Oscar'a aday gösterilmiş ve ''En İyi Orijinal Senaryo'' ödülünü almıştır.Ayrıca 1994 Cannes Film Festivali'nde en iyi film ödülün alarak ''Altın Palmiye'' ödülünün de sahibi olmaya hak kazanmıştır. Uluslarası sinema sitesi IMDb'de (International Movie Database)
''Top 250 Movies'' kategorisinde 4.sırada yerini korumakta.



                 
                   Paralel kurgu ve mizansen senaryo açısından başyapıt niteliğinde bir film.Filmde aksiyon ve paralel kurgunun yanı sıra Tarantino, fetişzme de yönelik bir takım göndermeler yaptığı da mevcut.Oyunculuklar gayet muhteşem. Soundtrack'ler inanılmaz.Ayrıca ''Jules'' un Ezekiel'i okuyup Wallace'u dolandıran herifleri vurması, Vincent ve Mia'nın bardaki sevimli dansı ve ''Cesedi ortadan nasıl nizama ve tertipine uygun ortadan kaldırdıkları'' sekanslar tekrar tekrar izlenecek nitelikte.Bu film IMDb'deki sırasını uzun yıllar koruyacağına benziyor.




              



Filmin Notu:5/5
twitter.com/FilmNotlari

               
             


       

Thursday, July 11, 2013

İstila Sırası Zombilerde....


                

                  Gerry Lane,emektar BM istihbarat ajanıdır.Bir gün ailesiyle birlikte çıktıkları araba seyahatinde trafiğe sıkışırlar.Ve garip şeyler olmaktadır.Sokakta insanlar oradan oraya koşuşturmakta,arabalar havada uçmakta,şehrin dört bir yanında patlamalar olmaktadır.Tüm bunların nedeni şehri ve sonrasında tüm dünyayı kasıp kavuracak olan kuduz zombi salgınıdır.Hal böyle olunca dünyayı kurtarmak vesilesiyle BM,duruma el atar.Ve eski günlerin hatırına Gerry'yi yeniden göreve çağırır.Böylece Gerry Lane bir takım istihbarat arkadaşıyla dünyayı  ve ailesini zombi istilasından kurtarmak için canı pahasına da olsa kolları sıvamak zorundadır.

               Max Brooks'un aynı adlı romanından uyarlanan ''World War Z'' nin yönetmeni ''Quantum Of Solace'' ve ''Finding Neverland'' gibi filmleriyle tanınan Marc Forster üstleniyor.Yapımcılığını ve baş rolünü üstlenense Brad Pitt oluyor.Filmin diğer başrollerinde Mireille Enos, Daniella Kertesz ve James Badge Dale gibi isimler yer alıyor.


                 Uzaylılar,dev böcekler,eksantrik varlıklar,kuşlar ve şimdi de istila sırası zombilerde gözüküyor.Ve bilirsiniz bu tarz filmlerde başı ''Tom Cruise'' çeker.Bir o eksikti dediğimiz Brad Pitt'te maşallah filmde olmadığı sekans yok. ''Walking Dead'' vari bir hikayeyle karşımıza çıkan ''World War Z'' aksiyon ve bu tarz filmleri seven sinefillerin oldukça hoşuna gidebilir.Filmde oldukça gerilim ve heyecanında olduğunu söylemek gerek.Özellikle ikinci yarıdan itibaren ilerleyen sekanslarda. Bunun yanında filmin başlangıç anından itibaren birçok klişe ve bariz mantık hatalarının olduğu da apaçık ortada.Örnek verecek olursak( izleyenler bilir,spoiler da vermeyelim ama) ''uçak sekansı''  veya zombilerin İsrail'deki saldırı sekansları   en bariz örneklerinden biri....Bu arada İsrail demişken filmde inceden bir İsrail propagandasının olduğu da cidden utanç verici.


               Kısacası gene her zaman dediğim gibi fragmanda ne gördüyseniz,film size ne düşündürüyorsa odur.Çok vasat olmasa da aksiyon ve gerilim dozu yüksek bir film.Onun dışında gerisi hep bildiğimiz klişeler.


NOT:Filmi 3D izlemenize hiç gerek yok.Birkaç tane araba veya zombi düşüyor gözünüzün önüne.Bunun dışında yok

Filmin Notu:5/3
twitter.com/Sanatim_Sanat
twitter.com/FilmNotlari







     

Saturday, July 6, 2013

Biri Adalet Mi Dedi?



                   Butch Cavendish, Teksas'ın en acımasız haydutlarından biridir.Çetesiyle birlikte yaptığı katliamlar,halka yaptığı zulümlerden dolayı idama mahkum edilmiştir. Kasabanın demiryolu açılış töreninde onun idam edilmesi halka armağan olarak verilmiştir.Lakin onu kasabaya taşıyan tren vagonunu adamları rehin alınca Cavendish kaçmayı başarır. Cavendish, peşine düşen bölge süvarilerine katakulli yaparak suikast düzenler.Aralarından tek sağ kalan acemi süvari ve bölge savcısı John Reid'tir. Suikastte büyük kardeşini kaybeden John, Komançi kabilesinden sürgün edilmiş windigo avcısı  Tonto'yla beraber adalet ve kardeşinin intikamını almak için büyük ve eğlenceli bir maceraya atılır.Tabi bu esnada vahşi kapitalizm ve adalet için yapılan mücadeleyi de görmüş oluyoruz.


                  1930'lu yıllarda ABD'de önce bir radyo programı,sonra TV dizileri ve sinema filmleriyle adını duyuran The Lone Ranger (Maskeli Süvari) daha modern bir versiyonla karşımızda.İlk filmindeki klişeleriyle de dalga geçen filmin yönetmenliğini ''Karayip Korsanları'' ve ''Rango'''yla adından sıkça söz ettiren Gore Verbinski. Maskeli Süvari'yi Armie Hammer ve Tonto'yu Johnny Depp'in oynadığı filmin diğer başrollerinde William Fichtner (Cavendish),Tom Wilkinson,Ruth Wilson ve Helena Bonham Carter yer alıyor.Filmin müzikleri ise Hans Zimmer'a ait.


                 Film çok büyük beklentiyle ve Depp endeksli izlenmezse sevilebilir.Gayet eğlenceli,birazcık çocuksu çizgi roman tadında western komedisi seyri sunuyor.Oyunculuklara gelirsek. Tonto performansıyla karşımıza çıkan Johnny Depp'in bu performansının da iyi kötü bir gideri var.Çünkü Tonto filmin en eğlenceli anlar yaşatan karakteri.Zaten filmin başrolü olarak Tonto düşünülmüş..Helena Bonham Carter gibi bir yetenek afişte boy göstermesine rağmen filmin bir ya da iki sekansı dışında yok.Çok az dokunulmuş.Onun dışında diğer karakterlerin oyunculukları iyi.Filmin süresi yaklaşık 2 buçuk saat.Bu da  flashback ve geçmişe dönük sohbetleri içeren sekansların da filme katılmasıyla.

             


               Toparlayacak olursak film eğlenceli,sürükleyici,çocuksu tarzda komik bir western seyri sunuyor.Filmi izleyecekseniz lütfen sadece Depp için değil bir ''Disney'' yapımı olarak izleyin.İyi seyirler...



Filmin Notu:5/3


twitter.com/Sanatim_Sanat
twitter.com/FilmNotlari












Filmden çıkınca herkes neydi bu ''theme'' diyeceği için: